Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 23 Eyl 2019, 01:35

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 08 Oca 2008, 06:50 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Bu konuyu facebook'ta paylan!
RESONANCE OF ALLAH

Resim


EVVEL'DE RUHLARIN HAYRI VE ŞERRİ SEÇİMİ - I
BAWA MUHYİDDİN (ks) HAZRETLERİ

Muhammed Rahîm Bawa Muhyiddîn Hakkında :

M.R.Bawa Muhaiyaddeen’in kişisel öz geçmişi hakkında , 50 yıl önce Sri Lanka’nın ormanlarında belirmesi ve kendisinden öğretmesi istenilmesinden öncesine ait çok az bir bilgi mevcuttur. O zâten kendisinden çok nadiren bahsetti ve asla bir Tanrı üzerinde odaklaşmaktan sapmadı.

Hakikat hiç bir sınır ve çevreleyen bölümlere sahip olmadığından, asla herhangi bir görüşle sınırlanamaz .

Böylece, tamamıyle ümmi olmasına rağmen, bir hindliyle Tanrı hakkında hinduizm’in detaylı sözcükleriyle konuşurdu, bir yahudi yada katolik ile katoliklik ve yahudiliğin detaylı terimleriyle konuşurdu, bir müslümana da İslâm’i terimler ile konusurdu.

Fakat bir ateiste karsı bir araba tamircisiymiş gibiydi ve Tanrı hakkında arabalarla ilgili teknik kelimelerle konuşur, her ne sözcük kişiye kolay gelirse ona öyle açıklama yapardı.

Onun fiilleri konuştuğu hakikatin yasayan bir örneğiydi.
O o anda her ne gerekliyse, o hakikatin bir örneğiydi.
O, bazen kendini “karınca adam” olarak adlandırırdı yada en küçük karıncadan bile daha küçük olan bir karınca.

M.R .Bawa Muhaiyaddeen artık fiziksel olarak bizimle değil. 8 Aralık 1986’da vefat etti.

Gerçek ve kesinlikle saf bir velî bulmak enderden de enderdir.
Tamamen Tanrının niteliklerine teslim olmuş, söyledikleri ile ve kendi ile arasında herhangi bir boşluk bulunmayan, söyledikleri hakikat olan bir kişiyi bulmak çok zordur.

Böyle bir kisiyi bulmak , onunla kendimizi bulabilip hakikatlerimizi görebileceğimiz bir saf aynayı bulmak gibidir.

Böyle mükemmel bir rehber, tanrıyla sürekli olarak bağlantıda yasar.
Bu bağlantı asla doğmaz ve asla ölmez.

Bu bağlantı şeyh ve Tanrının hakikatının öğretileridir.

Bu tanıtım Bawa Muhaiyaddeen’in Dostları adlı sitenin Bawa hakkında yazdığı tanıtımdan türkçeye çevrilmiştir.
Orjinali için bkz. “http://www.bmf.org”

EK :

1900 yıllarında Sri Lanka’nın ormanlarında hacılar tarafından inziva hayatı yaşarken bulunmuştur.

Sohbetlerine katılmışlar ve sonra şehre inip öğretilerini anlatmış ermiş ERENlerden olan Muhammed Rahim Bawa Muhyiddin Hazretleri 1971 yılında Amerikaya çağrılmış, gitmiştir. Dünyanın pek çok yerinden pek çok kimselere sohbetler etmiştir.

8 Aralık 1986’da Hakk'a yürümüştür.
Yurdumuzda ancak bazı yazılarının tercümesi bulunduğundan tanınmamıştır.

Bizler değerli düşünce dervişi, Gariban üyemiz,
Barbaros can kardeşimle birlikte elden ve gönülden geldiğince;

Bu Nur Sitemizde, Gönül Tekkemizde ve Hasbî Hizmet Sahrasında hizmette olacağız inşâallah...


Latif Yıldız



Çevirmenin Önsözü:

Sevgili dostlarım!
Bu metni Bawa Muhyiddin’in “Resonance of Allah: Allah'ın Rezonansi” adlı kitabının içinde bulunan 21.bölümden Türkçeye çevirmeye çalıştım.
Türkçe çevirisi, İngilizce kaynaktan yapılmıştır.
Bawa'nın konuşma dili Tamil'cedir.
Kusurlarımın affını Yüce Allah’tan diliyorum.

Rezone etmek fizikte rezonans yapmak yani tınlamak ve belli bir frekansta titreşmek mânâsınadır.
Kalbdeki Allah isminin titreşimi gibide düşünebilirsiniz. Gözümüzün görüp görmedigi bütün ışık ve ışınlar titreşerek bize ulaşmakta.
Zerre (atom) dahi sürekli titreşim içerisinde ve Allah’ı tesbih etmede, Allah ismi de kalpte bir titreşim halinde mesela Bawa (ks) bir konuşmasında zikri öğretirken şu kelimeleri kullanıyor:

"
Tanrı bir Kudrettir,
Kudret (Kuvvet) Nûr (ışık) olur,
Nûr titreşime dönüşür,
Titreşim ses olur,
Ses kelime olur,
Kelime dil olur,
Dil yazıt olur
Bunun gibi
Kaynağa geri dön!
"


Şimdi bunu biraz daha açalım, rezonans kelimesi bazen fizikte iki frekansın bir birine uyumu olarakta bilinir.
Dr.Münir Derman’ın bahsettiği radyo örneğini hatırlıyalım, bu radyo cihazı belli titreşimde rezone eden dalgaları alır fakat bu titreşime cihazın frekansının uyması yani o rezonansı cihazın yakalaması gerekir işte tecellinin vuku bulması için kalbin rezonansı yakalayışına işaret ediliyor diye düşünüyorum.

Imanın 6 şartından birisi olan "Hayr'ın ve Şerrin Allah”tan geldiğine inanmak" olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bu hayır ve şerr kavramı, bir çoklarımız tarafından kader ile bağlantılı olarak saplantılara girdiğimiz ve Elest Bezmi dediğimiz kısımla da ilişkili olan bir konudur ve hepimiz bu konuyu açacak biraz daha bizleri bilgilendirecek bir ışık ararız.
Allah'a şükürler olsun ki bizlere bazı bilmediklerimizi açıklayan, bazı bilmediğimiz şeylerin mânâlarına biraz da olsa nur saçan böyle velîler daima var olmuştur.

Bu yazıda, Bawa Muhyiddin Hazretleri (k.s) Allah ondan razı olsun, bize evvelde ruhların şahit tutuldukları bu Elest Bezmi hadisesinde, ruhlar ile Allah arasında geçmiş olan diyaloğları, ruhların hayır ve şerri seçmelerini, yer yer kendisi bir mikrofon olarak açıklamaya ve bizleri bu hususlarda biraz da olsun bilgilendirmeye gayret etmiştir.
Şimdi biz sözü kısa tutalım ve Bawa Muhyiddin hazretlerinin bu konularda ne dediğini hep birlikte okuyalım.



Selam Sevgi ve Dualarımla...
Barbaros Sert
Basildon –İngiltere




Bölüm 1:


Muhammed Rahim Bawa Muhyiddin (r.a)'in "Resonance of Allah" kitabından (Allah'ın Rezonansı, Bölüm 21. Sayfa 599-615)

KÂMÌL ŞEYH’TEN BİR AÇIKLAMA
EVVEL’DE RUHLAR, HAYIR VE ŞERR ARASINDA SEÇİMİ NASIL YAPTILAR-I
:


Allah’ın yüceliğini (övgüsünü) yalnız Allah bilir (Elhamdülillah).
O’nun kudret ve yaratışını sadece Allah bilir.
Âmin.


BİSMİLLAHİR-RAHMÂNİR-RAHÎM

Canımın rahmetinin çocukları!
Burada, sizin irfanınız ve Benimki için çok önemli bazı bilgiler var. Bunu idrakinizin (algılarınızın) irfanının temizliğini kullanarak analiz edip incelemeliyiz ve açık bir anlayışa gelmeliyiz.

Çocuklarım!
Biz, Allah’ın sevgisinin şefkati ile eşrefu’l- mahlûkat olarak yaratılmış insanlığız.
Bizim inancımız şu ki; Subhan Allahu Teâlâ, Resûlullah Muhammed (sav)’e 6666 âyet indirmiştir ki bunlar
Thiru Kuran’ın[1] ilâhî sözüdür ve bu âyetler Arapça bir dilde Furkan (İslam) denilen yazıya indirilmiştir.
Ve biz bunun Hak olduğuna inanırız.

Bununla birlikte; Şam’ın (Suriye) sakinleri Kur’ân’ın 6250 âyete bölünmesi gerektiğine inanıyordu.
Kûfe halkının görüşüne göre ise orada 6236 âyet vardır.
Bunun yanında; Hindistan ve Mısır’da basılmış Kur’ân ın eski kopyalarının sayısı buydu.
Basra halkı kati bir şekilde açıkladı ki 6216 âyet vardır.
İbn Mas’ud inanıyordu ki 6218 âyet vardır.
Ismail Ibn Cafer ‘in görüşüne göre ise âyetlerin sayısı 6214’tür. Mekke’nin bazı sakinleri 6212 âyet olduğuna karar kılmışken, Irak’taki halktan bazıları 6214 âyet üzerinde kesin bir görüşe varmışlar idi
(2).

[1] Thiru Kuran: öncül iç Kur’ân.
İnsanın iç kalbinde kaydedilmiş olan iç Kur’ân dır.
Üç âlemin bütün sırları ve özleri Allah tarafından onda gömülmüştür.

(2) Âyetlerin sayısındaki farklılık farklı yönlerde guruplanması nispeti iledir, yoksa ne bir sözcük eklenmiştir nede bir sözcük çıkarılmıştır.


Âyetlerin sayısındaki hesaplamalardaki farklılıklara rağmen, sûrelerin, harflerin ve cümlelerin sayısı hakkında kesinlikle hiç bir görüş farklılığı yoktur.
Bu nedenle âyetlerin sayısına yönelik farklılıklar, Kur’ân ın içeriğinden tek bir harf, sözcük ya da cümle dahi eksiltmemiş ya da çoğaltmamıştır.

Âyetlerin sayısındaki hesaplamaların farklı olmalarına rağmen, en genel görüş 6666 âyet olduğudur.
Bu görüşlerin en meşhur kaynağı, asil hanım, kudsal Peygamberimiz (sav)’in eşi olan Ayşe (r.a) vâlidemizdir.

Kur’ân bütün dünyadaki diğer dini yazıların hepsinden daha geniş incelemeye tabi tutulmuştur.
İnsanlar işi Elif’leri, Ba’ları, Ta’ları v.b
[3] sayısını saymaya kadar götürmüşlerdir ve hatta noktaların sayısını ve harflerin üzerlerindeki ve altlarındaki işaretlerin sayısını ki bunlar doğru seslendirme ve vurgulamaya yardımcı olurlar, bunları dahi saydılar.
Bütün bu tahlillerin sonucu olarak, Kur’ân hakkında çok geniş miktarda bir literatür yazıldı.

Başlangıçtan beri böyle tutanaklı bir biçimde analiz edildiğinden dolayı, birisinin bir cümle, sözcük, bir harf, ya da hatta ve hatta bir noktalama işareti dahi değişiklik yapma imkânı yoktur.
Hiç kimse ona en küçük bir parça ne ekleyebilir nede ondan çıkarabilir.

Bu yüzden noktalama (diatrical) işaretleri ile değişimden korunmuştur ki bunlar sözcüklerin doğru seslendirebileceğimiz yerlerine yerleştirilmişlerdir
[4]. Biz insan olanların şunu anlamamız lâzım ki, ne kadar sayım yapılırsa yapılsın Kur’ân değiştirilmemiştir.

Bunun yanında çocuklarım; Kur’ân onun âyetlerinde icerilen anlamları nasıl pratiğe dökebileceğimizi bize söylemiştir.
Bu mânâları anlamaya ek olarak, bu âyetler tarafından rezone edilen açıklamaların bilincinde de olmalıyız, açıklamalar ki bunlar onlarda içerilen önem ve alt mânâları açığa çıkarırlar.


[3] Arapça alfabenin ilk üç harfi.

[4] Orijinal Kur’ân hiç bir (diatrical marks) okuma işaretine sahip değildi, bu yüzden insanlar onu Arapça nasıl seslendireceklerini bilmiyorlardı ve yanlış bir şekilde okuyorlardı.
Bu okuma işaretleri Kur’ânin yanlış mânâ vermesine yol açacak bir şekilde okunmasını engellemek için getirildiler.


Hadi şimdi Kur’ân daki açıklamaların birinden çıkan bir olayı dikkate alalım. “Hayır” ve “Şerr”, her ikisi de bizim için Allah tarafından yaratıldı. “Hayır” ve “Şerr” her ikiside yaratılışın başlangıcında, evvel kadar geride, Allah tarafından bizim için yaratılmıştır.
Allahu Teâlâ’nin ilâhî sözleri âyetlerin birisinde bunu bize söylemektedir ve biz ki insan olarak O’nun mahlûkatının en şereflisiyiz, simdi bunu bilin.
Orada ayni şeyi söyleyen diğer âyetlerde vardır.

Allahu Teâlâ evvelde, bütün yaşamları ve herşeyin hepsini, onların her birindeki Hayır ve Şerr ile birlikte yaratılış zamanında açığa çıkardı[/color[color=orange]] (ortaya koydu)
ve irfanımızın katiyeti ile biz biliyoruz ki her şey buna göre olmaktadır.

Bundan öte, Allahu Teâlâ, Ruhu
(açıklığı ile ışığı ile görünümü ile ve parlaklığı ile) en güzel sekli ile iyi (Hayır) olarak ortaya çıkardı. Ruh’u parlattı ve evvelde kendisinde pırıldattı (Işık saçtırdı), ve sonra, bütün ruhları onun önünde toplayarak, onlara baktı ve dedi ki “Ben sizin ilâhînızım, sizi yaratmış olan Rabbinizim ve siz Benim “Hayır”ım, iyi olan hazinemsiniz.
Bende istikrar kılacak mısınız?
Bana bakın ve cevap verin.”


Bunun üzerine, bütün ruhlar (ki onlar O’nun ‘Hayır’ıdır.)O’na baktı ve hayretlerini ifade ederek, “Ya Rabbi! Sen bizim Rabbimizsin! (Sen bizim Allah’ımızsın!)” dediler. Yaradılışın başlangıcında, evvelde bütün ruhlar şüphesiz ve kati olarak öyle dediler.

Allah’ın
“Hayr”ı ve onun sebepleri hakkında konuşmaya teşebbüs edersek, milyonlar üzerine milyonlarca mânâya sahip olduğunu bulacağız.
Bu nedenle, onun hakkında konuşmak gerekli iken, bu safhada onun üzerinde konuyu fazla genişletmeyeceğiz, fakat sadece onun küçük bir parçasını anlamaya çalışın!

İste böylece,
“Hayır” (iyi) olan ruhlar, evvel de Allah'a baktılar ve dediler ki : “Ey Allah ımız! Rabbimiz!
Senden başka ilah yok!
Biz senin gibi hiç bir sey görmedik ya da bilmedik.
Biz senden başka hiç bir Tanrıya inanmayız.
Ne de biz bir başkasında karar kılarız.
Senin haricinde bize yardım eden yok, tek olan sensin ey bizi yaratan Rabbimiz.
Biz her ne şekilde ya da her ne sûret üstlenirsek üstlenelim bizim bolluğumuz (Bereketimiz, kelimenin bütünlük mânâsı da vardır) senin yardımın olacaktır.
Bir şeriki ve eşiti olmayan, yalnız sen bizim ilâhîmiz olacaksın hep.”

Bütün ruhlar (Hayır), Allah’a tevazu ve saygı ile ibadet edip secde ettikleri sırada, istikrar ve iman ile böyle dediler.

Bunu görünce,
"BİR" olan Allah onlara baktı ve : “Ey ruhlar ki, siz Benim “Hayr” ımsınız (Benim iyimsiniz)! Orada, hâlâ Benim hakkımda bilmeniz gereken önemli şeyler var.
Bu sebepten dolayı,
“Evvel” in kendisinde, Zât (Benim özüm), Sıfat (mahlûkatlar), Esrar (sırlarım), Hayır (iyi) ve Şerr (kötü)denilen sayısız milyonlar üzerine milyonları yarattım.
Sizi kendimden en yüce
(asıl) şekilde bir kalıpta (sûrette) çıkardım, öyle ki onların öneminin, onların rezonansının ve onların hayır ve şerrinin bilincine varasınız ve bunun yanında Beni ve Seni bilesiniz diye.
Böylece sizi parlak bir nur ile giydirdim ki o Benim
“Hayr” ımdır, öyle ki siz Benim hakkımdaki, sizin ] (Hayır) hakkınızdaki ve yarattığım “Şerr” olan dünyadan dallanan illüzyonun karanlığının sebep olduğu vehimler (Mayakkam) hakkındaki açıklamaları öğrenin diye.
Benim
“Hayr” ımdan, Zât’ımı, Sıfatımı, Sırrımı ve Şerrimi[5] yaratacağım ve sizi “Sıfat” olarak çıkaracağım ve sizi onlara yerleştireceğim ki Benim Sırrım olarak parlayabilesiniz ve Benim Hayrımı ve Şerrimi anlayıp bilesiniz.

[5] Zât: Allah’ın özü onun rahmeti,
Sıfat: Allah’ın nitelikleri ya da hilkati,
Sır: Allah’ın insandaki saklı sırrı
Şerr: Kötü.


Bir kere bütün bunu anladığınız zaman, (siz Benim Hayrım olduğunuzdan) Rabbinizi bilmelisiniz.
Bu nedenle, hilkatimin
(Sıfat) cevherinden bir sûret yaratacağım ve sırrımı (Sırr) bu sûrete yerleştireceğim.
Bunun yanında, bu sûrete sizi yani Ruhu
(Benim Hayrım ya da iyim),Zâtî (Benim özüm) veŞerri (kötü ya da dünyanın sebep olduğu karanlık zehir ) yerleştireceğim.
Bütün bunlara daha önce Evvel Ervah’ta, ilâhî âlem yani ruhlar âleminde şekil vermiştim.

Ey Ruh, Ey Benim Hayrım olan ruh!
Ben yarattığım bazı şeylerden
(5 elementten) bir sûret yaratacağım ve seni bu sûrete yerleştireceğim.
Benim Sırrım olan dünyaya gitmelisin ve Benim Hayrım olan şeyleri ve Şerr olan şeyleri öğrenmelisin ve bu her ikisi hakkında da açık seçik bir anlayış kazanmalısın. “


Allah bunun ötesinde dedi ki “ Ya ruh, Ya Ruh!
Sen Benim iyi hazinem, Benim Hayrımsın!
Öyle olsa bile, Benim özümün (Zâtımın) rahmeti tarafından temin edilen açıklamanın rezonansından (bu kelimenin açıklaması için girişteki çevirmenin ön sözü kısmına bakınız!) doğru anlayış kazanmaya çalışmalısın.
Şimdi sana iki şey göstereceğim.
Bu iki şeyden hangisini seçtiğini Bana söylemelisin .”
Böyle diyerek, Allah Sırrını ve Şerri, iyi olan ruhların (Hayır) önünde yerleştirdi.
Ruhlar bunu gördükleri zaman sordular:
“Ya Rabbi!
Bu iki şeyde nedir?”


Buna Allah cevap verdi :
“Ey ruhlar! [6]. Birisi dünya, toprak dünyadır ki o Benim Sırrımdır (Sır). Diğeri illizyonun karanlığının pırıltısı olan Nefsaniyettir ki o kötüdür (Şerr).
Benim sırrım donuk bir toprak kap iken kötü olan (Şerr) ise ilüzyonun pırıltıları ile parlayan bakir bir kaptır.
Onların ikisi de, Evvel Ervahta siz iyi (Hayır) olarak yaratıldığınız sırada, Benim tarafımdan yaratıldılar, Simdi bu kaplardan hangisini seçmek istersiniz?
Topraktan yapılmış Benim Sırrım olan kabı mı?
Yoksa ilüzyonun karanlığında parlayan pırıltılardan yapılmış olan parlayan kabımı tercih edersiniz?”


Resim
Toprak kap

Resim
Bakır kap

Bunu işittiklerinde, ruhlardan bazıları yalvardı :
“ Ey Rabbimiz! Allah’ımız!
Bize bu ikisinin karakteristiklerini ve önemini ve onların her biriyle ilişkili olan sonuçlarını açıklayabilir misin?”


Bunu işittiğinde, Allahu Teâlâ, O’nun hayrı olan ruhlara baktı ve cevap verdi :
“Ey Ruhlar!
İşte burada Toprak kap.
O Benim Sırrım.
Bu toprak ile Ben bütün şeyleri yaratacağım-tamam olan şeyleri.
Zâtımın bütün sırları bu toprakta gömülüdür ve bu toprak ile Ben sıfatım olan her şeyi ortaya çıkaracağım.
Ben bu Sıfatları koruyacağım, onları besleyeceğim ve onları Benim Hayrım (iyi) olanları beslemek için kullanacağım.
Sadece Benim iyi olanlar bu sırrı fark edecek kapasiteye sahip olacaklar.
Bu sırrı anlarsanız, özümün bütün sırlarını öğreneceksiniz ve Beni anlayacaksınız ve bunun yanında yarattığım iyiyi ve kötüyü de anlayacaksınız.
İyi olanlar sırrı ve kötüyü açık bir şekilde anladıkları ve fark ettikleri zaman ve bu sırrı fark ettiklerinde, kötüyü atarlar, işte o günde bir kez daha, Bana katılacaklar ve onları yaratan Rab olan Bende parıldayacaklar.


[6] M.R.Bawa Muhaiyadden’e (ks), ruhların (Hayır) bir araya getirilmesinde bütün ruhların mı bir araya getirildiği yoksa yalnız 6.çeşit hayat türü olan, nur yaşam yani insan yaşamı olanların mı içerildiği (kastedildiği) soruldu.

Onun cevabi: İlk olarak ışınlar şekilsiz olarak düştüler, tıpkı suyun sıcak bir demire düşmesi ve farklı yönlere sprey etmesi gibi.
6 farklı yere düştüler ve düştükleri yere bağımlı olarak toprak, su, ateş, hava, esir ve insan ruhu olan 6. Çeşit hayatın hayatı oldular.
Allah daha sonra yaşamları kendine geri çağırdı ve onları bir kez daha gönderdi fakat 6 yaşamı ikinci bir kez göndermeden önce, sadece insan hayatlarını (ışık yaşamları) bir araya topladı ve onlara sordu : “Hangisini istersiniz, toprak kabımı yoksa bakır kabı mı?”
Soru sadece onlara soruldu, bütün 6 çeşit yaşamın hepsine değil.


“Bu anlayışa sahip olan Mahlûkat, evvel zamanında, başlangıçta bu toprak kabı, Benim Sırrımı Benden bir sır olarak Kabul edecekler.
Böyle insanlar
(toprak kabı kabul edenler) bu dünyada söylenmedik zorluklara tabi tutulacaklar.
Kötü olanlar tarafından karalanacaklar (iftiralara uğrayacaklar) ve dışlanacaklar ve bu kötü olanlar Benim Sırrıma, Benim özüm (Zât) olan rahmetime, Hayır olan siz ruhlara ve yaratıcıları olan Bana zulmedecekler.
Bunun yüzünden, toprak kabı seçenler,
(Benim özüm, sırrım), Benim Sırrım olan bu dünyada yasayacak bir yer bile bulamamak ile bedeli ödemek zorunda kalacaklar.

Bu toprak kabı seçenlerin üzerine düşecek olan çile ve sıkıntıların genişliğini size tanımlayamam bile.
Bu kötü olanlar
(Şerr) onların üzerine çok fazla ızdırablar yükleyecekler.
Fakat bu ruhlar, Benim özüm olan rahmetimi kullanarak, onların acılarına
Sabır ile ve Şükür ile ve her seyi Bana teslim ederek (Tevekkül) katlanacaklar.

Onlar iste başlangıç olan evvelde, Benim sırrım olan toprak kabı seçenlerdir.

Böyle insanlar Benim kötüm ve nefsaniyet olan berbat cehennemlerden kendilerini sıyırmak için çabalayacaklar.
Ve onlar başaracaklar.
Bunun anlamı, onun önemi ve sebepleri, bu safhada tamamıyla açıklanamaz.
Benim sırrımı anladığınız zaman bunu bileceksiniz.”


Allah, daha sonra evvel ervahtaki, ilâhî âlemdeki ruhlara; bu pırıltılı Şerr (kötü) olan, ilüzyonun karanlığı ile kendinden geçmişlikten doğan bu pırıltılar ile dolu parlak bakır kabın doğasını açıklamak üzere devam etti.

“Ey Benim hayrım olan ruhlar!
Şu
"maya" denilen karanlık illizyon ile pırıldayan, şu hipnotize edici büyülerin pırıltısı ile parlayan bakir kaba bakın.
Bunu seçmeyi tercih edenler, dünyaya gittikleri zaman (Dünya, Benim sırrım), bu pırıltıların göz kamaştırması ile hipnotize edilirler ve bu dünyanın kendilerine ait olduğunu iddia ederler.


maya (T) illüzyon, yanılsama, vehm; görünen âlemin gerçek olmayan şeyleri; vehmin karanlığında görünen yansımalar; 105 milyon şeyin doğumuna neden olan aklın karanlığında görülen yansımalar.
Maya unsurî enerjidir, shakti de denir.
Çeşitli sûretlere bürünür ve insanın aklını karıştırarak insanı uyuşukluk haline sokar.
Milyonlarca sûrete girebilir.
İnsan aklıyla bu sûretleri yakalamaya çalışırsa, gördüğü ve yakalamaya çalıştığı hemen sûret değişir, böylece asla yakalayamaz.


Buna istikrarlı bir şekilde inanarak, bunlar daha da ileri giderek kendilerinin yaratıcı olduklarını ve dünyada beliren kötü davranışların kendi hilkatleri olduğunu, özleri (Zât), ve onların nitelikleri (sıfat) olduklarını iddia edeceklerdir.
Gurur ile illizyon dünyasının karanlığında pırıldayan, kendini tatmin edici “NEFS” olan o tacı giyeceklerdir.
”Ben” in kibrinde eğlenecek ve “Benim! Benim!” diyerek dünyayı isteyecekler ve dünyayı yönetmek için yola çıkmaya cüret edeceklerdir. Buna ilaveten, hipnotize edici Maya’nın karanlığının bütün parıldayan pırıltılarını toplayacaklar ve onları kendilerinin gibi sahipleneceklenecekler (kendilerine mal edecekler). Beni reddedecekler.

[color=orange](İllizyon : Lât. Cisimleri yanlış idrak etme. Meselâ su borusunu yılan gibi görme.)


Bana, Benim özüm olan rahmete ve Benim iyi olan Hayrıma karşı çıkacaklar ve Maya’nın hipnotize edici karanlığının kötülüklerini kullanarak iyi üzerine savaş açacaklardır.

(Hipnotizma : İpnotizma. (Fr: Hypnotisme) Telkin ile kabiliyetli bir kimsenin üzerinde, söz ve bakış ile elde edilen bir çeşit uyku hâli. * Uyuşukluk. İradesizlik hâli ve bu hâle ait vaziyetler.)


Böylece krallar (ve hatta ilah) olduklarını iddia ederek kendilerini taçlandıracaklar ve kibirli bir şekilde milyonlar üzerine milyonlarca bildiri ve açıklamalarda bulunacaklardır.
Bunlar işte bakır kabı seçenlerin yapacakları şeylerdir.
Sadece bununla kalmayıp, altından, gümüşten, kalaydan, bronzdan, pirinçten, taştan, ağaçtan, mücevherlerden ve değerli taşlardan milyonlar üzerine milyonlarca ilah (put v.s.) yaparak, Bana eşit olarak bu ilahları ortak koşacaklar.
Bu kötü ilahları Benim sırrım olan dünyada yapacaklar ve bu yönde, hem bu dünyada hem ahrette ve bütün doğumları ve ölümleri boyunca dünyanın sahipliğini iddia edecekler.

Bunlar gibi milyonlar üzerine milyonlarca kötü eğilimler ve fiiller sergileyecekler.
Bütün berraklığı (açıklığı) kaybedecekler ve yaşamları için doğal bir enstrüman olarak yanlışlığı, kıskançlığı, hainliği (vefâsızlığı), kibri, kızgınlığı ve sarhoş edici şeyleri kullanmaya başlayacaklar.
Böyle insanlar temel arzularından kaynaklanan kötü etkileri gördükleri zaman mutlu olacaklardır.
Sonunda, onlar da, bu kötü arzular gibi, illizyonun karanlığından yükselen vehimlerde pırıldayan bütün arzularıyla birlikte, yedi cehennemde sonlanacaklardır.

Ey ruhlar!
Bunu şu anda bütünüyle size açıklamak imkânsız.
Siz Benim iyim olduğunuzdan dolayı, bunun bilincine erecek, Beni anlayacak, Benim özümü anlayacak ve kendinizi fark edeceksiniz!”

Bunu söyledikten sonra, Allah ruhlara baktı ve onlara sordu :
“Anlıyor musunuz? Simdi bu kaplardan hangisini seçiyorsunuz? “
Böylece sordu Allah evvel ervahta, ilâhî hükümranlıkta.

Sonra iyi ruhlar cevap verdi
[7]:

Devamı gelecek günlerde İnşâallah.....


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 10 Oca 2008, 05:36 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Bölüm 2:
EVVEL’DE, RUHLAR HAYIR VE ŞER ARASINDA SEÇIMI NASIL YAPTILAR:


Sonra iyi ruhlar cevap verdi [7] : “Ya Allah! Senin sırrın kendi kendisine bizim için yeterince doyurucu (tamamlayıcı) değil.
Sadece senin iyin ve özün bizim bütünlüğümüz.
Bu nedenle, bizim dileğimiz senin sırrın olan dünyayı bilmek, iyinin ne oldugununun anlayışına varmak, senin özünün doğasını fark etmek ve bir kez daha geri dönüp sende parıldamak.
Bulmak için seyahat ettiğimiz şeyi keşfeder keşfetmez, kesinlikle sana geri döneceğiz.
Dünya’da çok uzun süre kalmak zorunda olmayacağız, degil mi?

Sen bütünlük(tam olma, tamlık) olduğundan dolayı, daima yok edilemeyecek bir şekilde var olacaksın.
Bu yüzden, eğer biz senin bütünlüğünü
(ki o bir sırdır) bulmayı başarırsak, bizde bütünlük olacağız (tam olacağız).


[7] Bütün insan ruhları Allah’ın hayrıdır.
Bununla birlikte, iyi ruhlar (toprak kabı seçenler), “Benim için hayır olan sadece Allah’tır. Benim için tek hürriyet Allah’tır. Benim için Hayır olan budur “ diyenlerdir. Bunlar, sadece Allah’ı kabul eden ve hakikati araştırmaya giden ruhlardır.


Bu halde seninle bir kez daha buluşacağız ve seninle senden belirdiğimiz yerde seninle bir kez daha konuşacağız.

Bu nedenle, senden senin sırrını, toprak kabı bize vermeni istiyoruz, hatta bu senin bütünlüğün olmasa bile, Ya Rabbi! Bu iluzyonun karanlığında pırıldayan parlak bakır kabı istemiyoruz biz”.


Evvel ervah’ta, ilahi hükümranlıkta ruhların bazıları tarafından verilen cevap buydu.
Böyle diyerek, istediler ve Allah'dan evvel’de, yaratılış zamanında, toprak kabı kabul ettiler.

Ruhlar arasındaki diğerleri ise Maya tarafından sebep olunan vehmin karanlığında parıldayan bakır kabı istemeyi seçtiler.
Yaratıcılarından, ervah da bakır kabı istediler ve kabul ettiler ve onunla
(bakır kap ile) O’nun sırrı olan toprak dünyaya ilerlediler.

Böylece o evvel ervahın kendisindeydi ki, Allahu Te’alâ ruhlara hangi kabı seçtilerse onu verdi.
O Hayrı ve Şerri iki belirgin şey olarak ruhlar arasında taksim etti.
Ve böylece, Thiru Kur’an'in sözüne göre ve evvelde ruhların Allah’tan istediklerine göre, her iki Hayır ve Şerde, Allah’ın sırrı olarak var olarak, kendine özgü şahsi karakteristiklerinde çabalamaya devam ediyorlar.

İyi ruhlar
(toprak kabı seçmiş olanlar) , Allah’ın bu sırrını tanıyorlar ve Allah’ın özüne ait olan “iyi” olarak parlayıp rezone ediyorlar.
Hem bu dünyada hem de ahrette, bu iyi ruhlar, sabrı, iç sabrı ve Allah’a memnuniyeti(şükür) kullanarak yüksek bir rütbe
(yücelik, derece, makam v.b) kazanıyorlar.

Diğer yandan, kötüyü seçen ruhlar, iluzyonun
(hayal, sihir v.b) karanlığının pırıltılarını kullanarak, dünyadaki bu karanlıkta parlıyorlar.
Ve böylece, bu yedi cehennemin karanlığında ki parıltılardan yükselen şiddetli ateşlerde yanma ile sonlanacaklar ki orada, tekrar ve tekrar, karanlıktaki pırıltıda
ruhanilere ve nefsaniyetlere [8] dönüşecekler.

[8] Ruhaniler: Arzulardan zuhur eden elementsel ruhlar.
İnsanda 6 çeşit yasam vardır.
Birisi insan hayatidir ki bu Nur-hayat yani ruh’tur.
Bununla ilişkili olarak toprağın, ateşin, suyun, havanın ve esirin hayati olan diğer beş hayattır.
Bunlar Ruhanileri meydana getirirler. İnsandaki 400 trilyon on bin niyet ve düşünce şekil aldığı zaman, onlara Ruhani’ler denilir.
Bir kişi öldükten sonra, onu geri getiren ve tekrar doğmasına sebep olan onun arzuları, onun ruhanileridir


(Barbaros Sert: Burada ölen ve yeniden doğan kişideki nefsani hallerdir, yeni bağımlılıklar, arzu ve isteklerdir.
Reenkarnasyon ile karistırılmasın, çünkü İslamiyette Tenasuh, yoktur. Bawa Muhiyiddin Reenkarnasyonun olmadıgını Ölmeden evvel Ölmek kitabında gayet net bir biçimde açıklamıstır.

Bir başka kitabından Ruhanilerin manasını biraz daha açarak ekliyorum: Bir insan insan gibi görünebilir fakat orijinalde onun nurunun nereye düştüğüne bağlı olarak onda bir maymunun, bir arslanın ya da bir diğer hayvanın nitelikleri iz bırakmış olabilir.
Eğer nur suya düştüyse suyun nitelikleri onda iz (etki) bırakacak, eğer ateşe düştüyse, cinlerin sahip olduğu gibi ateşin niteliklerine sahip olacak.
Eğer havaya düştüyse, meleklerin nitelikleri onda olacaktır.
Eğer vehme düştü ise, o zaman karanlığın nitelikleri ona girecektir.
Eğer o toprağa düşerse, milyonlarca düşünce ve nitelikler kil, kir ve pislik, çamur, altın, gümüş, cıva, bakır, kursun, yağ ve bozulmuş suda bulunan bir suru renkler ile dolu olacaktır.
Ruhu nereye düştüyse oradan kişiye bir suru nitelikler gelecektir.

Bu nitelikler ve onlardan sonuçlanan fiillere ruhaniler denilir.
İnsan kendisinde neye hayat verirse-her düşünce, her mantra, her elementsel mucize ve sihir, toprağın, ateşin, suyun, havanın, esirin ve vehmin meleklerini (melekelerini) kullanarak hayata her ne getirdiyse bunlara ruhaniler denilir.
Onlar ruha, saf ruha karşıtdırlar.)


Nefsaniyetler: Maya’nın (iluzyonun) rahminde şekillenmiş olan karanlık hipnotize edici tutkular.
Maya’nın karanlığından zuhur eden vehimlerdir.
Kötü fiillere sebep olan Nefsi Emare’nin arzu ve istekleridir.


Böylece, (o zamanda) bakır kabı seçenler, Maya’nın(iluzyon) kötü sihri tarafından kandırılmış olarak, hipnotize edilmis bir durumda birçok ölümlerden geçecekler, sonunda bir şeytana dönene ve kurtuluşu olmayan cehenneme saplanana kadar.
Böyle olan biri iyiyi
(hayrı), özü (zat) ve Allah’ın Sırrını öğrenmeye karşı tiksinti (nefret) duyacaktır. O onların hepsine düşman olacak, asla onları kabul etmeyecek, ve imanını sadece kotu (Şer) üzerine kuracaktır.
Eğer ona iyiyi açıklarsanız, kendisini şeytana çevirip ona karşı çıkacaktır
(reddedecektir). Bu nedenle, ona iyiyi açıklamak tavsiye edilmez.
Bir yerde, Allah kendisi evvel ervahta, bütün ruhlara neyin iyi ve neyin kötü olduğunu, onların hepsi henüz bir bicim almamış halde iken(şekilsiz iken) zaten aciklamadimi?

Simdi, bununla birlikte, insan Allah’ın sırrı olarak, O’nun özünün rahmeti bahsedilmiş olarak ve eşrefi mahlûkat olarak varlığa geldi.
Biz O’nun yaratışında, O’nun özünün, O’nun sırrının, O’nun iyi ve kötüsünün ne olduğunu bilmek (öğrenmek) için meydana geldik.
Fakat Allah bize belirli açıklamaları biz evvel ervahta ruhlar iken vermesine rağmen, simdi, bu dünyada yasamaya geldiğimizden dolayı bu açıklamaları ve onların önemini unuttuk.
Kendimizle beraber getirmek üzere seçtiğimiz iki kaptan hangisini seçtiğimizi dahi hatırlamıyoruz.

Bu böyle olduğu için,
“Allah’ın kelamına göre ve Kur’an daki (ki o O’ndan nüzul etmiştir) söylenenlere göre, O her iki hayrı ve şerride yarattı ve böylece bizim bütün fiillerimiz Allah’ın yaradılış anında evvelde verdiği hükümlerdir.” demek insanin irfanına uygun düşmez.
Bizim bunun gibi kendi fiillerimize ( her zamanda ve durumda) kılıf arama(makul gösterme) teşebbüslerimiz, irfanımız ile dikkatli bir şekilde incelememiz gereken şeylerdir.
Biz kendimiz, iyiyi ve kötüyü yapıp yapmama durumunu tamamen kontrol edebilme yetisine sahibiz.
Fakat biz bunun yerine
“Her sey bir yana, iyi ve kötünün her ikisini de O yarattıysa, bunun anlamı O bizim her ikisini de yapmamızı istedi. Ve bizim zaten yapıyor olduğumuz şeyde bu!” demeye eğilim gösteriyoruz.

Biz O’nun hilkatinin en şereflisi olarak doğduk.
Bu yüzden, kötü bir fiil islemek ve sonra ona bu yönde göz yummak, bizim irfan seviyemize uygun düşmez.
Daha da ötesi, Allah’ın sırrının, kötünün ve iyinin
(O’nun sırrı, şer ve hayır) O’nun hilkatinin her birini nasıl etkilediğinin ya da üzerinde nasıl bir etki bıraktığının bilincinde olmadığımız müddetçe, bizlerin, her bir birey için ne kadar iyi ve kötü hüküm verildiği hakkında varsayımlarda bulunması doğru değildir.

Üstelik biz
(Onun en şerefli mahlûkatları) cinayete, zinaya, sarhoşluğa, hırsızlığa, yalanlara, riyakârlığa, tefeciliğe ve arzu duyduğumuz şeyler sebebi ile milyonlar üzerine milyonlarca kötu fiillere ki, bunlar sihrin hipnotize kuvvelerinin karanlığından çıkan açlık ve şehvet kancalarının etkisi ile meydana gelmektedir, bunlara kendimizi kaptırıyoruz.
Uğruna yanıp tutuştuğumuz bu kötü arzularımızdan beslenen kötü niyetlerimizle hareket ediyoruz ve sonra kendi hareketlerimizin kabahatini hayır ve şerrin kaçınılmazlığına yüklemeye uğraşıyoruz.
Bu,
“insan” a ait olan irfan ve yüceltilmiş hale uygun değildir (yakışmaz).

Allah bizlere,
“ilahi analitik irfan-akıl (pahuth arivu)[9]” denilen yüceltilmiş aklı yerleştirdi.
O, bunu bize bütün şeylere
(iyi ve kötü olan şeyler) onunla bakalım ve her birini dikkatli bir şekilde tahlil edelim diye verdi.
Bu irfanı kullanarak, bu ikisi arasındaki ayrımı yapmak, iyi davranışla hareket etmek ve kötüden sakınmak için sıkı bir şekilde çaba göstermeliyiz.
Diğer yandan, her ikisini de yapmaya devam edersek, her ikisinin de O’nun tarafından yaratıldığını savunarak kendimizi temize çıkarmaya çalışırsak ve olan her şey olduğu gibi kaderde yazıldığına göre oluyor dersek
(cebiri bir bakış açışı ile), bu inanç “insan”ın irfanına uygun düşmez. Bunu anlamalıyız.
Dahası, bu dünyadaki bütün durumlarda, Allah tarafından “insan” olarak yaratılmış olanlara yakışan davranış, fiil ve nitelikleri tanıyıp öğrenmeliyiz.
İste bu bilgi ile hayır olan ve şer olan arasında ayırım yapmak ve onların anlamlarını ve sebep olacakları sonuçları bilmek zorundayız.


[9]Barbaros Sert: Bawa kitaplarında insan için 7 bilinç düzeyi tanımlar bunlar sırasıyla:
1) hissetme,
2) uyanıklık
3) akıl,
4) muhakeme
5) incelik irfanı (arivu)
Arivu : tamilce bir kelime “ince irfan” demektir.
Bawa Muhyiddin ilk 4 seviyede bizler beş elementin sınırlarını keşfedebiliyoruz diyor.
Fakat besinci seviyede yani arivu seviyesinde insan 6.çeşit hayatın, nur hayatın, yani insan ruhunun potansiyellerini sorgulamaya ve öğrenmeye başlıyor.
Bu irfan seviyesiyle Allah’ın nitelik ve hareketlerini incelemeli ve bu öğrenilenler ile insandaki egoizm, bencillik, haset, öfke, şehvet vesaire kotu insan niteliklerinin üstesinden gelmelidir.
Bunu yaparken kişi :”Allah’ın niteliklerine sahip, onlara boyanmış bir kisi bu durumda ne yapardı?” diye sorgulamaya baslar ona göre hareket eder.

6) ilahi tahlili irfan (pahuth arivu):
Bu seviye 6. Seviye bilinci yani ince irfanın bir üstünü temsil ediyor.
Bu irfan yakin bilgiye malik olma özelliği gösterir.
O sadece insanlikta bulunan, nüfuz edici mistik rehber ya da mürşid, Kutbiyyattır.
Derhal içeriden (içten),
-doğru ve yanlış
-hayır, ve şerr (iyiyi ve kötüyü)
-sürekli (hakiki) ve silinip giden (hayali)
arasında ayırd edici kesin cevaplar verir.
Bu yüzden tahlili denmiş ayırım yapıyor yani işin tahlilini yapıyor. Bu yönde, ilahi tahlili irfan Allah ile bağlantıyı koruyarak bir huzur halini muhafaza eder.

7) ilahi parlayan nur irfanı (per arivu):
Bu Allah’ın insana verdiği en kıymetli hediye, nihai irfandır, öyle ki bu insandaki “duality: ikilik” ve “ben” i yani insanin egosunun bütün izlerini ondan kaldırır.
Başlangıçta Âdem’in alnına damgalanan “Nur” yani Allah’ın Nurunun irfanıdır.
Böylece bu her insan olanın doğum hakkıdır (fıtratında vardır gibi düşünebiliriz bu cümleyi).
İnsan fark eder ki Allah ondadır ve o Allah’dadır.
Allah’tan başka mevcud yoktur (Lâ mevcude illâ Allah) bilmenin son marifet noktasıdır.
Simdi “Ruh” Allah ile sürekli birlik halindedir ve hayatını, rızkını, irfanını her şeyini O’ndan alıyordur ki “Ruh” izzetini (muhteşemliğini) rezone etmeye devam eder.


Biz, hayır olanı tutup şer olanı atmamıza imkân veren irfana malikiz.
İnsan olan bizler bu irfanı bilinçlilik ve feraset ile kullanmalıyız.
Her iki hayrın ve şerrin en başlangıçta (evvelde) yaratılmış olduğunu, bu dünyadaki fiillerimizin daha önceden belirlenmiş olduğunu ve basit bir şekilde ne olursa kabul etmemiz gerektiğini kabul ederek el çekmek bizim irfanımıza sığmaz.

Bu çeşit bir düşünce ile bir insanın bu dünyadaki değerini, o kişinin hayatının nasıl sona erdiğiyle sınayabileceğimize inana biliriz.
Örneğin, eğer birisi bir diğer kişi tarafından kesilerek öldürülse.
Biz onun durumu, onun kaderi ve onun hayır ve şerrinin hepsi evvel’de Allah tarafından önceden belirlenmiş bir kader sonucu husule geldi
[10] diyebiliriz.
Yâ da, onun hayatının sonunda ulaşmış olduğu hale bakarak, biz, kendi sınırlı irfanımız ile :
“Vah vah yazık bu kişiye olanlara bak, fakat kimse bunu önleyemezdi.
Bütün bunların hepsi, bu kişinin hayatı boyunca yapmış olduğu fiillerin, davranış ve hareketlerinin ve sahip olduğu niteliklerin sonucu olarak meydana geldi!”
diyebiliriz.

[10] İnsanlar dünyada böyle fikirlerle gelirler.
Çabuk ve kolay bir ölümü iyi bir hayatla ve hastalık ve çile çekme sonucu gelen bir olumu kötülük dolu bir hayat ile ilişkilendirirler.
Bu yönde, dünya bu şeyleri gördükleriyle yargılar, fakat bilge kişi, kendisinin ilâh olmadığını ve diğerlerinin hayat ve ölümlerine bakarak her hangi bir yargıya varamayacağını bilir.

Bilge bir kişinin görevi basit bir şekilde, ölmüş olan bir insana uygun bir cenaze yapmak, onun şerefini alçaltmamak ya da ona yüceltilmiş bir unvan vermemektir.
Basit bir şekilde : “onun durumunu yalnız Allah bilir.
Bu onun isi benim değil” diyecektir.


Fakat bir kişinin hayat ya da ölümünün önemini ya da içeriğini bizim sınayabilmemiz nasıl mümkün olabilir ki?
Bir ruhun evvel’de Allah’tan neyi sorduğunu ve neyi kabul ettiğini nasıl bilebiliriz?
Bunu yapmak bizim için imkânsızdır.


Devam edecek inşâallah...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 13 Oca 2008, 05:21 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba

Bölüm 3:
EVVEL'DE RUHLARIN HAYRI VE ŞERRİ SEÇİMİ - III

BAWA MUHYİDDİN (ks) HAZRETLERİ


Ne de,
• öğrenim yapmaktan aciz olan,
• hayatı boyunca iyi ile birlikte kötü fiillerde işleyen
• irfanı noksan olan
• Allah’ın nitelik, fiilleri ve hareketlerinden yoksun olan
• soygunculuk yapan ve cinâyet isleyen ve yanlıslıklara dalan,
• ya da hayatı boyunca nefsaniyetlerinden gelen karanlık iluzyonlardan husul eden milyonlar üzerine milyonlarca kötu fiiller isleyen – fiiller ki onun irfanının seviyesine uygun birini gördüğümüzde, kendi kendimize sonuçlara varıp ,
“Nede olsa, bu şeyler Allah tarafından onun için belirlenmiş hayır ve şerrin sonucu olarak bu yönde oluyor.
Bu kişiye hiç bir iyilik gelmeyecek.
Hiç bir zaman bir irfana sahip olamayacak.
Allah’ın iyisinin (hayrının) meyvelerini herkes alamaz.
Bunlar sadece bir kaç seçilmişe verilir”
diyebiliriz.
Böyle konuşmalar doğrulanabilir (ispat ve yahut hakli gösterilebilir) değildir.


Hayır ve Şer Allah’ın halk ettikleri için vardır (Haktır, gercektir).
Hayrını ve Şerrini (iyisini ve kötüsünü) yarattıklarının ruhlarına tanımladıktan sonra, Allah onlara iki kap gösterdi:

Toprak kap ki o O’nun Sırrıydı ve iluzyonun karanlığının parıltılarından yapılmış olan pırıldayan bakır kap ki o bu karanlığa olan tutkunluktan gelir.
O bunun yanında ruhlara evvelde bu iki kabin önemini ve faziletlerini açıkladı.
İşittikten ve anladıktan sonra, bütün ruhlar yaratıcılarına olan imanlarını beyan ettiler ve sonra ya hayrı ya da şerri seçtiler.
Bu seçime göre, evvel ervahta kaderi yazıldı, hüküm verildi ve yaratıldı.

Fakat bir ruhun hangi kabı seçtiğini bilmemizin hiç bir yolu olmayacağından dolayı, bir kişinin bu dünyada, hayatının hayrı ve şerri hakkında kesin sonuçlar çıkarmak bizim için imkânsızdır. Bunu tek bilen Allah’tır.

Halk ettiklerinin durumunu ve her ruh tarafından yapılan seçimin ne olduğunu, sadece
"O" bilir ve sonunda her biri tarafından kazanılmış iyi ve kötüye göre yargıyı sadece O verecektir.
Böylece, bir kişinin cahilce hareket (kale almadan) ettikten sonra, bu bizim hareketlerimiz Allah tarafından hükmü verilmiş hayır ve şerrin bir sonucudur demek insanın irfanı ile uyuşmaz.

Ve hatta
“eğer bir kişinin doğumdaki durumu ya da ölümdeki durumu böyle sonuçlara davetiye çıkarırsa, böyle bir sonuca varmaya sınırlı koşullar altında izin verilebilir”, demeye cesaret edenlerde vardır,

Örneğin, bu kişiler;
bir insan gözsüz olarak doğduğu zaman,
ya da gözleri olup da görme yeteneği (gözün körlüğü) olmadığında,
yahut bir ya da iki kolu ya da bacağı eksik olarak doğduğunda,
veya iki bacağı topal,
ya da burnu olup da koku alamaz şekilde,
ya da kulakları olup da işitme kabiliyeti olmayarak,
veya ağzı olup da dilsiz olarak,
veya dili olup da lezzet alamayan,
ya da konuşamaz bir şekilde olarak,
ya da beyni olup fakat hissetme, bilinçlilik ya da zekâ sahibi olamadığında (zihin özürlü), eğer bu noksanlıklar (insanın konuşmasında, ya da vücudunda ve yahut anlayışında olsun) doğumundan hemen sonra aşikâr oldu ise, o zaman bu kişiler kendi tezlerini bununla desteklenmiş hissederek


“ Olmuş olan bu şeyden Allah sorumludur.
Bu noksanlıklar bu kişinin doğumla kendisinde olan şeylerdir ve bu şekilde doğmak onun kaderi olduğundan dolayı bu dünyada tedavi edilemez.
Doğumunda biz bunu kendi gözlerimizle gördük, bu yüzden bu kusurlar ona onun kaderi (nasibi) olarak yerleştirilmiştir.
Biz onun herhangi bir tedavi imkânı olmadığını gördüğümüz zaman, biz kendimize bu onun kaderidir demeyi uygun görüyoruz.”


Yine, bir kişinin hayatının sonu geldiğinde, ölüm yatağında yatarken bu kişiler onun halinin hayatı suresince ne kadar iyi ve kötülük kazandığının bir göstergesi olduğunu ve bu çeşit ölümün ona bu sebeple geldiğini söyleyebilirler.
Hatta
"onun ölümü bu şekilde olduğundan dolayı, bu onun kaderiydi. Eminiz ki onun evvelde başlangıçtan kendisi ile birlikte getirdiği şeyin bir meyvesidir" diyebilirler.

Çocuklarım, bununla birlikte, Allah’ın halk ettiği şeylerdeki usule ve Kur'an' in sözüne göre, iyi ve kötü, Allah tarafından yaratıldı ve bu nedenle bir bireyin iyisini ve kötüsünü sadece Allah yargılayabilir.
Bizim böyle herhangi bir sınama yapmamız imkânsızdır.
Bizim için, birisinin yaratıldığı zamanda kendisi ile birlikte her ne getirdiyse silinemez, ya da o asla bir anlayışa varamayacaktır, ya da herkes hayrın (iyinin) fayda ve irfanından faydalanamaz demek imkânsızdır.
Böyle sonuçlara giden düşüncelere teşebbüs etmek insan olanın irfanına sığmaz.
Biz evvelde yaratıldığımız zamandan bizimle neyi getirip getirmediğimizi bilmiyorken, birisinin hayati suresince bir değişime uğrayıp uğramayacağını nasıl bilebiliriz?

Bu nedenle, birisinin henüz anlayamadığı bir şeyden dolayı, başkasının durumu hakkında hüküm vermesi adil değildir.
İlk olarak biz kendimizi dikkatli olarak analiz edip kendimizi bilmeliyiz.
Yalnızca bütünüyle kendi kendimizin tahlilini yaptıktan sonra, bir başkasının hayatının sonuna yaklaştığındaki hayrının ve şerrine dair bir çeşit sınama yapalım.

(Barbaros: Bu cümle biraz düşük çevrilmiş mânâsı şu zannediyorum; başkasını tahlil etmeden önce kendini bir tahlil et ve böylece kendini baştan sona tamamen tahlil etmeyi başaramayınca, başkasının hakkında hüküm veremeyeceğini de anlamış olacaksın)


Ruh (ki o O'nun hayrıdır) Allah'a imanında karar kıldığını Allah'a beyan ettiğinde ve Allah ona hayrı (ki o O'nun sırrıdır) ve Şerri (kötüyü)
gösterdiğinde ve her birinin önemini o zamanda
(evvel ervahta, yaratılış
öncesi zaman)
açıkladığında, ruh'a sordu, "bu ikisinden hangisini istersin?"

Ve hatta bütün ruhlar hayır oldukları halde, diğerleri şerri (kötüyü) isterken onlardan sadece bazısı hayrı (iyiyi) seçmeye karar verdi.
Ve böylece, evvelde ki bu günde, Allah her birinin yüzünden ne faydalar ve meyveler vereceğine dair hükmetti.
Böylece O diledi ve onu yarattı. Ve bu hükmü izlemek her bir insanın kaderi oldu.
Onların hareketleri evvelden kendileriyle beraber getirdikleri kaderlerine uygun olacaktır.

Fakat bu kaderlerin ne olduğunu bilmek bize düşmez.
Bu yüzden, her hangi bir kişinin kendisi ile evvelden ne kadar fazilet getirdiği yahut hatta bizim kendimizle birlikte dahi ne kadar getirdiğimize dair hükümler vermemiz ve sonuçlar çıkarmamız yanlıştır.
Dahası, iyi ve kötu hayata karışık gelmiş olduğundan dolayı, herhangi bir karara varmak daha da çok hepten imkânsızdır.

Bu açıklamadan, Kur'an daki
"Hayır ve Şer Allah’ın elindedir (Barbaros:Nisa 4/78 zannediyorum)" âyetinin hakiki mânâsını, bugün böylece fark edelim.
Böylece iyi ve kötü, bu dünyada, insan (ilâhî analitik irfan ile kudsanmış) denilen şerefli mahlûkatta, kati bir şekilde, ruhlarının ilâhî hükümranlık olan ervahta iken Allah’tan kabul ettiği açıklamayı muhafaza ederek, tecelli ederler.
Bu nedenle, iyiyi ve kötüyü yaratan O'dur, her ikisi de O'na aittir. Sadece O bilir.

Allah tarafından bize Kur’an da verilen birçok açıklamalarda, hayır ve şer bir âyetten baksa bir şey oluşturmaz (yalnız bir âyettir). Onların (Hayır ve Şer) anlamını yalnız onları yaratan bilir. Yargılayacak olan biz değiliz.

Bu bir âyete ek olarak, Allah'tan 6665 âyet daha indirildi.
Hepimiz, Allah bize bu âyetleri neden verdi ve tarih boyunca neden her bir devir için uygun peygamberler gönderdiği üzerine tefekkür etmeliyiz. Bu 6665 âyet bize; fiillerimizden şerri çıkarıp atarken bütün bu hayır olanı nasıl kabul edip ona uygun nasıl amel işleyeceğimizi öğrenebilelim diye verildi.
Bize farkı ayirt edebilecek (iyiyi kötüden) kapasite verildi.
Yalnız, bununla birlikte, bizim yaratıldığımızda neyi seçtiğimiz ve kendimizle neyi beraber getirdiğimizi bilmemize izin verilmedi. Sadece Allah bilir.
Bu, Thiru Kur'an da verilen göz kamaştırıcı bir açıklamadır.

Bundan başka, Kuran’da Allah tarafından gönderilen büyük sayıdaki böyle âyetleri dikkate alarak, anlayamadığımız olaylar hakkında sonuçlar çıkarmaya teşebbüs etmemeliyiz.
Bunun yerine, Allah’ın özü
(zatı) hakkında ve sırrı hakkında, O'nun halk ettikleri (sıfat) hakkında ve O'nun hayrı ve şerri hakkında daha öğrenmemiz gereken öyle çok şey olduğunu fark etmeliyiz.

Biz insanlık bunu öğrenmeliyiz, ve onu doğru burada dünya üzerindeki bu hayat esnasında öğrenmeliyiz.
Biz ve bizim bütün dostlarımızın hepsi bunu anlamak zorundayız.


Bu; Allahu Teâlâ’nın şerefli peygambere;
O'nun hayrı olan âyetleri, O'nun Sırrı olan âyetleri ve O'nun Zati (Özü) olan âyetlerini indirmeye bir biri ardınca devam etmesinin nedenidir.
Bu âyetler Allah tarafından O'nun hayrı olarak evvelde yaratılan 6665 âyettir.
Ve hatta Ervah’ta Şerri (kötüyü) seçip te dünyaya içlerinde şer yerleşmiş olarak gelen bazı ruhlar olmasına rağmen, bu dünyada bizim için hangi ruhun şerri seçtiğini tespit etmek mümkün değildir.
Bu sebepten dolayı, Allah âyetlerinden birisinde açıklar,


“Ey insan ki siz benim yarattıklarımsınız.
Hayır ve Şerri yaratan Ben’im.
Onların etkilerini ve sonuçlarına sadece ben anlarım.
Siz anlamayacaksiniz.
Hayır ve Şer benim tarafımdan yaratıldı, onlara özgü olan hükmü sadece Ben veririm.
Sizin için bunu bilmek imkânsızdır.”


Diğer 6665 âyet; biz hayrin ve şerrin önemini anlayabilelim ve her birinin getirdiği sonuçları öğrenelim diye inzal edildi.
Bu açıklamaları evvel ervahta yarattıktan sonra, Allah onları Resulullah (SAV)'e âyet âyet nüzul etti.
İnsan olan ve ilâhî analitik irfan ile kudsanmış bizler bunu
anlamalıyız.

Çocuklarım, biz yaratma anında, bizim için evvelde hazırlanmış olan aderi bilmiyoruz.
Allah, bunu bilen
"TEK BIR" dir.
Bundan dolayı, hayır ve şerrimizin top yekûnunu sadece O gözden geçirir ve hükmünü verir.
Hüküm vermek bizim isimiz değildir.

Biz Allah’ın yarattıkları arasında ahseni takvim olan insan’ız.
İlâhî analitik irfan (pahuth arivu) bizde parlar.
İlâhî aydınlanmış irfan (Perarivu) bizde rezone eder.
Bu rezonansın parlaklığına göre, bizim her birimiz ki O'nun halk ettikleriyiz, bu doğumumuzdaki fiillerimizin hepsinde hayrı seçmeliyiz ve hayatlarımızı bütün şer olanları dışlayacak şekilde yönlendirmek için sıkı çalışmalıyız.
Çabalarımızın kuvveti iyi ve kötümüzün izafi oranını belirleyecektir ki bu bize Allahu Teâlâ tarafından sonunda açıklanacaktır.
Ve bu bizim yargımız olacaktır.
Yüceltilmiş bir irfan ihsan edilmiş, biz insan olanların, bu dünyada hepimiz tarafından anlaşılması gereken şey bu dur.

Tartıştığımız âyete ek olarak, Allah’ın hareketleri olarak rezone eden ve
O'nun Hayri olan 6665 diğer âyetler vardır.
Bu yüzden, birisinin yaşamında ne kadar iyi yaptığını (sadece bu kadar ve daha yok diyerek) sınamaya çalışmak yerine, amacımız Allah’ın Sırrını öğrenmek olsun ki o (Sır) O'nun Hayrıdır çocuklarım!


Elhamdülillah. Allah bize yârdim etsin.

Âmin Ya Rabbül-âlemin. Es-selamü 'aleyküm ve rahmatullahi ver berekatühu külluhu.

Öyle olsun, Ey âlemlerin Rabbi. Allah’ın bütün huzur, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.

M.R.Bawa Muhyiddin (ks)

Barbaros Sert: Konuyla ilgili oldugunu düşündügüm bazı âyetleri aşagıya ekliyorum.
Bukitabın 21.bölümü burada bitiyor fakat bu bölümün sonuna ek olarak iki sayfalık bu konuyu özetleyen bir özel notlar kısımı koyulmuş bunuda bu yazının sonuna ekleyecegim inşaallah.
Yukarıda bu 21.bölümünü çevirdigimiz bu kitap,"Resonance of Allah: Allah'ın rahmetinin irfanı olan Nur'dan tahayyün eden parlak açıklamalar", ilk olarak 1969 yılında tamilce olarak, "Allahvin Mulakkam" adı ile yayınlanmış ve daha sonra 1973 yılında ilk defa Bawa Muhyiddin hazretlerinin denetiminde Ingilizceye çevrilmiştir.
Daha sonra 1975'de bir doktor olan Jafna'lı Dr.K.Ganesan'ın yardımı istenmiş ve çevirisi gözden geçirilmiştir ve bu gözden geçirme 2001 yılına kadar devam etmiştir.
Kitabın orjinalinde yani Tamilcesinde bazı dillerde sözcükler kullanılmıştır.
Bawa Muhyiddin (ks) kitabın orjinalinda bazı Tamilce, Arapça, Sanskritçe ve Farisi kelimeler kullanmıştır.
Bu kelimelerin derin mânâları oldugundan kitabın sonundaki sözlükte özel olarak kendi diline göre açıklanmıştır.


Bakara 2/216. Kütibe aleykümül kitalü ve hüve kürhül leküm, ve asa en tühibbü şey'ev ve hüve şerrül leküm, vallahü ya'lemü ve entüm la ta'lemün.

kıtal üzerinize yazıldı, gerçi o size hoş gelmez fakat olur ki siz bir şey'i hoşlanmazsınız halbuki hakkınızda o bir hayırdır ve olur ki bir şey'i severseniz halbuki hakkınızda o bir şerdir siz bilmezken Allah bilir

Nisa 78.Eyne ma tekünu yüdrikümül mevtü ve lev küntüm fi burucim müşeyyedeh ve in tüsibhüm hasenetüy yekülu hazihi min indillah ve in tüsibhüm seyyetüy yekülu hazihi min indik kul küllüm min indillah fe mali haülail kavmi la yekadune yefkahune hadisa :

Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa «Bu Allah'tan» derler; başlarına bir kötülük gelince de «Bu senden» derler. «Hepsi Allah'tandır» de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!

Enbiya 21/35: Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz; hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.

Furkan 25/2. Ellezi lehu mülküs semavati vel erdi ve lem yettehiz veledev ve lem yekül lehu şerikün fil mülki ve haleka külle şey'in fe kadderahu takdira :

O ki hep Göklerin, yerin mülkü onun, hem hiç bir veled edinmedi, hem mülkte ona hiç ortak da yok, her şeyi yarattı da bir takdir ile her birinin hadd-ü mıkdarını ta'yin ederek hepsinin mukadderatını hazırladı.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Ara 2010, 06:24 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2615
Konum: Kamiloba
Bölüm Sonu Notları:

1. Allah dedi ki, "Bakır kabı secenler ve dunyada eglence hayatı yasayanlar, cehennemde bir ev sahibi olacaklar. Toprak kabı secenler, dunyada iken sozu edilmemis(tarif edilemez) zorluklara maruz kalacaklardır, fakat onlar burada benimle bir ikametgah , bitmeyen bir servet, ve sınırsız eglence ve hurriyete sahip olacaklardır. Burada ebedi yasayacaklardır."

"Bakır kabı secenler dunyada ovulecek ve itibar goreceklerdir. Eger bakır kabı dusurecek olsalar ve cizilecek olsa, bu cizik onarılır. Yahut, yere atılsa tekrar onarılabilir. Butun bunlar mumkundur. Boyle insanlara dunya bir cennet olacaktır. Bu dunyada ki kısa hayatlarında mutlu olacaklardır, fakat bundan sonra, uzun upuzun bir sure icin cehennemde elem cekeceklerdir. Bu bakır kabı secenlerden bu bakır kabı bırakıpta bana geriye gelmeye karar verebilir birisini bulmak cok cok nadir olacaktır.

Fakat toprak kabı secen birisi benimle ebedi yasayacaktır. Ona dunya, cehennemden bir yer gibi olacaktır. Bana geri geldigi zaman , cenneti bulacaktır. Bununla birlikte, bu dunyada varlık surdurmek onun icin cok zor olacaktır. Dunya onu kabul etmeyecektir. Yagmurda sırıl sıklam ıslatılmaya tahammul etmek zorunda kalacaktır. Sıgınacak(golge icin) yer olmaksızın, guneste ayakda durmak zorunda olacaktır. Kendi evine sahip olamayacaktır. Hatta uzerinde uyuyacak bir hasıra dahi sahip olmayacaktır. O hatta gunluk yiyecegine dahi sahip olmakta zorluk cekecektir, cunku bu dunyanın cehenneminde helal bir yiyecek bulmak cok zordur. Rızkını , temiz yiyecegini bulabilmesi onun icin kolay olmayacaktır. Bir cok acılar ve zorluklara maruz kalacaktır.

Toprak kabı secen birisi asırı sekilde tetikte(uyanık, ihtiyatlı) olmalıdır. Yorgun , ac ve susamis olmasina ragmen, cok dikkatli bir sekilde yurumelidir. Eger dikkatsiz olur kabı dusururse, kap kırılır. Eger ayagı tasa takılırda duserse, kap kırılacaktır. Ya da aceleci ve ya kızgın olurda kabı dusururse, kap kırılır.

Ona bu toprak kabı verdim. Bana onu saglam olarak, catlak dahi olmaksızın getirmelidir. Bu Benim ona emanet olarak verdigim hazinedir. Bana onu kırmaksızın geri getirebilirse, Benimle cennette bir yer sahibi olacaktır. Fakat dunyada , onun hayatı cehennemdeki birisi gibi olacaktır."


Sonra ruhlar sordu, "Dunyada Biz ne kadar sure kalmalıyız?"

Allah cevap verdi, "Dunya da sizin hayatınız sadece bir hafta suresidir. Her ne sekilde bu kabı koruyabilir de dunyadaki bir haftalık surenizi basarılı bir sekilde bitirebilirseniz, burada Benimle milyonlarca yıl yasayabilirsiniz. Yuzleseceginiz butun bu zorluklara karsın, Benim niteliklerimi kazanır ve tecrube eder ve bu dunyadaki bir haftanız icin yalniz Benim yiyecegimi yerseniz, cennetde Benimle milyonlar uzerine milyonlarca yıla sahip olacaksınız.Ahirette benim oldugum yer -cennettir.

Diger taraftan, bakır kabı secer ve Benim niteliklerimi ve fiilerimi kazanmazsanız, dunyada cenneti bulacaksınız(dunya size cennet gibi gelecek). Dunyada bir haftalık bir eglence yasayacaksınız, fakat ahirette milyonlar uzerine milyonlarca yıl cehennemde acı cekeceksiniz.

Iki kabın manası bu dur. Simdi bu ikisinden hangisini istersiniz?"


Sonra iyi ruhlar soyle soylediler (Barbaros:iyiyi secen olmalı !), "Ya Allah, sadece bir hafta! Ben bir sekilde yada diger sekilde sag kalırım ve sonra geri gelirim. Bana toprak kabı ver. Ben bu bir haftaya bir sekilde dayanırım ve Sana geri gelirim."

Fakat bazı ruhlar "Ben bakır kabı istiyorum. Bunu almak istiyorum." diye cevapladılar

Diger ruhlar
(ucuncu gurup) yalvardılar "Ben dunyaya neden gitmeliyim ki? Ben oraya gitmeksizin, burada seninle kalmak istiyorum. Eger Seninle burada kalırsam , butun bunlara katlanmak zorunda degilim."

Sonra Allah ucuncu guruba soyle dedi: "Ey ruhlar, dediginiz dogru. Fakat eger burada Benimle kalırsanız, Benim sırrımı, Benim ozumu, ve Benim niteliklerimi ogrenme fırsatını kacıracaksınız. Iyiyi ve kotuyu(Hayri ve Serri) ogrenemeyeceksiniz. Benim sırrımı, benim 99 cesit sırrımı anlayamayacaksınız. Benim butun hikayem dunyada dır,bu yuzden oraya gitmelisiniz. Oraya giderseniz ve Benim sırlarımı ogrenirseniz, o zaman Bana olan imanınız kuvvetlenecektir, ve Benim hukumranlıgımı yonetecek nitelige sahip olacaksınız. Oraya gitmeli ve Benim hakkımda, kendiniz hakkında, bu dunya ve ahiret hakkinda ogrenmelisiniz. Benim halkettigim yasamlar hakkinda ogrenmelisiniz. Bu sebepten dolayı oraya gitmelisiniz. Butun bu ogrenimden fayda saglamalı ve geri gelmelisiniz. Burada tadını cıkaracagınız mutlulugu sadece o zaman takdir edebilirsiniz. "

Ve bu yuzden iyi ruhlar dediler ki: "Ah, Evet. Sadece bir hafta. Ben camur(toprak) kabı alacagım."

2. Sadece bir Insan-i Kamil kaderi okuyabilir ve bozuklukların(sakatlıklarin) sebebini anlayabilir. Bu sakatlıklar vucudu etkiler, ruhu degil. Ruh topal olmaz. Insan-ı Kamil sakatlıgın erkekmi yoksa disi aile bireyindenmi geldigini, nereden oldugunu anlayacaktır. Vucudun 5 kıvılcımdan(5 element) ne yonde sekillendigini o anlayacaktır. Tıpkı bir kac harfin bir sozcugu ya da cumleyi sekillendirmesi gibi, ailelerin dollenme sırasındaki dusunceleri surete teberru(katkıda bulunur) eder. Bu sırada, eger herhangi bir es kotu dusuncelere sahip ise, bu dusunceler ceninin(fetus) vucudu uzerine damgalanır(islenir). Fakat bu ruhu etkilemez. Ruh saftır. Eslerin boyle dusunceleri barındırmalarından dolayı, sakat cocuklarına bakmaları onlara elem verir.
Onlar bir diger insanı incitmeyi yada sakatlamayı dusunuyor ve bu cocugu bu dusuncelerden uretmis olabilirler. Simdi onlar bu cocuga bakmaya ve kendi dusuncelerinin acısını bilmeye zorlanırlar. Bu onların kendilerini duzeltmelerine yardımcı olacaktır.

Cocuk bir kitap gibidir. Aileler bu kitabı(cocuklarını) okumalıdır ve surekli olarak kendilerini mesgul ettikleri bu dusuncelerini bırakmalıdırlar. Eslerin insa ettikleri ev cocukta acıga cıkacaktır. Eger eslerin dollenme anindaki dusunceleri soylu(serefli, asil) olmus olsaydı, asil bir cocuga sahip olmus olurlardı. Kusurlu bir fotograf, fotografcinin hatası degildir, fotograf icin poz veren kisinin hatasıdır. Dollenme sırasında, eslerin hal ve dusunceleri, Allah tarafindan fotograflanır. Olan sey bunun bir sonucudur. Buna hakikatte
"karma" yahut "kader" denemez; bu ailelerin barındırdıkları dusuncelerin bir sonucudur.

Bir insan-i kamil bunun derununa inebilir ve sebebini anlayabilir.. O bilir ve onların dusuncelerini iyi dusuncelere ve iyi niteliklere degistirmeleri icin Allah'a dua eder. Asla bunun Allah tarafindan karar verildigini yada bunun onun dilemesi oldugu iddiasında bulunmaz.


Barbaros:Burda dilemek ve takdir denirken tabiki hic bir sey Allah dilemeden olmaz fakat, bu olan olaydan dolayi Allah'i kimse sorumlu tutamaz yada Allah boyle yapti bunun sucu onundur gibi bir mantikla gelemez manasinda dusunulmeli. Bugun gebelik sirasinda dahi alkol kullanipda sakat cocuk doguran annelerin sayisi avrupa toplumlarinda artmistir. Simdi bu annenin kalkip bu cocugu Allah boyle diledide yaratti deyip alkol kullanipda sakatligina sebep oldugu cocugun durumundan dolayi Allah'i suclamasi mantikli degildir. Evet hic bir sey Allah'in dilemesinin disinda degildir, bir kader sirrida vardir ama kulda tercih yapar, siz kotuyu tercih ederseniz Allah kotuyude dileyebilir. Bundan Allah'i sorumlu tutamazsiniz. Kotuyu tercih edersinizde Allah dilemezse o zaman bunun hikmetinide o bilir Allah Aziz ve Hakim'dir.

Meraklisi icin soyluyorum , Anne ve babanin dollenme esnasinda cenine dusuncelerini aktarmasi olayi Erzurumlu Ibrahim Hakki hazretlerinin Marifetnamesin'de de bahsedilmistir. Bawa Muhyiddin(ks)'in marifetname'yi okumus olma olasiligida yok gibidir. Bu olayin diger onemli bahsi ayni zamanda Avni Konuk'un yapmis oldugu Muhyiddin Ibni Arabi'nin Fusus El-Hikem kitabinin serhinde, Hz.Isa A.S'in ismi serifinin hikmetleri kisminda Avni konuk tarafindan yapilmistir. Bu meseleyi basitce anlatalim:


Hz.Meryem bir irmak kiyisinda gusul abdesti alip yikandigi sirada Hz.Cebrail(A.S) ki o kutsal ruh'tur, genc ve yakisikli bir delikanli suretine yogunlasarak Hz.Meryem'e gorunmustur. Hz.Meryem durumundan oturu , bu gordugu gencin kendisine cima etmek icin yaklasacagindan korkup, kendi iffetini korumak icin bir an bir hale sahip olur ve Allah'a siginir. Bu siginma aninda eger "Ruh" Cebrail A.S tarafindan Meryeme uflenilse idi , Hz.Meryem'in bu halinin sonucu olarak Hz.Isa a.s'in suretide tahammul edilemeyecek olcude cirkin olurdu denmistir. Cebrail A.S Hz.Meryem'e kendisinin Rabbinden elci oldugunu ve ona temiz bir oglan cocugu vermek icin geldigini soylediginde, Hz.Meryem'de o an bir rahatlama oldu ve bu rahatlik aninda ruhun uflendigi soylenir.


Meryem 17."Onlarla arasina bir perde çekti. Derken kendisine ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik de o, düzgün bir insan seklinde ona göründü. "

18.Meryem ona: "Ben bagislayan Allah'a siginirim senden, eger Allah'tan korkan biri isen!" dedi.

19.Ruh (Cebrail): "Haberin olsun, ben sana tertemiz bir oğlan vermek için Rabbinin elçisiyim sadece!" dedi. "

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Nis 2011, 17:08 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 May 2009, 02:00
Mesajlar: 1853
Konum: TASAVVUF TALEBESİ
GARİBAN kardeşim,
Bu gün oturup bir güzelce hazırladıklarını okudum.
Bu, biraz "hazırladığın sofrada doydum" der gibi oldu ...
Doğrusu bir hayli aydınlandım. Allahcc razı olsun.
BAWA MUHYİDDİN(KS.)Hazretleri gerçekten, çok DEĞERLİ BİR Zât-ı Muhterem..
Bazı insanlara Mekke'de KÂBEde canlı olarak görünebilecek kadar....
ALLAH (CC) cümlemizin YÂR ve yardımcısı olsun....
Doğru yolundan ayırmasın.. İNŞAE ALLAH....

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye