Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 23 Eyl 2019, 01:38

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 08 Ara 2008, 15:53 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Hz. İbrahim ve İsmail kıssası


Sevgim sizlere torunlarım. Bugün sizlere İbrahim ve İsmail peygamberin hikayesini anlatacağım.

İbrahim (a.s.) insanlara Allah’ın güzel davranışlarını ve kudretini göstermek üzere peygamber olarak gönderilmişti. Ve ateşe atıldığı zaman, imanının, kararlılığının ve gayretinin kuvvetini insanlara, meleklere ve diğer peygamberlere göstermişti.

Sonra bir gün Allah ona İsmail adında bir evlat verdi. İbrahim oğluna çok alaka ve sevgi gösterdi ve ona olan bağlılığı zamanla artmaya başladı.

Allah bu bağlılığa baktı ve dedi ki, “İbrahim, oğlunu bana kurban etmelisin. Sana bunu nasıl yapman gerektiğini anlatacağım. Gözlerin kıpırdamamalı, bedenin titrememeli ve kalbin tereddüt etmemeli. Burnun ve gözlerin nemlenmemeli bile. Yüzün bitkin görünmemeli. Bu kurbanı tebessüm eden bir çehreyle yapmalısın. Oğlunun yüzüne doğrudan bakmalısın ve o da senin yüzüne bakmalı. Önce üzerine bir miktar su serp ve ‘Bismillahirrahmanirrahim de: Sen yaratansın, koruyansın ve besleyensin.’ Sonra, oğlunun gözle-rine bakarken bıçağı almalı, onu boğazına yerleştirmeli ve boğazına üç kere sürmelisin.

“Bıçağı kullanırken elin sallanmamalı, parmakların titrememeli ve destek almak için hiç bir yere tutunmamalısın. Kalbinin atışı hızlanmamalı. Yüzünde mutluluk ifadesi olmalı ve oğlunu öldürmelisin.” Allah tüm bu sebat edilmesi gereken şartları ona bildirdi ve dedi ki, “İbrahim, oğlunu bu şekilde Bana kurban etmelisin ve bu kurbanın manasını anlamalısın.”

İbrahim (a.s.), yapmak zorunda olduğu şeyi düşündükçe cesareti kırıldı fakat oğlu dedi ki, “Ey babacığım, ne kadar yaşadığım önemli değil, Allah’ın beni kabul edeceği bir hale asla gelemeyebilirim. Eğer beni çağırdığı anda O’na gidemezsem, bir daha böyle bir şans elde edemeyebilirim. Bu sebeple, kederini bir tarafa koy ve Allah’ın emrettiği şekilde beni kurban et. Eğer sen yapmazsan ben kendimi O’na kurban edeceğim.” İsmail’in (a.s.) babasına söyledikleri bunlardı.

İbrahim oğlunun kalbindeki bu imanı ve kararlılığı görünce dedi ki, “Pekala İsmail. Allah’ın murad ettiği şekilde seni kurban edeceğim. Kurban etmemi buyurduğu dağa çıkalım” Ve birlikte dağa tırmandılar.

Sonra şeytan yanlarında beliriverdi. “İbrahim, sen bir insan değil misin? Sen bir baba değil misin? Hiç merhametin yok mu? Allah, Allah olabilir fakat bu çocuk senin öz evladın. Onu nasıl öldüreceksin? Hiç mi acıman yok? Hangi Tanrı böyle bir şey isteyebilir?”

İbrahim bağırdı, “Defol git şeytan! Ve ona bir taş fırlattı. Fakat şeytan geri geldi ve İbrahim ona bir taş daha attı. Sonra üçünü defa geri gelince İbrahim ona tekrar bir taş attı ve “Defol git şeytan!” diye haykırdı.

Sonra, Allah’ın emrettiği gibi oğlunun üzerine su serpti ve gülümseyen bir yüz ile onu kurban etmeye hazırladı. Birden bire Allah’ın emri yankılandı, “Dur İbrahim! Şimdi senin oğlun İsmail’i kabul ettim. Onun yerine kurban etmen için sana bir koyun gönderiyorum.” Ve böylece İbrahim oğlu yerine koyunu kurban etmiş oldu.

Sevgili torunlarım, bu hikayede anlatılmak istenileni kavramalıyız. Bu olay hakkında Kur’an’dan, hadislerden ve İncil’den okuyabilirsiniz. Fakat bunlar sadece dış manalardır. Daha derinliğe inmek zorundayız. Allah’ın neden İbrahim peygamberden oğlunu kurban etmesini istediğini anlamak zorundayız. Bunu Allah’ın zenginliği olan ilim ile anlamak zorundayız. İlmin içindeki ilim ile ve irfanın içindeki irfanla bunu idrak etmeliyiz. Bu içsel (enfüsi) manaları anlamak zorundayız. Allah insanı anlayabilme kapasitesiyle en şerefli varlık olarak yarattı. Meleklerin bile bilmedikleri şeyleri insanın bileceğini söyledi. Ve çünkü bu irfan ihsan edildiği için, insan her zaman iç manaları da araştırmalıdır.

Sevgili yavrularım, bu hikayeye irfanınızla bakın ve daha derinlemesine düşünmeye çalışın. Allah bir zalim yahut katil mi? İnsan kurban edilmesini ister mi? Bize hiç başkalarının hayatlarını kurban etmemizi söylemiş midir? Hayır, Allah bir katil değildir. Kurban kabul etmek O’nun görevi değildir. Tüm hayatlardaki hayat O’dur. Tüm irfanlardaki irfan ve tüm sevgilerdeki sevgi de O’dur. O merhametteki merhamettir. Tüm varlık-ları koruyan yaratıcıdır.

Bismillahirrahmanirrahim: Yaratır, korur ve besler. Bu O’nun görevidir. Tüm hayatlarda yaşayan O’dur. Tüm canlarda can olan katil olabilir mi? Eğer öyle olsaydı, kendisini öldürüyor olacaktı çünkü gerçekte hayat sahibi olan O’dur. Allah intihar mı edecek? Hayır. Bu yalnızca bir hikaye, dışsal bir örnek. İç manası çok farklı.

Eğer irfanımızla düşünürsek anlarız ki, İbrahim (a.s.) Allah’ın peygamberidir, yeryüzündeki temsilcisidir. O zamanda yeryüzünde başka peygamber yoktu. Allah tüm yönlerdeki kulları için bu tek peygamberi göndermişti. Ve hepsinin peygamberi olarak, adalet için tüm varlıkları kendi canı gibi görmesi önemliydi. Tüm hayat sahiplerini kendi hayatı gibi sevmek zorundaydı, tüm açlıkları kendi açlığı gibi hissetmesi, tüm hastalıklara kendisininki gibi muamele etmesi ve tüm dertleri kendi derdi gibi bilmesi gerekiyordu. Allah’ın sevgi ve adaletini hepsine eşit olarak verebilmek zorundaydı.

Fakat İbrahim oğluna fazla bağlandı, hatta Allah’tan bile fazla. Bu bencilce bağlılığı geliştirdi ve bundan dolayı birisi oğluyla boğuştuğunda yahut ona düşman olduğunda tarafsız kalamadı. Böyle bir mücadele karşısında gerçek bir adaletle duramadı. Oğlunu o kadar çok sevdi ki, tüm hayatları eşit düşünmeyi başaramadı. Diğerlerini İsmail’den daha az değerli gördü. Başka hayatların değer ve zenginliğini göremedi ve Allah’ı artık gerektiği biçimde sevmeyi başaramadı. Böylece başkalarına olan adalet, sevgi, güzel amel ve eşitlik duyguları azalmaya başladı.

Oğluna olan bağlılığıyla, İbrahim (a.s.) dünyayla ve vehimle bir bağ kurmaya başlamıştı. Yanılsama ve kan bağları onu değiştirmeye başlamıştı, bu sebeple artık Allah’ın vasıflarına ve adaletine uygun davranamıyordu. İşte bu sebeple Allah İbrahimden kurban kesmesini istedi. Fakat gerçekte öldürülmesi gereken oğlu değildi, bağlılığıydı. “Ey İbrahim,” dedi Allah, “başkalarının sıkıntılarını kendininki gibi görmedin. Ben seni peygamberim olarak gönderdim fakat buna rağmen oğlunla olan münasebetini, cahil bir insanın oğluyla olan münasebetinden farklı bulmadım. Bu aşırılıktan dolayı adaletten sapacaksın. İşte bu sebeple Benim emirlerim geldi, senin bencil sevgini kesmek için. Adaleti ancak Allah’tan başkasına bağlanmadığın zaman gösterebilirsin.”

Sevgili torunlarım, eğer Allah’ın sıfatlarına sahipseniz ve herkesi eşit seviyorsanız, tüm varlıklara adil olabilirsiniz. Fakat eğer kan bağlarınız varsa, adil olamazsınız. Bu sebeple Allah, İbrahim’den oğlunu kurban etmesini istedi. İbrahim gönüllü/ hazır olunca Allah dedi ki, “Ey İbrahim, oğlunu kabul ediyorum. Sana bağlılıklarınla yeryüzünde toplamış olduğun neşe ve kederleri temsil eden bir koyun gönderiyorum. Bunlar senin önünden gitmiş ve seni mahşer gününde bekliyor olacaklar fakat Ben onları sana bu koyun suretinde gönderiyorum. Şimdi bu sevinçleri ve kederleri kurban et. Hazır ol!”

Böylece, onu düzeltmek ve adaletini, eşitliğini, huzurunu ve sıfatlarını tekrar peygamberinde tesis etmek üzere, Allah İbrahim’e bağlılıklarını, karmasını, kan bağlarını, sevgisini ve bencilliğini kesmesini istedi. Ancak o zaman tüm varlıklara eşitlik gösterebileceği bir huzur haline erişebilecekti.

Bu hikaye hakkında düşünmelisiniz sevgili yavrularım. Eğer bencil bağlılık halindeyseniz, her durumda kararınız adalete ters düşecektir. Eğer bir hakim olsanız ve karınız komşunun karısıyla kavga etmiş olsa, hep karınızın tarafında olacaksınız. Eğer çocuğunuz komşunun çocuğuyla kavga etse, kararınız çocuğunuzdan taraf olacaktır. Annenizle başkasının annesi arasındaki bir ihtilafta bu adalet kılıcını kullanamayacaksınız. Böyle bağlılıklarınız olduğu sürece, nasıl bir durum ortaya çıkarsa çıksın adil olamayacaksınız.

İşte bu sebeple İbrahim (a.s.) bu dersi öğrenmiş oldu. Ona gerçekte İsmail’i değil, kendi bağlılıklarını kurban etmesi söylendi. Bunu yapınca da Allah, mükemmel bir dere-ceye erişmiş olan İsmail’i kabul etti.

Bu hikaye gerçek adaleti açıklamaktadır. Bir peygamber için adaletsiz olmak düşünülebilir mi? Bir peygamberin davranışlarına bu durum ters düşmez mi? Allah’ın bir peygamber aşırılık gösterebilir mi? Eğer böyle yapmışsa başkasından ne farkı kalır? Allah’ın adaletiyle nasıl davranılır? Allah’ın sevgisi nasıl olur? İnsanlara Allah’ın sıfatları nasıl verilir? Bunu gerçekten düşünmek zorundayız. Bu hikayedeki manaları anlamak zorundayız. Bu durum İbrahim peygamberin başına, bir şeyi kesip uzaklaştırmak ve ötesine götürmek için geldi. Doğru olanı almalı ve yanlış olanı uzaklaştırmalıydı.

Torunlarım, bu durum bir hakim, alelade bir insan, bir bilge ve herkes için doğrudur. Bu hikaye size kendi hatalarınızı kesmeyi öğretebilir, böylece bulunduğunuz durumdan daha yüksek bir hale geçebilirsiniz. Böylesi bir hikayenin dersi budur.

Sevgili torunlarım, bir kere Allah’ın emirlerini ve peygamberlerin davranışlarını anladık mı, Hakk’ın seviyesine yükselmeye çalışmalıyız. Bunun gibi, kamil bir insanın sözlerini anlamaya başladığımızda da, onun içinde bulunduğu hali görmeli ve ona ulaşmaya çalışmalıyız. Aynı halde kaldığımız sürece, gün doğumundan gün batımına kadar herşeyi biliyor olsak da, hiçbir şeyi tam olarak anlamamış olacağız. Onun halinde olma-dığımız sürece, onun konuştuğu zamana ve ortama kendimizi götürmeli ve şartları dikkatle düşünmeliyiz. O zaman mana bize gelmeye başlar. İşte kutsal ilmi bu şekilde çalışmalıyız. Bunları yapmadan, kamil bir insanın sözlerini anlayamayacağız.

Sevgim sizlere yavrularım. Bunu anlamalıyız. Peygamberlere olan şeyler hakkında dünyanın pek çok farklı görüşleri vardır. Ve bazı insanlar bu yorumlar yüzünden peygamberlere olan inançlarını kaybetmişlerdir. Peygamberlerin ve Allah’ımızın sözlerini, konuşulduğu zaman ve yer düşünülerek ve nasıl bir ortamda cereyan ettiği anlaşılarak değerlendirilmelidir. Kendimizi gerçekten oraya koymalı ve iç manasını bulmaya çalışmalıyız. Başka türlü anlayamayız. Sevgili yavrularım, Allah size güzel vasıflar ve irfan versin.


M.R. Bawa Muhyiddin

Konu ile ilgili ayetler:

[SÂFFÂT 37]

100. Rabbım! bana salihînden ihsan buyur
101.Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik
102.Vakta ki yanında koşmak çağına erdi, ey yavrum! dedi ben menamda görüyorum ki ben seni boğazlıyorum, artık bak ne görüyorsun! ey babacığım dedi: ne emrolunuyorsan yap! beni inşaallah sabirînden bulacaksın
103.Vaktâ ki bu suretle ikisi de teslim oldular ve onu tuttu şakağına yıktı
104.Ve şöyle ona nida ettik: ya İbrahim!
105.Ru'yayı gerçek tasdık eyledin, biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere
106.Şübhesiz ki bu açık bir ibtilâ, kat'î bir imtihan
107.Dedik ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
108.Namına da bıraktık sonrakiler içinde
109.Selâm İbrahime
110.Böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere


Elmalili Hamdi Yazir Meali kullanilmistir.

www.muhammedinur.com

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 08 Ara 2008, 20:43 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 Oca 2008, 02:00
Mesajlar: 1288
Değerli kardeşim Gariban, bugün ikinci kez akıttın gözüm yaşların. Bawa babanın bizi odakladığı bu konu hayatımızın merkezinde olan ve çoğu çıkmazlarımızın adeta çözüm noktası olan bir bilgi.
ALLAHı bilmek ve sevmek konusu gelmiş geçmiş insanların çoğunluğunun derinden etkilendiği, bu uğurda canların yandığı, mahzun ve mahrum gidildiği bir hakikat. Anımızda da olduğu gibi. Müslüman olsun olmasın pekçok insanın kilit noktasında bu konu var. ALLAHI sevmek...

Sevmek öyle bir ikram ki HAKK tarafından, bilenlere... Öyle sevdim demekle olmuyor, bitmiyor. Dile kolay kalbe Azim bir durum...


Sevgi işlerimize, halimize yansıdığında bellolur. Dilimizde gezen boş bir sözcük olmamalı. Cana işlemeli, canlar yakmalı. Aşıkların feryadı bundan değil mi? Sevgide şikayet olmaz, öyle kaplamıştır ki arzdan arşa alemi, şikayete, kızmaya, kerih görmeye yer kalmamıştır.

ALLAH sevgisidir sevginin aslı ve hakikati. Her seviyorum dediğimizde sevdiğimiz aslında HAKKtır. Kaynağından doğan kaynağına dönmekte, devran etmektedir. Adını insan adı koyun ya da eşya adı koyun farketmez. Sevdiğimiz ne olursa olsun Onda ONU görmekte ve ONU sevmekteyiz.

Bu durumda, beni sevme ALLAHI sev dememiz ya da onu sevme ALLAHI sev dememiz sevmenin ne olduğunu bilmemezliğimize işarettir. Sevdiğimiz zahir unsur ne olursa olsun Ayşe, Mustafa, Taş, Kuş her ne ise ne anlamı var ondaki ONSUZ? Öyle olsaydı insanlar sevdikleri öldüğünde ağıt ve figan içinde iken bile cesedini bir an önce toprağa koyup evlerine dönerler miydi? Bedendeki candır O ruhtur O ve sevilen de işte bu HAYY olandır. İşte sevdiğimizin ne olduğunun bilincinde olmamıza vesiledir sanırım ki Kurban, et kemikse sevilen kurban edilir kesilir kanı yere akar cansa ruhsa sevdiğimiz bağışlanmıştır bize inşallah.


Yıllar önce dinlediğim güzel bir kıssayı size hatırlatmak isterim, zira çoğumuz bilmekteyizdir,

Bir gün Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz Hz. Ali'ye (k.s) sorar.
Ya Ali,
ALLAHI sever misin?
-Evet Yâ Resûlullah,
Beni sever misin?
-Evet Yâ Resûlullah,
Fâtıma'yı sever misin?
-Evet Yâ Resûlullah,
Hasan ve Hüseyni sever misin?
-Evet Yâ Resûlullah...
Ya Ali bunca sevgi bir kalbe nasıl sığar?...

Hz. Ali (k.s)mahzun bir vaziyette evine gider. Hz. Fâtıma(r.a) görünce ne oldu bir derdin mi var? der. Olanları anlatır. Hz. Fâtıma(r.a) Resul kızı, Yâ Ali, demedin mi ki ,
Yâ Resûlullah seni ALLAH'ın Habîbi ve Resûlu olduğun için severim.
Fâtıma'yı bana ALLAH'ın emâneti olduğun için severim.
Hasan ve Hüseyni bana ALLAH'ın hediyesi olduğu için severim...

Bunu öğrenince yüreğinde rahatlık ve sevinç ile Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin yanına varır. Hz. Fâtıma'nın(r.a) dediği gibi aynen söyler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bunu doğrular."


Bizi bağlayan, canımızı acıtan nokta düğümlendiğimiz, kilitlendiğimiz nokta burası. Seviyoruz herşeyi herkesi, Herşeyden ve herkesten razıyız inşallah ALLAH'a olan coşkun ve aşkın sevgimiz nedeni ile. ONUN sevgisi bizi öyle sarıp sarmalamış, öyle fani etmiş ki içinde gaflet ile şunu bunu sevdiğimizi sanmaktayız. Buradaki gaflet ilahi ikram olan gaflettir. Kulihvanımızın dediği gibi Keban enerjisine doğrudan bağlanmak yakıcıdır, Kebandan enerjiyi alacak ve dağıtacak olan enerji hatlarına bağlanmakla Kebana bağlanmak hem aynıdır hem aynı değildir.

Bu durumda sevgimize yol verelim, ALLAH için yol kesici olmayalım, saygı duyalım, selam dileyelim, kalplerimizden İsa doğsun, konuşsun, Meryem'i temize çıkarsın. Ki O ALLAH katından görevle gönderilmiş olan Ruh'ul-Kudusun üfürmesi ile olmuştur.


İbrahim (a.s) dan istenen,

“Bıçağı kullanırken elin sallanmamalı, parmakların titrememeli ve destek almak için hiç bir yere tutunmamalısın. Kalbinin atışı hızlanmamalı. Yüzünde mutluluk ifadesi olmalı ve oğlunu öldürmelisin.” Allah tüm bu sebat edilmesi gereken şartları ona bildirdi ve dedi ki, “İbrahim, oğlunu bu şekilde Bana kurban etmelisin ve bu kurbanın manasını anlamalısın.”

Elin titremeden, kalp oynamadan, kıl kıpırdamadan kurban edeceğimiz sevgi bağlılığı İbrahim makamında sorumlu olacağımız bir haldir ki o da o makama erildiğinde yaşanır. İnşallah tam bir hanif olarak yüzümüzü dine, ALLAH düzenine çeviririz o düzenin çarkında devran etmeye başlarız. Bu makama ulaşıncaya kadar yaşanılan haller içinde ise değişik aşamalardan geçerek geldiğimiz bir duraktır bahsettiğim. Bu durakta herkes ALLAH için sevilmekte ve sevmektedir, idrak içinde olunsa da olunmasa da.

Sürçi lisan ettik ise affola.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 09 Ara 2008, 03:01 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Sevgili Gullale ablam,
Gözü yaşlı ablam, güzel insan, rahmetli can dost. Yine esmişsin ama güzel bir esinti ile Allah razı olsun. Söylediklerinde çok haklısın, Fatıma annemizin söylediği bu şeyleri Hz.Ali, Resulullah sav'e iletince Resulullah SAV hemen o sözlerde peygamber kızının izi olduğunu bilmişti. Rabbim şefaatlerine nail eylesin cümlemizi.
Bende çocuklarımı ve sizleri severken böyle şeyler düşünmekteyim.


"Allahım senden senin sevgini,
Seni sevenin sevgisini
ve bizleri sana yöneltenin sevgisini dileriz,
aşkını niyaz ederiz"
Amin Ya Vedud.


Selam sevgi ve muhammedi kardeşlikle
Gariban

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 09 Ara 2008, 05:44 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 487
kıymetli gariban
Bu mubarek günde, yine aynı hisle BAWA k.s hazretlerinin dizinin dibinde oturuş şeklimizle sanki kendi ağzından dinledik. Rıza bulunuz inşallah.

Selametle ve dua ile SEVGİ kardeşliğine.....

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 4 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye