Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 25 Ağu 2019, 08:38

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 16 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 18 Kas 2007, 01:52 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11216
Bu konuyu facebook'ta paylan!
ALLAH’IN HALÌFESÌ ÂDEM (A.S)


Yazan: Sıdı Şeyh Muhammed Sa‘id El-Cemal Er-Rifa‘i Es Şazelî

Çeviren: Barbaros Sert - Basildon



Resim


Sıdı Şeyh Muhammed Sa‘id El-Cemal Hz.
Kendisi için şöyle söylemektedir :


"Bismillahirrahmânirrahim
Ben deniz gibiyim,
Bir çok gemiler denize açılırlar,
Fakat, denizin derinligini kim bilir?
Caddelerden geçtiğim zaman,
Hakikatın oğullarının yanımdan geçişini seyrederim;
Hiç bir şey söylemem, fakat kalbimi açarım ve onlar girerler…
"


Resim



HAYATI :



Resim


Sıdı Şeyh Muhammed Said El-Cemal Er-Rıfa’i EŞ- Şazeli, huzur, merhamet ve Allah yoluna olan aşkın rehberidir. Kendisi, kurucusu 13.yüzyılda Mısır’da bulunan Es-Şeyh Ali Ebu ul Hasan Es Şazeli tarafından kurulan Şazeliye Tarikatının rehberidir.
Ata’sı Şeyh Ahmet Er- Rıfa’i den doğru Resûlullah (SAV)’in soyundan gelmektedir.
1935’de, Kudüs’te ki Tulkum’da doğmuştur.
Suriye’de Halep’te bulunan Şeyh Abdur-Rahman Ebu-r-Risah tarafından yetiştirilmiştir.
Şeyh, 1997’de kudsal diyar’da hizmet veren 1000 yıllık eski Sufi konsülünü restore etti.
Kudüs’te ve kudsal topraklarda bulunan konsülün başkanıdır ve senelerdir Mescidi Aksa’da bir öğretmen ve merkezi bir figürdür.

Şeyh 1959 yılından beri, Kudüs’ün Zeytin Dağında yaşıyor. Kalbi olan ve kalbi ile dinleyenler için ruhundan gelen bu öğretisi çok derindir.
Öğretisi sufizm’in hakikatine bütünüyle yeni bir ışık dökmektedir.
Filistin’de ve diğer dünya ülkelerinde iyi bilinmektedir.
Şeyh’in Aksâ’nin yıkımı için uğraşan birçok kişiye karşı da câmiyi koruma gayreti içerisindedir.
Şeyh’in kudsal topraklarda ve bununla birlikte Amerika ve Avrupa’da talebeleri bulunmaktadır fakat diğer ülkelere seyahat etmesi için emir kalbine sadece 1993 yılında gelmiştir.
Ayni zamanda, Allah’tan gelen bir emir ile hayatlarının anlamını araştıran, varlığın hakikatini arayan ve yaralarının iyileşmesini umut eden dünyadaki herkese öğretilerini vermesi istenmiştir.
O zamana kadar, öğretisi Kudüs’teki Zâviyesinde yapılıyordu.

Şeyh Muhammed Sa’id El-Cemal ayırt edilebilen uluslararası kimliğe sahip bir kişidir.
40 yıldır, Kudüs’te yaşıyor ve insanlar arasında barışı muhafaza etmek için büyük bir sabır ve gayret göstermiştir.
Bu yolda yürümeye çok genç yasta başlamış, Allah’tan başka hiç bir kimseden korkmayan ve fiilleriyle Allah’ı göz ardı eden devletlere karşı tavır almıştır.
Mahkemelerde hâkimlik yapmakla birlikte bir devlet işçisiydi, ayni zamanda Kudüs’te Aksâ Câmisinde haftalık hutbeler verirdi.
40 yıldır kudsal diyarlarda kendisini ziyaret eden kişilere ruhanî bir danışman olmuştur ve hayatını bu yola adamıştır.

Fakirlere yardım etmek için kudsal topraklara aylık seyahatler yapar ve herkesin yiyecek yemeği ve giysisi olup olmadığından emin olur.
Şeyh, Musa (A.S)’in mezarının bulunduğu Jeriko yolunda ki eski bir binada bir Sufî merkezi açtı.
Bu merkez Sufî yardım hareketlerinin ana merkezi oldu.
Burası aynı zamanda uyuşturucu bağımlılarının ve dağıtıcılarının iyileştirme merkezi olarak da kullanılmıştır.

1994’de Amerika’ya onun ilk ziyaretini gerçekleştirdi ve sürekli ABD’ deki okullar ve merkezler tarafından seminerler vermek üzere davet edilmektedir.
Şeyh sadece bir ruhanî yolu takip eden kişilere değil, ayrıca dünya üzerinde yardım isteyen herkese kalbini açmaktadır.
Allah’ın gerçek kulu bu dünyada yiyecek ve giysiye ihtiyacı olan ve çile çeken bütün herkes için çalışır.
Barışı muhafaza etmek ve neye mal olursa olsun insanlığa önyargısız bir şekilde hizmet etmeye çalışan bir liderdir.


Kopya hakları http://www.sufimaster.org/index.htm adresine aittir.



Çevirmenin Önsözü:


Resim Resim Resim Resim Resim Resim Resim

Bismillah,

Döküman oldukça ağır bir İngilizce metin içermektedir, eksiksiz çevirmeye gayret ettim.
Fakat gördüğünüz gibi İngilizce çevrilmiş bir dökümandan çeviri yapıyorum ve Tasavvufî terimlerin İngilizce karşılıkları İngilizcede olmadığı için çeviriler esnasında bazı terimler çeviriden çeviriye özelliğini yitirmiş.
Ayrıca ağır ve uzun cümlelerin çevirisi bazen Türkçe de cümle düşüklüklerine yol açıyor.

Türkçenin diğer esnek olmayan kısmı da İngilizcedeki “O” şahıs zamirinin kadın ve erkek için farklı olarak ifade edilmesi dolayısıyla Türkçede bunun sadece tek bir “O” zamiri ile ifadesidir.
Orijinal metinde Âdem ve Havva ile ilgili “O” zamiri bir paragrafta bir dişi bir erkek için sürekli değişerek geçmektedir buda çevirideki anlam bütünlüğünü etkiliyor.
Bu kısımların dikkatli okunmasını öneririm.
Âdem birden Havva, Havva’da Âdem oluveriyor bu değişimi farkedeceginizi umuyorum.
Bu yüzden İngilizcesi olanlar için İngilizce metnide veriyorum.

Her türlü hatamdan dolayı yüce Allah’ın rahmetine sığınırım. Allah Şeyh Muhammed Said El-Cemal’den razı olsun ve okuyuculara hazmını kolaylaştırsın.
Yaradılış ve Âdem A.S ile ilgili bazı sorulara ışık tutması niyetiyle.


Selam ve Sevgilerimle
Barbaros Sert
Basildon-22 Eylül 2006



Âdem (A.S)-Adam
Allah’ın Halifesi




Resim Resim Resim Resim Resim Resim Resim


Resim Resim Resim ÂDEMliğimiz ve de HAVVAlığımız.... Resim Resim Resim




Bismillâhirrahmanirrahim,

Beloved, I now explain to you who you are. I tell you your story. This appears to be the story of Adam, but it is your story in the world of the soul, in the world before creation. This is the story of who you were then, before you came into existence. Listen deeply and remember. Be inside me to take everything from me because I speak to you from the essence of your soul, and in the essence of my soul I speak with my father in the light.

Sevgili kardeşim,
Şimdi sana kim olduğunu açıklayacağım.
Sana senin hikâyeni söyleyeceğim.
Bu Âdem’in hikâyesi olarak belirecek fakat bu yaratılış öncesi âlemde, ruhlar âleminde olan senin hikâyendir.
Bu var olmadan evvel, o zaman, senin kim olduğunun hikâyesidir.
Derin bir şekilde dinle ve hatırla.
Her şeyi benden almak için benim içimde ol, çünkü ben sana senin ruhunun özünden konuşuyorum ve ruhumun özünde ben ışıkta (nur içinde ruh birliğinde Âdem) babamla konuşuyorum..



To understand who it is that is speaking with you now and who it is that really listens and what is the deep meaning of these words which pass between us, it will be necessary to go back and to look with a very deep gaze into the knowledge of your origin, which is buried within you. It will be necessary to be breathed into existence again by the divine sigh of compassion, to see yourself again, Adam as conceived in the eye of creation, to return.

Seninle şimdi konuşanın kim olduğunu ve gerçekte dinleyenin kim olduğunu ve aramızda gecen bu sözlerin derin mânâlarını anlamak için, sende gömülü olan başlangıcının bilgisine derin bir göz atmak gereklidir.
Kendini tekrar görmen için, geri dönüp, yaratılanın gözünde Âdem olarak kavranabilmen için, ilâhî şefkatin nefesi ile tekrar üfürülerek varlığa gelmek gerektir.



When Allah said to the angels, “I want to make a caliph on earth,” the angels said, “Why? If you bring Your light down into the density of the earth, they will kill each other and abandon your holy way.” Allah said, “I am the Knowing and the Wise.” And He created Adam, the first caliph, the first vice-regent. He put His image in him, His light in him, the fragrance of all His attributes, and He taught him everything from the beginning to the end. He wrote everything in his heart – the hidden and the revealed. He gave him the presence and the truth; by presence, I mean a body and personal existence, and by truth, I mean the deep secret name of Allah and His qualities (as-sifat). He made him a mixture of the elements earth, air, fire and water, and from the breath of Adam the first-born birds emanated, and from the earth of Adam, mountains and trees and animals, and from the water of Adam, all of the beings in the sea emanated. Understand with the deep eye what is meant here by emanation. Adam, in the image of Allah, contained all the created universe within himself, and by the divine order from the completeness of the first-born, all the creation issued forth.

Allah meleklere dedi ki :
“Ben yeryüzünde bir halife yaratmak istiyorum”, melekler dedi ki : “Neden? Eğer nurunu yeryüzünün yoğunluğuna getirirsen, onlar her biri diğerini öldürecek ve senin kudsal yolunu terk edecekler.” Allah dedi ki : “Âlim ve Hâkim olan benim”.
Ve O ilk halifeyi, ilk saltanat halifesi Âdemi yarattı.
O ona kendi sûretini, O’nun nurunu, O’nun niteliklerinin aromasını koydu ve ona başlangıçtan sona her şeyi öğretti.
Her şeyi onun kalbine yazdı-gizlenmiş ve açığa çıkarılmış olarak.
O ona varlığı ve hakikati verdi.
Varlık ile bir vücud ve kişisel varlık ve hakikat ile Allah’ın derin sırr ismi ve onun sıfatlarını kastediyorum.
O onu toprak, hava, ateş ve suyun bir karışımından yaptı ve Âdem’in nefesinden ilk doğan kuşlar meydana geldi ve Âdem’in toprağından dağlar ve ağaçlar ve hayvanlar meydana geldi ve,
Âdem’in suyundan denizdeki bütün varlıklar meydana geldi.
Burada varlığa geldi (çıktı) diyerek kastedilenin ne olduğunu derin bir göz ile anla.
Âdem, Allah’ın sûretinde, bütün yaratılmış evreni kendisinde içerdi ve ilk doğanın tümelliğinden (tamamlılığından) ilâhî düzen ile bütün yaratılış husule geldi.



When the creation of Adam was complete, Allah commanded the angels to bow down, to prostrate before him. All the angels obeyed the order except Iblis, who seemed to refuse. Allah asked him, “Why do you not bow down?” Iblis said, “Why should I bow down to Adam when fire is greater than clay?” It would appear that Iblis refused the order of Allah, but in truth he realized the divine plan. Iblis is a complete presence. He is fire. And Allah in His Wisdom puts everything in its place. If fire and water were gathered together, one would destroy the other. In His wisdom, Allah put Iblis outside the door to the garden of His presence. Iblis is the guardian, the fire at the gate of the garden through which none but the purified may enter. When anyone comes to enter the garden, whatever within him is unclean or impolite will come up against Iblis and be turned back. Whatever in a person cannot bear the fire and cannot pass through it will be prevented from entering the garden. Whatever in the person is of the light is greater than the fire of Iblis and the golden essence will be purified by the fire and returned to the paradise of the presence of Allah

Âdemin yaratılışı tamam olduğunda, Allah meleklere ona secde etmesini emretti.
İblis haricinde bütün melekler emre itaat etti ki O (iblis) redd ediyor göründü.
Allah ona sordu :“Neden sen secde etmiyorsun?”
İblis dedi, “Ateş topraktan daha büyükken Âdem’e neden secde edeceğim ki”.
İblis Allah’ın emrini reddeder bir şekilde belirdi, fakat hakikatte o ilâhî planı fark etti.
İblis tam bir varlıktır.
O ateştir.
Ve Allah irfanı ile her şeyi yerine koyar.
Eğer ateş ve su bir araya getirilirse biri diğerini yok eder.
Allah iblisi varlığının bahçesinin kapısı dışına koydu.
İblis bekçi, bahçenin kapısında ateş ki ondan sadece temizlenmiş olandan başkası geçemez.
Ne zaman birisi bahçeye girmek için gelir, onda temiz olmayan ya da ahlaksız olan ne varsa iblisin karşısına gelecek ve geri döndürülecek.
Bir kişide ateşe dayanamayan ne varsa ondan geçemez, bahçeye girmekten engellenir.
Kişide İblis’in ateşinden büyük her ne ışık ve altın özü varsa bu ateş ile saflaşacak ve Allah’ın varlığının cennetine geri dönecektir.



Meanwhile the presence of Iblis cries out and sends its voice to every side saying, “I am the guide of the darkness. Allah placed me in this station. I know Him well and He knows me well. I love Him and I do not refuse any order from my beloved Allah. It is necessary that everyone is pure and polite before he can enter and live inside the garden of the knowing. He must pray the deep praying and wash himself of everything of this world, and then dress in clothes of light after everything within is transformed to be special for Allah. If anyone tries to enter with uncleanness and impoliteness and impurity, then I catch him by these qualities and turn him back. I am very strong because He helps me to keep every person from entering who does not love Him completely. For this reason you see that when He sent the order to the angels, I refused, but only on the outside because I knew where He would put me after that and this was the place where it was necessary for me to be.

Inside I bear His image like you and there is no other face in all the worlds, but outside I wear the cloak of darkness. This is His wisdom and to Him everything returns. Change everything to know me well. Conquer me and I will surrender. I am the rock of darkness. I need the person who knows me to clean me, but he cannot clean me if he does not clean himself first. I live inside you, from every side – of body, heart, and soul. When you change yourself, you change me. Do not listen to my voice. My voice is full of darkness. I contain no knowing (from the outside). If you follow this voice, it guides you to the fire. If you refuse my order and do not follow me, you come to be free. Then help yourself because you will find your way well. You will find your guide, the perfected one, and he leads you to the garden of the grace of Allah and sits you with your beloveds on the holy rug in the garden of knowing. Then you can rest and know what Allah wants from you. Understand the outside and the inside of this teaching, and do not say why or what. This is my story in the world. I am nothing and He is everything.”

Bu sırada, İblis’in varlığı bağırarak ve sesini her tarafa ulaştırarak :
“Karanlığın rehberi benim.
Allah beni bu istasyona (makama) yerleştirdi.
Ben onu iyi bilirim ve O’da beni iyi bilir.
Ben onu seviyorum ve sevgili Allah’ımdan gelen hiç bir emri reddetmem.
Bilmenin bahçesine girmek ve orada yaşamak için herkesin saf ve kibar olması gereklidir.
Derunî namazı kılmalı ve kendisini bu dünyadan gelen herşeyden yıkayarak arındırmalı ve dâhili olan her şey Allah için özel olana dönüştükten sonra nur elbiselerini giyinmelidir.
Eğer birisi temizlenmemiş, ahlaksız ve saflaşmamış bir şekilde girmeyi denerse o zaman ben onu bu nitelikleriyle yakalayıp onu geri çeviririm.
Ben çok güçlüyüm çünkü “O” , “O”nu tamamıyla sevmeyen her kişiyi tutmama yardım ediyor.
Bu sebepten dolayı , “O” meleklere emrettiği zaman, Ben reddettim, fakat sadece dışarıdan (zâhiri olarak), çünkü bundan sonra “O” nun beni nereye koyacağını biliyordum ve burası benim olmam gereken yerdi.

[color=brown]İçeriden (bâtından) Ben’de sizin gibi onun sûretini taşıyorum ve bütün âlemlerde başka bir yüz yoktur, fakat dışarıdan ben karanlığın pelerinini (elbisesini) giyiyorum.
Bu onun irfanıdır ve her şey ona döner.
Beni iyi bilmek için her şeyi değiştir.
Fethet beni ve ben teslim olacağım.
Ben karanlığın kayasıyım.
Benim beni temizlemek için bilen birine ihtiyacım var.
Fakat o (kişi), kendini ilk önce temizlemezse beni temizleyemez.
Ben senin içinde yaşarım, vücuduyun, kalp ve ruhuyun her yerinde.
Kendini değiştirdiğin zaman beni de değiştirirsin.
Benim sesimi dinleme.
Benim sesim karanlık dolu.
Ben dışarıdan “bilmemeyi” içeririm.
Eğer bu sesi izlersen, o seni ateşe götürür.
Eğer sen benim emrimi reddedersen ve beni izlemezsen hürriyetine kavuşursun.
O zaman, yârdım et kendine çünkü sen yolunu güzelce bulacaksın.
Sen mükemmel olanı, rehberini bulacaksın ve o seni Allah’ın rahmetinin bahçesine götürür (rehberlik eder) ve seni, bilmenin bahçesindeki kudsal halı üzerinde, sevilenlerinle oturtur.
Sonra dinlenir ve Allah’ın senden ne istediğini bilirsin.
Bu öğretinin dışını ve içini (zâhirini ve bâtınını) anla ve “Ne?”, “Neden?” deme.
Bu, âlemdeki benim hikâyemdir.
Ben hiçbir şeyim ve O her şeydir.”



In His wisdom, Allah made Iblis a guide for the darkness, and He made the prophets from Adam to Muhammad, and then the perfected ones (al-insan al-kamil) as guides for the light. Everyone wants to listen to his guide. Then a battle ensues between the followers of the darkness and the followers of the light, and it is in His wisdom that all should not follow one guide

Allah irfanında (Hikmet veya ilminde), İblisi karanlığa rehber yapmıştır ve “O” Âdem’den Muhammed’e peygamberleri ve sonra mükemmel olanları (İnsan-i Kâmil) ışığa rehber yaptı. Herkes kendi rehberini dinlemek ister.
Sonra karanlığın takipçileri ve ışığın takipçileri arasında bir savaş hâsıl olur ve bu “O”nun hikmetindendir ki hepsi tek bir rehber izlememelidir.



The Guide of the Light continues:
My beloved, you are the picture of my Lord. Then look to me with the eye of my Lord within you if you really want to see me, if you want to know me well. I am not like any person you know. When you see through the eye of your heart, you will see the essence of the prophets. The eyes of the body see only the human being and this is not the complete picture. If you want to see me, look in your mountain. If it stays in place, you can see me. Understand beloved, that until you are really here, now, with all that you have, with yourself, with your heart, your soul, and everything, opening, listening, and not rejecting, you will not see me as I am or know me as I know you.

Işığın rehberi (Ruh-u Muhammed, Nur-u Mîm) devam ederek:
Sevgili kardeşim, sen tanrımın (El Rahmân) sûretisin.
Beni gerçekten iyice bilmek istiyorsan, o zaman, bana tanrımın sendeki gözü ile bak.
Ben bildiğin herhangi bir kişi gibi değilim.
Kalbinin gözünden doğru gördüğün zaman, peygamberlerin özünü göreceksin.
Vücudun gözleri sadece insanları görür ve bu tam bir sûret değildir.
Eğer beni görmek istersen, senin dağına (BENlik Dağı) bak!
Eğer o yerinde kalırsa, beni görebilirsin.
Anla Sevgili kardeşim,
Ki, şimdi, bütün sahip olduğunla, kendin ile kalbin ile ruhun ile ve her şeyin ile, açıklık ile, dinleme ile ve reddetmeme ile sen gerçekten burada olana kadar, beni olduğum gibi göremeyeceksin ya da benim seni bildiğim gibi bilemeyeceksin.

_________________
Resim


En son kulihvani tarafından 19 Kas 2007, 22:36 tarihinde düzenlendi, toplamda 4 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 18 Kas 2007, 19:28 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11216
Resim Resim Resim Resim Resim Resim Resim




Although you may not remember, you are from the first of my children. I gave birth to you in pre-eternity. Please be with me in everything, and hold everything, and give everything to see everything in the light of your holy origin, in the essence of that which you are. You are the key and you are the door. Why do you stay in the ante-room? Follow me, my beloved, as I pass through every doorway to the truthroom of the innermost secret. Then you will see your Iblis lay down his life beneath your feet, and you will find me sitting in the deep knowing on the throne of your heart. I am the mirror of your Master and you are the mirror of Him in me. There is no difference between you and me and Him, if you want to understand what I mean.

Sen hatırlamamana rağmen, benim çocuklarımın ilkindensin. Ben seni sonsuzluk öncesinde (ezelde) doğurdum.
Lütfen her şeyde benimle ol ve tut her şeyi ve kudsal orijininin, senin varlığının özünde bulunan ışığındaki her şeyi görmek için her şeyi ver.
Anahtar sensin ve kapı da sensin.
Neden holde duruyorsun?
Sevgilim, en iç sırrın hakikat odasına doğru giden her kapı yolundan geçerken beni takip et!
O zaman İblis’inin ayaklarının altında uzandığını göreceksin ve beni kalbinin tahtındaki derin bilişte oturuyorken bulacaksın.
Ben senin Efendinin aynasıyım ve sen bendeki O’nun aynasısın.
Kastettiğim şeyi anlıyorsan, senin, benim ve O’nun arasında hiç bir fark yok.




Give me your ear and take care not to hear any voice, only the voice of your Beloved because your Beloved wants to make a holy marriage with you when He sends the word to your ear. This word is the first word and from this word – everything. This word is truly the first-born of all the creation. I am speaking about the holy word, “Be.” When you hear, you are born to be the holy child from this word. Do you know what I am speaking of as the holy child? This is the first light in the world of pre-eternity (al-azal). Listen to my voice to know my story, which is also your story from the first. If you listen, if you follow, and if you see me, then you can help me and I can help you to come to be One, to make the holy marriage, like before. Then you become the Moses of your time and your brother becomes the Aaron of his time. In order for you to carry your brother, to live for him and he for you, it is necessary to listen to every word that I say. If you touch, as I say, then you will arrive in the garden of knowing and live with your Beloved all the time, sleeping (and waking) between His arms. This is the life. There is no life like this life.

Kulağını ver bana ve sadece Sevgilinin sesinden başka hiçbir sesi işitmemeye özen göster.
Çünkü sözü senin kulağına göndererek, Sevgilin seninle kudsal bir evlilik yapmak istiyor.
Bu söz ilk sözdür ve her şey bu sözdendir.
Bu söz, bütün yaratılanın ilk doğmuş olanıdır.
Kudsal söz, “Ol!” hakkında konuşuyorum.
İşittiğin zaman, bu sözden kudsal çocuk olarak doğarsın.
Kudsal çocuk diyerek neyi kastettiğimi biliyormusun?
Bu ezel âlemindeki ilk ışıktır.
Hikâyemi bilmek için dinle sesimi ki, o bunun yanında ezelde seninde hikâyendir.
Eğer dinler, izler ve beni görürsen, o zaman bana yardım edebilirsin ve ben senin tıpkı önceden olduğu gibi kudsal evliliği yapmana, “BİR” olmana yardım edebilirim.
O zaman sen zamanının Musa’sı olursun ve senin kardeşin zamanının Harun’u olur.
Kardeşini taşıman için, onun senin için yaşaması ve seninde onun için yaşaman için, söylediğim her sözü dinlemen gerek.
Dediğim gibi dokunursan, bilmenin bahçesine varacaksın ve her zaman sevgilinle yaşayacaksın, onun kollarında uyuyup uyanacaksın.
Hayat budur, bu hayat gibi başka hayat yoktur.




My holy beloved, listen to me to the story of the first world. “Know My beloved, that I am a hidden treasure that longed to be known. So I have drawn forth all of the creation out of Myself in order to know Myself. But how can My creatures know Me? I planted all My qualities in the ground of creation. When any creature comes to know on what ground he stands, he discovers all My attributes in the ground of his existence. In the mirror of My attributes, he comes to see himself. But how can he see himself in every quality? Every quality is a two-sided veil between the creature and his pure existence in Me.”

Benim kudsal sevgilim, beni İlk Âlemin hikâyesine doğru dinle.
“Bil sevgilim ki ben bilinmek için can atan saklı bir hazineyim.
Bu yüzden ben kendimi bilmek için bütün yaratılan her şeyi kendimden çekip çıkardım.
Fakat benim yarattıklarım beni nasıl bilebilirler?
Bütün niteliklerimi yaratılanın temeline kurdum.
Herhangi bir yaratılmış olan ne zemin üzerinde durduğunu bilirse, o onun varlığının temelinde olan bütün niteliklerimi keşfeder.
Niteliklerimin aynasında, o kendisini görür.
Fakat o her sıfatta kendisini nasıl görebilir?
Her sıfat, yaratılan ile onun Bendeki saf varlığı arasında iki taraflı bir perdedir.”




Every quality has at least two veils – the apparent veil and the interior veil. At first you can see the quality manifesting with the eyes of your face. For example, you see the big bird feeding the little bird. This appearance is from the fragrance of the real quality of Allah, the Merciful (ar-Rahim). When you look inside the quality, you find another veil, a veil of light in the world of the soul. The light of the particular quality of Allah veils the unlimited vastness of the reality of Allah, which is beyond all forms and names and attributes. But when you travel with the light of the attributes back through all the veils of its gross and subtle manifestations to the holy source which generated it, then without the cover of these veils you see that you are the mercy.

Her sıfat en azından iki perdeye sahiptir, görünen perde ve iç perde.
Başta sen tecellî eden sıfatı baş gözün ile görürsün.
Örneğin, büyük kuşun küçük kuşu beslediğini görürsün.
Bu görünüş, Allah'ın gerçek sıfatı olan Er-Rahim’in esansındandır.
Sıfatın içine baktığında, ruh âlemindeki ışığın bir perdesini, bir başka perdeyi bulursun.
Allah’ın özel sıfatının ışığı, bütün şekillerin, isimlerin ve niteliklerin ötesinde olan Allah’ın hakikatının sınırsız enginliğini perdeler.
Fakat niteliklerin ışığı ile bütün kaba ve ince tecellîlerden geriye doğru, kendisini meydana getiren Kudsal Kaynağa doğru seyahat ettiğin zaman, bu perdelerin örtüsü olmaksızın görürsün ki merhamet sensin.




This is what I mean when I say that He put His qualities in you to see Himself in the mirror of your existence. Therefore, it is necessary to clean the mirror to be clear. This means to return every quality, from the beginning to the end, to Him. You cannot clean this quality without walking through it and removing the veils from it because He put Himself in you, deep inside, and to find Him you must strike through all of the attributes. This is like wearing ninety-nine clothes and every piece of clothing has two sides. If you want to touch the essence of the truth, it is necessary to cut through every dress. Allah is the Bride and you will not reach this holy Bride unless you penetrate all the veils to find Him. When you reach the truth of this Bride, you return to your real mother who is truth. You need to drink from her real milk until your presence dissolves in the ocean of the Truth.

“Senin varlığının aynasında kendisini görmek için sana kendi sıfatlarını verdi” diyerek kastettiğim şey işte budur.
Bu nedenle, temiz olmak için aynayı temizlemek gerekir.
Bunun anlamı her sıfatı, başlangıcından sonuna ona geri döndürmen demektir.
Bu sıfatı, ondan (sıfattan) doğru yürümeksizin temizleyemez ve ondan perdeleri kaldıramazsın, çünkü O kendisini sana koydu, derine içeriye ve onu bulmak için niteliklerin hepsinden çakmalısın (sanki niteliklerin hepsini bir araya gelince bir çeşit çakmak ile tutuşma oluyor).
Bu her biri iki tarafa sahip olan 99 elbiseyi giymek gibidir. Eğer hakikatin özüne dokunmak istersen, her elbiseden geçmek gerekir.
Allah gelindir ve O’nu bulmak için bütün duvakları kaldırmadıkça, bu kudsal geline ulaşamazsın.
Bu gelinin hakikatine ulaştığında, sen esas annen olan hakikate geri dönersin.
Varlığın Onun hakikat okyanusunda çözülene kadar, O’nun gerçek sütünden içmen gerekir.




What is every quality? It is important to know that every quality is a station from the beginning to the end. And you could not walk through any of these stations if He did not love you and help you. This is not from your hand. But it is He who desires that the treasure be known when He puts you in this way to search about the truth. Know that He loves you and His love is moving you on. But how can you walk through every quality? If you want to walk through all the qualities, it will take a long time. But it is your fortune that Allah gives you your guide to take you through the qualities to the name. He put you with your Beloved face to face from the beginning, and he told you to remember the name. Because within the name are all the attributes, and when you remember the name, it is not necessary to remember every quality. The name is the ocean and the qualities are the springs. Water for every spring comes from the ocean. If you want to drink, to travel from the gross world to the world of the essence of the soul, travel to the ocean. By ocean, I mean the name of Allah.


Her sıfat nedir?
Her sıfatın başlangıçtan sona doğru bir istasyon olduğunu bilmek çok önemlidir.
Ve eğer “O” seni sevmeseydi ve sana yardım etmeseydi, sen bu istasyonlardan doğru yürüyemezdin.
Bu senin elinde değil (senden değil).
Fakat seni hakikat hakkında araştırmak için bu yöne yönelttiğinde, definenin bilinmesini arzulayan O’dur.
Bil ki O seni seviyor ve senin devam etmeni sağlayan O’nun aşkıdır.
Fakat her sıfattan nasıl geçebilirsin?
Eğer bütün sıfatlardan doğru yürümek istersen, çok uzun bir zaman alacaktır.
Fakat bu senin talihin ki Allah sana seni sıfatlardan isme götürecek rehberi verir.
O seni sevgilinle başlangıçtan yüz yüze koydu ve sana ismi hatırlamanı söyledi.
Çünkü bütün nitelikler isimde ve ismi hatırladığın zaman, her sıfatı hatırlamak gerekli değildir.
İsim okyanustur ve sıfatlar kaynaklardır.
Her kaynağın suyu okyanustan gelir.
İçmek ve kaba âlemden ruhun özünün âlemine seyahat etmek istersen eğer, okyanusa seyahat et.
Okyanus ile Allah’ın ismini kastediyorum.




Live at once in the light of the essence beyond all form and walk through the particular quality you wish to realize. For example: to see through the All-Seeing (al-Basir) and to hear through the All-Hearing (as-Sami), know Who sees, Who hears, Who gives, Who takes. Then you return all the qualities as you experience them, while remembering the name, to the presence behind the name, to the Truth within the presence and to the Reality beyond all pictures of the truth.


Bir kere bütün şeklin ötesindeki özün nurunda (ışığında) yaşa ve fark etmek istediğin belirli sıfatlardan doğru yürü.
Örneğin: El-Basir’den doğru görmek için ve Es-Semi’den doğru işitmek için, kimin gördüğünü, kimin işittiğini, kimin verdiğini, kimin aldığını bil!
O zaman, ismi hatırlarken, bütün sıfatları deneyim ederken, onları ismin ardındaki varlığa, varlıktaki hakikate ve hakikatin bütün sûretlerinin ötesindeki gerçekliğe geri döndürmüş olursun.




Beloved, I want to return to this world. The world is like a shadow to the truth. The shadow has no substance, no light, no soul of its own. It is a projection of that existence which it reflects. The reality is veiled by truth, truth by presence, and the presence by the attributes of Allah. The pure essence of the attributes manifests in angelic forms, in mankind, in animals, and in the world of nature. All of the creation is the face of Allah. But look through the face to know the deep breath which gives everything that lives the Life (al-Hayy) of God, the Truth (al-Haqq), the Strength (al-Qawi), and all the qualities of the Creator Himself, through which He manifests the limitless transcendence of His being in form for the sake of the revelation of His deep secret love. When Allah created Adam, He made him with this strength of His own to carry all that He has, and He put him in the garden for one thing – to show him the real wisdom. What is the wisdom?

Sevgili, bu âleme geri dönmek istiyorum.
Bu âlem hakikate bir gölge gibidir.
Gölge’nin bir cevheri (özü) yoktur, ışıksızdır, kendi ruhuna sahip değildir.
O bu yansıyan varlığın bir görüntüsüdür.
Gerçek hakikat ile perdelidir, hakikat varlık ile ve varlık ise Allah’ın nitelikleri ile perdelidir.
Niteliklerin saf özü melekî şekillerde insanlarda, hayvanlarda ve doğa âleminde tecellî eder.
Yaradılışın hepsi Allah’ın yüzüdür.
Fakat yaşayan her şeye Allah’ın hayatını (El-Hayy), hakikati (El-Hakk), Kuvveti (E-Kaviyy), ve kendisi olan Yaratıcının bütün sıfatlarını veren derin nefesi (Rahmân Nefesini) bilmek için yüzden doğru bak ki, O ondan (yüzden) doğru, varlığının aziz ve madde ötesi sınırsız yüceliğini, O’nun derin gizli sevgisini göstermesi aşkına şekil olarak açığa çıkarır.
Allah Âdem’i yarattığı zaman, O onu (Âdem’i) O’nun sahip olduğu bütün her şeyi taşıması için, O’nun kendi kudreti ile yaptı ve O, onu bahçeye sadece bir şey için, ona gerçek irfanı göstermek için koydu.
İrfan nedir?




The pure Adam, the original Adam lived only to remember. He had no body, only Allah. He had no beginning nor end, only light from Allah; no shadow of presence apart from Allah. After that, Allah, in His wisdom, wanted the creation of the world (s). If He had not put nafs in Adam, there would be no world because Adam was turned only to Him and Allah had to turn him toward the creation of the world in order for mankind to be born through him. So He put in Adam the self, and this self was in three parts. First, the desire to eat the fruit and then to eliminate (nafs-as-shahwaniyya). For this he had to leave the garden because in the garden of the first world there was no eating or defecating or sleeping, no fruit, and no separation of Adam from the light of Allah. Then the desire to sleep with the woman (nafs-al-jinsiya) and make children, and, and, and to fill the world with human beings. And the third part of the self of Adam was the desire to become king of the creation (nafs-a-shaitara).


Öz (saf) Âdem, orijinal Âdem sadece hatırlamak (zikr) için yaşadı.
Onun Allah’tan başka hiç bir kimsesi yoktu.
Onun ne başlangıcı nede sonu vardı.
Sadece Allah’tan bir nurdu.
Allah’tan ayrı bir varlık gölgesi yoktu…
Bundan sonra, Allah, irfanında (ilminde), âlemleri yaratmak istedi.
Eğer Âdem’e nefsi koymamış olsaydı, hiç bir dünya olmazdı çünkü Âdem sadece ona döndürüldü ve Allah onu, ondan doğru insanlığın doğması için âlemin yaratılışına doğru çevirdi.
Bu yüzden Âdem’e nefsi koydu ve bu nefs üç bölümdü.
1- İlki meyveyi yeme ve sonra ortadan kaldırma (temizleme) arzusudur (Nefs-i Şehvaniyye).
Bunun için bahçeden ayrılmak zorundaydı çünkü İlk dünyanın (Âlemin) bahçesinde yemek, büyük abdestini yapmak ya da uyumak yoktu, meyve yoktu ve Allah’ın nurundan ayrılık yoktu.
2- Sonraki (ikincisi) kadın ile cinsel ilişki kurma arzusu (Nefs-i Cinsiyye) ve çocuk yapma ve dünyayı insanlar ile doldurma arzusudur.
3- Ve Âdem’in nefsinin üçüncü bölümü ise yaratılmışın kralı olma arzusu (Nefs-i Şeytaniyye) idi.




Then, as He had put the nafs in Adam to fulfill His plan, He made Iblis, also, to continue His message. Iblis assumed his role just as Adam moved as it was written for him and each moving by His will. Adam and Iblis met in the garden to complete a circle. What of the fruit? The fruit is life – the life of this world. Adam already had life in the first world, the life of the light of Allah, but when he had eaten from the tree, he began to dress in ninety-nine veils and to carry many qualities between himself and his original light, the secret of Allah, which was the only thing he knew in the first world.

Daha sonra, planını tamamlamak, mesajına devam etmek için Âdem’e nefsi koyduktan sonra, iblis’i yaptı.
İblis kendi rolünü üstlendi,
Tıpkı Âdem’in onun için yazılmış olduğu gibi hareket etmesi, Ve her birinin Onun dilemesi ile hareket ettiği gibi.
Âdem ve İblis bir halkayı tamamlamak için bahçede buluştular.
Meyveden maksat ne?
Meyve hayattır-bu dünyanın hayatıdır. (İnsanın üremesi, aklın sürekliliği)
Âdem’in İlk Âlemde zaten Allah’ın nurunun hayatı olan bir hayatı vardı,
Fakat meyveden (ağaçtan) yediğinde, 99 örtüyü giyinmeye başladı, kendisi ve orijinal ışığın arasında birçok sıfatları taşımaya başladı ki orijinal ışık (Nur-u Mîm);
Allah’ın sırrı olan Âdem’in, İlk Âlemde iken biliyor olduğu tek şeydi.



From the first world, many worlds arose through the agency of the self (an-nafs) of Adam, through his desire to eat and sleep and be king of the creation. Now you see two Adams. The first is the pure original mirror of Allah and the second is the metaphorical Adam (the human being), who is a shadow of the original Adam. You cannot see the first Adam with human eyes if you do not know the second, the metaphorical Adam. When you look at him with the eyes of your face, you see a human being like other human beings, but when you see the original Adam with the eye of your soul, you see only Allah in His created mirror. The metaphorical Adam is a veil for Allah. Although He put all His wisdom and light in Adam to know Him, Adam must also know himself through the metaphor of his own existence for the sake of the creation of the world. The deep Adam is the true son of his Father and the eye of Allah through which He sees.

İlk Âlemden, Âdem’in nefsinin aracılığından, onun yemek yeme ve uyuma ve yaratılanın kralı olabilme arzusundan doğru birçok dünyalar ortaya çıktı.
Şimdi siz iki âdem görürsünüz.
İlki, Allah’ın saf orijinal aynası olan Âdem ve,
İkincisi ise orijinal Âdem’in gölgesi olan mecazi Âdem (İnsan)'dir.
Eğer mecazi olan ikincisini bilmiyorsanız, birinci Âdem’i insan gözleriyle göremezsiniz.
Ona baş gözlerinizle baktığınızda, tıpkı diğer insanlar gibi bir insan görürsünüz.
Fakat orijinal Âdem’e ruh gözünüzle bakarsanız onun yaratılmış aynasında yalnız Allah’ı görürsünüz.
Mecazi Âdem Allah için bir hicaptır (perdedir).
O’nu bilebilmesi için bütün irfanını (ilmini) ve ışığını Âdem’e koyduğu halde, bunun yanında Âdem dünyanın yaratılışının aşkı için, onun kendi varlığının bâtınından doğru kendisini bilmek zorundadır.
Derin Âdem babasının hakiki oğludur ve O Allah’ın gözü ile görür.



He says to Adam, “If you eat the fruit and you do not lose me, you can eat the fruit of life. But if in eating the fruit, you forget the secret, do not eat.” So Adam ate for the procreation of life and covered his naked reality in Allah with the dresses of His qualities. He kept the secret inside the cover of the qualities, and does not reveal this secret to anyone except by His order in His time. Before the fruit, Allah gave the order to the deep secret soul of Adam to give birth to himself, to see himself in himself, and this image of himself, returned to him, is Eve. In reality there is no separation between Adam and Eve. Adam is Eve and Eve is Adam. She is the mirror of him, from him to him, and of his own substance. She also gives birth to him when she makes love with him. So she is his mother, daughter, and sister, as well as himself. Before Adam slept with Eve, he ate to take the secret life from the tree. What is the tree? It is herself, the essence of Eve, the mother. So first he ate of the essence of her life and then he entered her to give birth to himself again through her.

O Âdem’e derki : “Eğer meyveyi yiyip beni kaybetmeyeceksen, hayatın meyvesini yiyebilirsin.
Fakat eğer meyveyi yediğinde, sırrı unutacaksan, yeme!”
Bu yüzden Âdem hayatın nesilleşmesi (üremesi meydana gelmesi) için yedi ve onun Allah’daki çıplak hakikatini “O” nun nitelikleri ile bürüdü (Sıfat ve niteliklerinden oluşan elbiseler giyindi).
O sırrı sıfatların örtüsünün içinde tuttu ve bu sırrı O’nun zamanında O’nun emrinin haricinde olan hiç kimseye açıklamaz.
Meyve’den önce; Allah onun (Âdem’in) kendisini doğurması, kendisini kendisinde görmesi için, Âdem’in Ruh-u Sırrının derinliğine emir verdi ve onun bu kendine geri dönen sûreti Havva’dır.
Hakikatte Âdem ve Havva arasında bir ayrılık yoktur.
Âdem Havva’dır ve Havva ise Âdem’dir.
O (Havva) onun kendi yapısından olan ve onun, ondan ona olan aynasıdır.
O (Havva) bunun yanında onunla ilişkiye girdiğinde, onu (Âdem’i) doğurur.
Bu yuzden, O (Havva) onun (Âdem) kendisi olmakla birlikte onun annesi, kızı ve kız kardeşidirde.
Âdem Havva ile ilişkiye girmeden önce, O (Âdem) ağaçtan gizli hayatı almak için yedi.
Ağaç nedir?
Ağaç onun
(Havva’nın) kendisi, Havva’nın özü, annedir. Bu yüzden onun (Havva’nın) hayatının özünden ilk O (Âdem) yedi ve sonra O (Âdem) kendisine tekrar doğum verebilmek için (zürriyetini, soyunu sürdürebilmek için) ona girdi (onunla ilişkiye girdi).

_________________
Resim


En son kulihvani tarafından 19 Kas 2007, 11:48 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 18 Kas 2007, 21:44 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
Mesajlar: 11216
Resim Resim Resim Resim Resim Resim Resim


Resim Resim Resim ÂDEMliğimiz ve de HAVVAlığımız.... Resim Resim Resim


What about Iblis? As I said, Iblis is a presence, a shadow. He could not tempt the prophet Adam because Adam was with his God all the time. But Iblis came to Adam in the form of a snake. By snake, I mean the dunya, and by dunya, I mean the world and the nafs, the ego. It was from Iblis’s message to offer Adam the fruit. If he did not offer this fruit to Adam, he would not be doing his job as the guardian of the gate of the garden, and what Iblis offered to Adam, he continues to offer to the sons of Adam; this being his first task.

Ya İblis’e ne oldu?
Dediğim gibi, İblis bir varlık, bir gölgedir.
O (İblis), Âdem (A.S) daima Allah ile birlikte olduğu için, Âdem (A.S)’i baştan çıkartamadı.
Fakat İblis Âdem’e bir yılan biçiminde geldi.
Yılan ile dünyayı kastediyorum ve dünya ile de yeryüzü ve nefsi (benliği) kastediyorum.
O Âdem’e meyveyi sunmak için iblis’in bir mesajı idi.
Eğer Âdem’e bu meyveyi sunmasaydı, bahçenin kapısındaki bekçilik görevi olan işini yapmıyor olurdu ve İblis’in Âdem’e sunduğunu, o (iblis) Âdem’in oğullarına da sunmaya devam ediyor, bu onun ilk görevidir.



From the outside it may appear that Adam succumbed to the voice of Iblis and ate the fruit by his urging. But in the inner truth, Adam listened only to the voice of his Lord, who said to him, “Eat of life, if you can eat without losing the deep secret love, My truth within you.” Adam knew his message well. When he ate the fruit, it was to give the truth a presence, a life in form, and all the sons of Adam come from him. For this reason, Allah made him caliph because he held all His secrets in his heart and obeyed every order, and he is the root of the holy tree which begins to grow up from him.


Dışarıdan Âdem’in İblis’in sesine dayanamamış olduğu ve meyveyi onun tutkusuyla yemiş olduğu anlaşılabilir.
Fakat asıl hakikatine bakıldığında, Âdem sadece Rabbinin sesini dinledi ki “O” ona :
“Eğer benim sende bulunan hakikatim olan derin gizli aşkı kaybetmeksizin yiyebilirsen, hayattan ye!..”.
Âdem “O”nun mesajını iyi biliyordu.
Meyveyi yediği zaman, hakikate bir varlık, şekil olarak bir hayat vermeliydi ve bütün Âdemoğulları ondan geldi.
Bu sebepten dolayı, Allah onu halife yaptı çünkü o kalbinde “O”nun bütün sırlarını tuttu ve her emre itaat etti ve o, O’ndan büyüyen kudsal ağacın köküdür.

From the outside it may appear that Adam succumbed to the voice of Iblis and ate the fruit by his urging. But in the inner truth, Adam listened only to the voice of his Lord, who said to him, “Eat of life, if you can eat without losing the deep secret love, My truth within you.” Adam knew his message well. When he ate the fruit, it was to give the truth a presence, a life in form, and all the sons of Adam come from him. For this reason, Allah made him caliph because he held all His secrets in his heart and obeyed every order, and he is the root of the holy tree which begins to grow up from him.



This is the same tree which he saw before in the garden, and he ate from her so that she could, through his body, become incarnate on earth. The metaphor of Adam is the truth of Adam, and the truth of Adam is the truth of Muhammad, peace and blessings be upon all the holy line. Thus Adam is the first complete person (al-insan al-kamil), and within him is all the existence of mind and all the existence of soul. He embodies the deep truth of all humanity, and her truth does not end. She is in every place, in every time. Allah commands the angels to prostrate before this truth. You can see the light of Adam in every one of his sons, and you can hear his voice in every voice, if you listen with the deep ear because there is no one, only He in this world, and there is no separation between Him and His family, and His family is He.


Bu; onun daha önce bahçede gördüğü ayni ağaçtır ve O vücudundan ondan (ondan kelimesi dişi olarak çevrilmiştir) yedi ki O (dişi olarak O) onun (Âdem’in) vücudundan doğru şekillenip yeryüzünde sûrete gelsin.
Âdem’in mecazî- bâtinî sembolü, Âdem’in hakikatidir ve Âdem’in hakikati Muhammed (Aleyhisselam)’ın hakikatidir.
Böylece Âdem; ilk tamam olan insandır (İnsan-ı Kâmil), aklın bütün varlığı ve ruhun bütün varlığı ondadır.
O bütün insanlığın derin-öz hakikatini içermiştir ve onun (dişi olarak O- Nebiyyül Ümmî- Nurla Bileliğin Anası) hakikati son bulmaz.
O (dişi olarak o) her zamanda ve her yerdedir.
Allah meleklerine bu hakikate secde etmelerini emretmiştir. Âdemoğullarının her birinde Âdem’in ışığını görebilirsiniz ve eğer derin bir kulakla dinlerseniz, onun (erkek olarak onun) sesini her seste işitebilirsiniz, çünkü ondan (erkek olarak ondan) başka bir kimse yok, bu dünyada sadece O (erkek olarak O) var ve onun ve ailesinin arasında hiç bir ayrılık yok ve onun ailesi O’dur.



His life is one with the life of the family and this life is al-Hayy, the Life. Eve is himself. When he looks to her, he sees himself and not another. He listens to her voice and this is his voice, truly; and when he listened to his voice in her, he ate and slept; yet this was also obedience to the deeper voice of the will of Allah, to put His truth inside her so that she could give birth to another Adam to send this truth to all the children who came from this union. This was the deep surrender to the will of Allah because if not for this eating and sleeping, how could the message be continued and the hidden treasure be revealed? And if Adam did not make what he made, how could you see yourself now searching about his original truth?

Onun hayati ailesinin hayati ile olandır ve bu hayat El-Hayy’dır, yaşamdır.
Havva onun kendisidir.
O (Âdem) ona (Havva’ya) baktığında kendisini görür ve başka birini görmez.
O (Âdem) onun (Havva’nın) sesini dinler ve bu onun (Âdem’in) ondaki (Havva daki) sesidir.
O (Âdem) yedi ve uyudu ve bu bile bunun yanında onun; O (dişi olarak O) diğer bir Âdem’e doğum yapabilsin ve bu birleşmeden meydana gelen bütün çocukların hepsine bu hakikati gönderebilsin diye onun hakikatini ona (dişi olarak O) koymak maksadıyla, derinden gelen Allah’ın dilemesinin sesine olan itaatiydi.
Bu Allah’ın dileğine derin bir teslimiyetti çünkü eğer bu yeme ve uyuma olmasaydı, mesaj nasıl devam ettirilebilir ve saklı define nasıl açığa çıkarılabilirdi?
Ve eğer Âdem yapmış olduğunu yapmasaydı, siz kendinizi şimdi onun orijinal hakikatini araştırırken nasıl görebilirdiniz?



This is from the deep secret of His wisdom. And Iblis also listens with the deep secret ear and he knows his place well. According to the order for him, he must continue to be the guide for the darkness. For this reason, it is necessary to hear the message of the darkness in order to fully realize the message of the light.

Bu onun irfanının (hikmetinin) derin sırrındandır.
Ve İblis bunun yanında derin gizli kulak ile dinler ve o onun yerini iyi bilir.
O'nun emrine göre, o (iblis) karanlığın rehberi olmaya devam etmelidir.
Bu sebepten dolayı, ışığın mesajını tamamen fark etmek için karanlığın mesajını işitmek gereklidir.




Why is it said that when Adam ate the fruit he had to leave the garden? What does this mean? Where did he go? I want to explain about the garden. People think that the garden is full of fruits and trees and flowers, but before he tasted, and before he slept, and before the fruit appeared to him, and before the conception of the birth of the world, Adam lived in the true paradise of the presence of Allah, the world of pre-eternity, which as we have said, was light upon light. The spirit of the truth of Adam wants to guide his sons back to the first garden, the paradise of the presence of the unity of God.

Âdem meyveyi yediğinde bahçeden ayrılmak zorundaydı diye neden denilir?
Bunun anlamı nedir?
Nereye gitti O?
Bahçeyi açıklamak istiyorum.
İnsanlar bahçenin meyveler, ağaçlar ve çiçekler ile dolu olduğunu düşünür, fakat o tatmadan (meyveden) ve uyumadan önce ve meyve ona görünmeden önce ve dünyanın doğumu kavramından önce, Âdem Allah’ın varlığının hakiki cennetinde, ezeldeki âlemde yasıyordu ki bu daha önce söylediğimiz gibi nur üstüne nur idi.
Âdem’in hakikatinin ruhu (Nur-u Mîm), onun (Âdem’in) oğullarını, Hakkın birliğinin varlığının bahçesi olan o ilk bahçeye (Nurullah) geri getirmek istiyor.



It appears that Adam left the pure light of being in the garden to give birth to the life of the world, but in reality he did not leave the garden, nor did the garden leave him. He took the garden into the deep secret essence of his soul and covered it with the veils of all the qualities of creation, like a bride who covers herself in the midst of the world to preserve her beauty for her Beloved alone. This is the answer to the question of the angels. It is easier to preserve the light when one is surrounded by light and enveloped by light. But the task of Adam and the sons of Adam is greater – to preserve the deep secret light of the garden in the midst of the veils and darkness of the created world.

Âdem; dünya hayatına doğum vermek maksadıyla, varlığın saf ışığını bahçede bırakmış gibi görünüyor, fakat hakikatte bahçeden ayrılmadı ne de bahçe onu bıraktı.
O bahçeyi onun ruhunun derin sırlı özüne taşıdı (Kaf 50/16 Habli'l-verid : Şah damarından yakınlık sırrı) ve onu yaratılışın bütün sıfatlarının perdeleriyle (hicaplariyla) örttü, tıpkı dünyanın ortasında yalnız sevdiği için güzelliğini örten ve saklayan bir gelin gibi.
Bu meleklerin sorusuna olan cevap idi.
Etrafı ışıkla çevrilmiş ve örtülmüş biri için ışığı saklamak (muhafaza etmek) daha kolaydır.
Fakat görevi; yaratılan dünyanın karanlığında ve perdelerin ortasında, bahçenin derin sırlı ışığını (Nurullahı) muhafaza etmek olan Âdem’in ve Âdemoğullarının görevi daha büyüktür.

Not: “Nurullah” üzerine ilk perde “Nur-u Mîm” olup “Nurun alâ Nur” silsilesi, tüm Muhammedilerin melâmet meşkidir…Kul İhvani…


For this reason, Allah sent prophet after prophet to preserve the deep secret truth of Adam and to keep it alive in his sons (those that have ears to hear). And after Muhammad, the Seal of the Prophets, this wisdom is passed down through an unbroken line of guides who are al-insan al-kamil and the living spirit of the prophecy in their time.

Bu sebepten dolayı, Allah Âdem’in derin sırlı hakikatini korumak ve onu onun oğullarında (işiten kulağı olanlar) canlı tutabilmek için peygamber üstüne peygamber gönderdi.
Ve peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed (SAV)’den sonra bu irfan, kopmamış bir rehberlik zinciri ile Ìnsan-ı Kâmillere ve zamanlarındaki peygamberliğin yaşayan ruhuna geçildi (verildi)...

Not: Resûlullah Muhammed (sav) zâhirdeki İmamiyyet Temsilcisi ve bâtındai Hilafet Temsilcisi,
Diri olan Nur-u Mîm kemâlât kaynağı olanlar ilâhî hicab içindedir..




Understand my beloved, with the deep eye of Adam within you, why Allah created Adam to be the caliph of His holy earth. Now look deeper. I want to reveal to you the heart of the kingdom. As above, so below, and in the heart of the kingdom on high is the holy throne. Ascend to understand and to see with your own heart’s eye, and I will tell you a small story about the night voyage (al-mi’raj) of the Prophet Muhammad. Now we will see just a glimpse, and later in our journey we will return to this illumined sky.

Sendeki Âdem’in derin gözü ile Allah’ın Âdem’i kudsal dünyanın halifesi olarak yaratmasının sebebini anla benim canım.
Şimdi daha derine bak.
Sana Azametin kalbini açıklamak istiyorum.
As above, so below (Çevirmesi güç özel bir deyim aynen bırakıyorum) ve yüksekte Azametin (krallığın) kalbinde kudsal taht vardır (Kursî).
Anlamak için yüksel ve kendi kalbinin gözü ile gör ve Peygamberin (sav) mi’racı (gece seyahati) hakkında sana küçük bir hikâye anlatacağım.
Simdi biz sadece bir kısa bakış yapacağız ve daha sonra seyahatimizde bu aydınlatılmış göğe tekrar geri döneceğiz.



It is reported that Muhammad, may the blessings and peace of Allah be upon him, was taken one night from Mecca to Jerusalem and then ascended from al-Aqsa Mosque into heaven with the archangel, Gabriel. Together they passed through the seven planes, and when they had reached the highest plane, the plane of the pure light of Allah, Muhammad disappeared (he returned to his original state). Gabriel could not see him because he was indistinguishable from the presence of Allah, but he heard the Prophet speak. Muhammad asked Gabriel, “Did you see, before Allah put me in the body of Muhammad, a star over His throne?” Gabriel answered, “All the angels have seen this great star which illumined all the heavens with its light, and every light on every side shines forth from that star above the throne. For five thousand years before the creation (in the time of Allah one day is equal to five hundred years), we saw that star above the throne of Allah.” Muhammad said, “I am that star. I am from Allah to Allah, without place, without separation. When Adam was created to be caliph on earth, Allah sent the star to Adam, and when he returned to Allah in presence and form, the star returned to its place above the throne. Then Allah sent the star to Noah and Abraham and all of the prophets until the body of Muhammad came to manifest the light of this star, which is the light of the pre-eternal wisdom of Muhammad.When this body returns to Allah, the light of the star will not return to the throne but it will remain in all the creation. And when any creature returns to his truth, he can discover the light of Muhammad (an-nur-i-Muhammadi) within himself, to carry what I carry and to see what I see.” This is what Allah meant when He said to the Prophet, “I sent you as a mercy to every people and everything because your light is My light.”

Muhammed (sav)’in bir gece Mekke’den Kudüs’e getirildiği ve Aksa câmisindense Cebrail (as) ile göğe yükseldiği nakledilir.
Birlikte yedi gökten de geçtiler ve Allah’ın saf nurun-ışığının göğüne en yüksek göğe eriştiklerinde, Muhammed (sav) kayboldu (kendi orijinal haline geri döndü).
Cebrail (as) onu göremedi çünkü O Allah’ın varlığında fark edilemez idi, fakat Resûlullah’in konuşmasını işitti.
Muhammed (sav); Cebrail’e sordu :
“Allah beni Muhammed’in vücuduna koymadan önce, onun kürsüsü üzerinde bir yıldız gördün mü?”
Cebrail cevap verdi : “Bu bütün gökleri ışığı ile aydınlatan, her taraftaki her ışığın kendisinden çıkarak parladığı kürsi üzerindeki bu yıldızı, bütün melekler gördü.”

Not : Rahmetenlilâlemin sırrı…

“Yaratılıştan 5000 yıl önce (Allah’ın zamanında bir gün 500 yıla eşittir.), biz Allah’ın Kürsî’ si üzerinde bu yıldızı gördük!”
Muhammed dedi ki : “Ben bu yıldızım. Ben Allah’tan Allah’a yım, yersiz ve ayrılıksız. Âdem yeryüzünde halife olarak yaratıldığı zaman, Allah yıldızı Âdem’e gönderdi ve O Allah’a varlıkta ve sûrette geri döndüğünde, yıldız kursi üzerindeki yerine geri döndü.
Sonra Allah bu yıldızı Nuh ve İbrahim’e ve peygamberlerin hepsine gönderdi, ta ki Muhammed’in vücudu bu yıldızın ışığı olan Muhammed’in ezeldeki irfanının nurunu (Hakikat-I Muhammedi’ye, Nur-i Muhammedi’ye olarak da bilinir) açığa çıkarana kadar.

Bu vücud Allah’a döndüğü zaman, yıldızın nuru kürsiye geri dönmeyecektir fakat bütün yaratılanda kalacaktır.
Ve herhangi bir yaratılmış hakikatine geri dönerse, benim neyi gördüğümü görmek ve benim neyi taşıdığımı taşımak için, Muhammed’in Nurunu (Nur-u Muhammediyye’yi) kendinde keşfedecektir.”
İşte Allah’ın Peygamber’e : “Ben seni her insana ve her şeye bir rahmet olarak gönderdim çünkü senin nurun benim nurumdur.” diyerek kastettiği şey budur.

Not : Yıldız diye tercüme edilen kelime Necm olup, Erencede:
Muhammediyyetin can-cisim tecellisi nuru olarak zuhurudur..
Meraklısına..
Not : Rahmetenlilâlemin sırrı…




So we come to understand that by virtue of the pre-eternal truth of the essence of Muhammad, which came so much later to be manifested in a body, Muhammad is the father of spirits without limit. When Allah wished to reveal Himself before the creation of any form, He took a handful of light from His face and said, “Be Muhammad.” Then he drew from the light of the original wisdom, the nur-i-Muhammadi, sending this light in every direction and imparted His being to the creation. Thus Muhammad says, “I was the wisdom, the essence of the Prophet, when Adam was between water and clay.”

Böylece, Muhammed (sav)’in özünün ezeldeki hakikatinin, çok zaman sonra bir vücudta açığa çıkmak üzere gelen o hakikatinin erdemiyle anlıyoruz ki, Muhammed (sav) sınırsız olan ruhların babasıdır.
Allah herhangi bir sûretin yaratılışı öncesinde, kendisini açığa vurmayı dilediğinde, yüzünden bir avuç ışık-nur aldı ve “Muhammed Ol!” dedi.
Sonra, “O” orijinal irfanın nurundan Nur-i Muhammedi’yi çıkarıp bu nuru her yöne göndererek onun varlığını yaratılışa verdi.
Bu yüzden Muhammed (sav) : “Âdem su ile balçık arasında iken, ben irfandım (Akildım), peygamberin özüydüm” diyor.

Not:
Hadis-i şerîflerde de kâmil insan bildirilmiştir: ALLAHÜ ZܒL-CELÂL’in Âdem (Aleyhi’s-Selâm)’ı kendi sûretinde yarattığı (Buhârî, isti’zân 1; Müslim, Birr 155).
İlk olarak Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in (nurunun) yaratıldığı ve Âdem (Aleyhi’s-Selâm), bedenle-ruh arasında iken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Nebî olduğu, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) olmasaydı feleklerin (evrelerin) yaratılmamış olacağı (Acluni II-187) v.d...

Habbe: tohum ve özdür.
Habibullah: kimsenin kimliği yok iken, ALLAH Teâlâ’da muhabbet tohumu-Subhânî sevgisi olan, seçilmiş Mustafa (Aleyhi’s-Selâm)’dır.
Habibullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Evvelden, Zâhire zuhûru ise “Rahmeten li’l-âlemin: Âlemlere rahmet olarak”gönderilen Resûlullah Muhammed (Aleyhi’s-Selâm)’dır.
R Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Evvele mâ halakallahu nuri: ALLAH’ın en evvel halkettiği (yarattığı) Benim nurumdur.”
R Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Küntü nebîyyen ve Âdem’e beyne’l-ma’e ve’t- tin: Ben nebî idim, halbuki Âdem su ile toprak arasında idi.” buyurduğu rivâyet edilmiştir.
Taayyün âleminin, mebde-i hakikat-i Muhammedîyyesi iken; Abdullah’dan olma- Âmine’den doğma ve aslında ceddin ceddi olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)…


Beloved, the light of the star, whose original home is the illuminated sky above the throne of the most high, lives now within you. If you wish to discover and to liberate this light of your own original wisdom, it is necessary to distinguish the primal truth body of the Prophet from the body of water and clay.

Sevgili, yıldızın ışığı ki onun hakiki evi en yüksek olanın (alıyyül aziym) kürsisinin üzerinde olan aydınlanmış gökyüzüdür ki, şu anda sende yaşıyor.
Eğer keşfetmek ve kendi hakiki irfanının nurunu serbest kılmak istersen, Peygamberin (sav) ezeli hakikatini (Hakikat-ı Muhammediyye) su ve balçık vücudundan ayırd etmek gerekir…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 Ağu 2009, 14:07 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
BARBAROS CAN ABİMİN ELLERİNE, GÖZLERİNE, YÜREĞİNE SAĞLIK..
BU ÇEVİRİYİ SANKİ İLK DEFA GÖRDÜM VE ÇOKTA HOŞUMA GİTTİ.
ALLAH RAZI OLSUN BİZE ULAŞTIRANLARDAN İNŞAALLAH...



Sıdı Şeyh Muhammed Sa‘id El-Cemal Hz.
Kendisi için şöyle söylemektedir :

"Bismillahirrahmânirrahim
Ben deniz gibiyim,
Bir çok gemiler denize açılırlar,
Fakat, denizin derinligini kim bilir?
Caddelerden geçtiğim zaman,
Hakikatın oğullarının yanımdan geçişini seyrederim;
Hiç bir şey söylemem, fakat kalbimi açarım ve onlar girerler…"


RABBİMİZ BÖYLE ZATLARIN HİMMETLERİNİ ÜZERİMİZDEN EKSİK ETMESİN..
MUHAMMEDİ SEVGİ VE MUHABBETLERİMİZLE.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 Ağu 2009, 16:37 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2612
Konum: Kamiloba
Amin inşaallah Sev-Güzel kardeşimiz,
Bu yazıyı ingilizce okuduğumda çok hoşuma gitmişti, muhakkak çevirmek lazım bunu diye içimden geçirmiştim, bir ara çevirmek kısmet oldu çok şükür. Bir faydası olduğuna çok sevindim.

Selam ve sevgiyle
Gariban

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 Ağu 2009, 18:28 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4755
Kaç zamandır bir hadisi şerif var aklımda...Bu yazı, bu hadisi şeriften CAN ALIYOR sanki İNŞAALLAH..
Paylaşımlarınızdan dolayı Allah razı olsun.


Câbir bin Abdullah (radiyallahu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Anam babam sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yarattığı şeyi bana söyler misin?” dedim.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Yâ Câbir! eşyâdan önce, kendi nûrundan (Nûrullah) senin Peygamberinin nûrunu yarattı.” Ve şöyle buyurdu: “ O nûr ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin ne de ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki: “ ALLAH Tealâ mahlûkatı yaratmak istediği zaman, o nûru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kâlemi yarattı. İkinci parçadan Levh’i yarattı. Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip dört parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip dört parçaya ayırdı: Birincisinden mü’minlerin gözlerinin nûrunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nûrunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nûrunu yarattı ki o da Kelimeyi Tevhiddir....”

(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

NurullahResimPeygamberin nuru

MAHLUKATIN YARATILIŞI

Peygamberin Nuru 4 parçaya ayrılıyor;
1.parçadan KALEM
2. parçadan LEVH
3.parçadan ARŞ
4. parça yine 4 parçaya ayrılıyor
1.parçadan GÖK
2.parçadan YER
3.parçadan CENNET-CEHENNEM
4.parça yine 4 parçaya ayrılıyor
1. parçadan MÜMİNLERİN GÖZLERİNİN NURU
2.parçadan KALPLERİNİN NURU (ALLAH'I BİLMEK)
3.parçadan DİLLERİNİN NURU (KELİMEYİ TEVHİD)
4.parça ise hadiste açıklığa kavuşturulmuyor.
Ya da benin anlayışsızlığımdan dolayı anlayamıyorum.

Hocam umreye gitmeden kısa bir süre önce kendisine sordum: Bu 4. parça nedir diye?...Cevap alamadan araya yolculuk girdi.Ama sorusu soruldu cevabıda gelir inşaallah

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 Ağu 2009, 20:51 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2612
Konum: Kamiloba
Sevgili kardeşim bahsettiğiniz hadisin şemasını çizmiştim bir yazıya eklemiştim. Fakat hangi yazıda kullandim bilmiyorum. Şemayı pazartesi iş yerinde ki bilgisayardan yine yükleriz inşaallah. Hadisin ingilizcesini aramaktayım zor bulunan bir hadisi şeriftir.

Selam ve sevgiyle
Gariban

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 21 Ağu 2009, 22:00 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 487
kulihvani yazdı:
ALLAH’IN HALÌFESÌ ÂDEM (A.S)


Yazan: Sıdı Şeyh Muhammed Sa‘id El-Cemal Er-Rifa‘i Es Şazelî

Çeviren: Barbaros Sert - Basildon



Resim


Sıdı Şeyh Muhammed Sa‘id El-Cemal Hz.
Kendisi için şöyle söylemektedir :


"Bismillahirrahmânirrahim
Ben deniz gibiyim,
Bir çok gemiler denize açılırlar,
Fakat, denizin derinligini kim bilir?
Caddelerden geçtiğim zaman,
Hakikatın oğullarının yanımdan geçişini seyrederim;
Hiç bir şey söylemem, fakat kalbimi açarım ve onlar girerler…
"


Resim



HAYATI :



Resim


Sıdı Şeyh Muhammed Said El-Cemal Er-Rıfa’i EŞ- Şazeli, huzur, merhamet ve Allah yoluna olan aşkın rehberidir. Kendisi, kurucusu 13.yüzyılda Mısır’da bulunan Es-Şeyh Ali Ebu ul Hasan Es Şazeli tarafından kurulan Şazeliye Tarikatının rehberidir.
Ata’sı Şeyh Ahmet Er- Rıfa’i den doğru Resûlullah (SAV)’in soyundan gelmektedir.
1935’de, Kudüs’te ki Tulkum’da doğmuştur.
Suriye’de Halep’te bulunan Şeyh Abdur-Rahman Ebu-r-Risah tarafından yetiştirilmiştir.
Şeyh, 1997’de kudsal diyar’da hizmet veren 1000 yıllık eski Sufi konsülünü restore etti.
Kudüs’te ve kudsal topraklarda bulunan konsülün başkanıdır ve senelerdir Mescidi Aksa’da bir öğretmen ve merkezi bir figürdür.

Şeyh 1959 yılından beri, Kudüs’ün Zeytin Dağında yaşıyor. Kalbi olan ve kalbi ile dinleyenler için ruhundan gelen bu öğretisi çok derindir.
Öğretisi sufizm’in hakikatine bütünüyle yeni bir ışık dökmektedir.
Filistin’de ve diğer dünya ülkelerinde iyi bilinmektedir.
Şeyh’in Aksâ’nin yıkımı için uğraşan birçok kişiye karşı da câmiyi koruma gayreti içerisindedir.
Şeyh’in kudsal topraklarda ve bununla birlikte Amerika ve Avrupa’da talebeleri bulunmaktadır fakat diğer ülkelere seyahat etmesi için emir kalbine sadece 1993 yılında gelmiştir.
Ayni zamanda, Allah’tan gelen bir emir ile hayatlarının anlamını araştıran, varlığın hakikatini arayan ve yaralarının iyileşmesini umut eden dünyadaki herkese öğretilerini vermesi istenmiştir.
O zamana kadar, öğretisi Kudüs’teki Zâviyesinde yapılıyordu.

Şeyh Muhammed Sa’id El-Cemal ayırt edilebilen uluslararası kimliğe sahip bir kişidir.
40 yıldır, Kudüs’te yaşıyor ve insanlar arasında barışı muhafaza etmek için büyük bir sabır ve gayret göstermiştir.
Bu yolda yürümeye çok genç yasta başlamış, Allah’tan başka hiç bir kimseden korkmayan ve fiilleriyle Allah’ı göz ardı eden devletlere karşı tavır almıştır.
Mahkemelerde hâkimlik yapmakla birlikte bir devlet işçisiydi, ayni zamanda Kudüs’te Aksâ Câmisinde haftalık hutbeler verirdi.
40 yıldır kudsal diyarlarda kendisini ziyaret eden kişilere ruhanî bir danışman olmuştur ve hayatını bu yola adamıştır.

Fakirlere yardım etmek için kudsal topraklara aylık seyahatler yapar ve herkesin yiyecek yemeği ve giysisi olup olmadığından emin olur.
Şeyh, Musa (A.S)’in mezarının bulunduğu Jeriko yolunda ki eski bir binada bir Sufî merkezi açtı.
Bu merkez Sufî yardım hareketlerinin ana merkezi oldu.
Burası aynı zamanda uyuşturucu bağımlılarının ve dağıtıcılarının iyileştirme merkezi olarak da kullanılmıştır.

1994’de Amerika’ya onun ilk ziyaretini gerçekleştirdi ve sürekli ABD’ deki okullar ve merkezler tarafından seminerler vermek üzere davet edilmektedir.
Şeyh sadece bir ruhanî yolu takip eden kişilere değil, ayrıca dünya üzerinde yardım isteyen herkese kalbini açmaktadır.
Allah’ın gerçek kulu bu dünyada yiyecek ve giysiye ihtiyacı olan ve çile çeken bütün herkes için çalışır.
Barışı muhafaza etmek ve neye mal olursa olsun insanlığa önyargısız bir şekilde hizmet etmeye çalışan bir liderdir.


Kopya hakları http://www.sufimaster.org/index.htm adresine aittir.



Çevirmenin Önsözü:


Resim Resim Resim Resim Resim Resim Resim

Bismillah,

Döküman oldukça ağır bir İngilizce metin içermektedir, eksiksiz çevirmeye gayret ettim.
Fakat gördüğünüz gibi İngilizce çevrilmiş bir dökümandan çeviri yapıyorum ve Tasavvufî terimlerin İngilizce karşılıkları İngilizcede olmadığı için çeviriler esnasında bazı terimler çeviriden çeviriye özelliğini yitirmiş.
Ayrıca ağır ve uzun cümlelerin çevirisi bazen Türkçe de cümle düşüklüklerine yol açıyor.

Türkçenin diğer esnek olmayan kısmı da İngilizcedeki “O” şahıs zamirinin kadın ve erkek için farklı olarak ifade edilmesi dolayısıyla Türkçede bunun sadece tek bir “O” zamiri ile ifadesidir.
Orijinal metinde Âdem ve Havva ile ilgili “O” zamiri bir paragrafta bir dişi bir erkek için sürekli değişerek geçmektedir buda çevirideki anlam bütünlüğünü etkiliyor.
Bu kısımların dikkatli okunmasını öneririm.
Âdem birden Havva, Havva’da Âdem oluveriyor bu değişimi farkedeceginizi umuyorum.
Bu yüzden İngilizcesi olanlar için İngilizce metnide veriyorum.

Her türlü hatamdan dolayı yüce Allah’ın rahmetine sığınırım. Allah Şeyh Muhammed Said El-Cemal’den razı olsun ve okuyuculara hazmını kolaylaştırsın.
Yaradılış ve Âdem A.S ile ilgili bazı sorulara ışık tutması niyetiyle.


Selam ve Sevgilerimle
Barbaros Sert
Basildon-22 Eylül 2006



Âdem (A.S)-Adam
Allah’ın Halifesi




Resim Resim Resim Resim Resim Resim Resim


Resim Resim Resim ÂDEMliğimiz ve de HAVVAlığımız.... Resim Resim Resim




Bismillâhirrahmanirrahim,



Sevgili kardeşim,
Şimdi sana kim olduğunu açıklayacağım.
Sana senin hikâyeni söyleyeceğim.
Bu Âdem’in hikâyesi olarak belirecek fakat bu yaratılış öncesi âlemde, ruhlar âleminde olan senin hikâyendir.
Bu var olmadan evvel, o zaman, senin kim olduğunun hikâyesidir.
Derin bir şekilde dinle ve hatırla.
Her şeyi benden almak için benim içimde ol, çünkü ben sana senin ruhunun özünden konuşuyorum ve ruhumun özünde ben ışıkta (nur içinde ruh birliğinde Âdem) babamla konuşuyorum..





Seninle şimdi konuşanın kim olduğunu ve gerçekte dinleyenin kim olduğunu ve aramızda gecen bu sözlerin derin mânâlarını anlamak için, sende gömülü olan başlangıcının bilgisine derin bir göz atmak gereklidir.
Kendini tekrar görmen için, geri dönüp, yaratılanın gözünde Âdem olarak kavranabilmen için, ilâhî şefkatin nefesi ile tekrar üfürülerek varlığa gelmek gerektir.



Allah meleklere dedi ki :
“Ben yeryüzünde bir halife yaratmak istiyorum”, melekler dedi ki : “Neden? Eğer nurunu yeryüzünün yoğunluğuna getirirsen, onlar her biri diğerini öldürecek ve senin kudsal yolunu terk edecekler.” Allah dedi ki : “Âlim ve Hâkim olan benim”.
Ve O ilk halifeyi, ilk saltanat halifesi Âdemi yarattı.
O ona kendi sûretini, O’nun nurunu, O’nun niteliklerinin aromasını koydu ve ona başlangıçtan sona her şeyi öğretti.
Her şeyi onun kalbine yazdı-gizlenmiş ve açığa çıkarılmış olarak.
O ona varlığı ve hakikati verdi.
Varlık ile bir vücud ve kişisel varlık ve hakikat ile Allah’ın derin sırr ismi ve onun sıfatlarını kastediyorum.
O onu toprak, hava, ateş ve suyun bir karışımından yaptı ve Âdem’in nefesinden ilk doğan kuşlar meydana geldi ve Âdem’in toprağından dağlar ve ağaçlar ve hayvanlar meydana geldi ve,
Âdem’in suyundan denizdeki bütün varlıklar meydana geldi.
Burada varlığa geldi (çıktı) diyerek kastedilenin ne olduğunu derin bir göz ile anla.
Âdem, Allah’ın sûretinde, bütün yaratılmış evreni kendisinde içerdi ve ilk doğanın tümelliğinden (tamamlılığından) ilâhî düzen ile bütün yaratılış husule geldi.





Âdemin yaratılışı tamam olduğunda, Allah meleklere ona secde etmesini emretti.
İblis haricinde bütün melekler emre itaat etti ki O (iblis) redd ediyor göründü.
Allah ona sordu :“Neden sen secde etmiyorsun?”
İblis dedi, “Ateş topraktan daha büyükken Âdem’e neden secde edeceğim ki”.
İblis Allah’ın emrini reddeder bir şekilde belirdi, fakat hakikatte o ilâhî planı fark etti.
İblis tam bir varlıktır.
O ateştir.
Ve Allah irfanı ile her şeyi yerine koyar.
Eğer ateş ve su bir araya getirilirse biri diğerini yok eder.
Allah iblisi varlığının bahçesinin kapısı dışına koydu.
İblis bekçi, bahçenin kapısında ateş ki ondan sadece temizlenmiş olandan başkası geçemez.
Ne zaman birisi bahçeye girmek için gelir, onda temiz olmayan ya da ahlaksız olan ne varsa iblisin karşısına gelecek ve geri döndürülecek.
Bir kişide ateşe dayanamayan ne varsa ondan geçemez, bahçeye girmekten engellenir.
Kişide İblis’in ateşinden büyük her ne ışık ve altın özü varsa bu ateş ile saflaşacak ve Allah’ın varlığının cennetine geri dönecektir.







Bu sırada, İblis’in varlığı bağırarak ve sesini her tarafa ulaştırarak :
“Karanlığın rehberi benim.
Allah beni bu istasyona (makama) yerleştirdi.
Ben onu iyi bilirim ve O’da beni iyi bilir.
Ben onu seviyorum ve sevgili Allah’ımdan gelen hiç bir emri reddetmem.
Bilmenin bahçesine girmek ve orada yaşamak için herkesin saf ve kibar olması gereklidir.
Derunî namazı kılmalı ve kendisini bu dünyadan gelen herşeyden yıkayarak arındırmalı ve dâhili olan her şey Allah için özel olana dönüştükten sonra nur elbiselerini giyinmelidir.
Eğer birisi temizlenmemiş, ahlaksız ve saflaşmamış bir şekilde girmeyi denerse o zaman ben onu bu nitelikleriyle yakalayıp onu geri çeviririm.
Ben çok güçlüyüm çünkü “O” , “O”nu tamamıyla sevmeyen her kişiyi tutmama yardım ediyor.
Bu sebepten dolayı , “O” meleklere emrettiği zaman, Ben reddettim, fakat sadece dışarıdan (zâhiri olarak), çünkü bundan sonra “O” nun beni nereye koyacağını biliyordum ve burası benim olmam gereken yerdi.

[color=brown]İçeriden (bâtından) Ben’de sizin gibi onun sûretini taşıyorum ve bütün âlemlerde başka bir yüz yoktur, fakat dışarıdan ben karanlığın pelerinini (elbisesini) giyiyorum.
Bu onun irfanıdır ve her şey ona döner.
Beni iyi bilmek için her şeyi değiştir.
Fethet beni ve ben teslim olacağım.
Ben karanlığın kayasıyım.
Benim beni temizlemek için bilen birine ihtiyacım var.
Fakat o (kişi), kendini ilk önce temizlemezse beni temizleyemez.
Ben senin içinde yaşarım, vücuduyun, kalp ve ruhuyun her yerinde.
Kendini değiştirdiğin zaman beni de değiştirirsin.
Benim sesimi dinleme.
Benim sesim karanlık dolu.
Ben dışarıdan “bilmemeyi” içeririm.
Eğer bu sesi izlersen, o seni ateşe götürür.
Eğer sen benim emrimi reddedersen ve beni izlemezsen hürriyetine kavuşursun.
O zaman, yârdım et kendine çünkü sen yolunu güzelce bulacaksın.
Sen mükemmel olanı, rehberini bulacaksın ve o seni Allah’ın rahmetinin bahçesine götürür (rehberlik eder) ve seni, bilmenin bahçesindeki kudsal halı üzerinde, sevilenlerinle oturtur.
Sonra dinlenir ve Allah’ın senden ne istediğini bilirsin.
Bu öğretinin dışını ve içini (zâhirini ve bâtınını) anla ve “Ne?”, “Neden?” deme.
Bu, âlemdeki benim hikâyemdir.
Ben hiçbir şeyim ve O her şeydir.”





Allah irfanında (Hikmet veya ilminde), İblisi karanlığa rehber yapmıştır ve “O” Âdem’den Muhammed’e peygamberleri ve sonra mükemmel olanları (İnsan-i Kâmil) ışığa rehber yaptı. Herkes kendi rehberini dinlemek ister.
Sonra karanlığın takipçileri ve ışığın takipçileri arasında bir savaş hâsıl olur ve bu “O”nun hikmetindendir ki hepsi tek bir rehber izlememelidir.





Işığın rehberi (Ruh-u Muhammed, Nur-u Mîm) devam ederek:
Sevgili kardeşim, sen tanrımın (El Rahmân) sûretisin.
Beni gerçekten iyice bilmek istiyorsan, o zaman, bana tanrımın sendeki gözü ile bak.
Ben bildiğin herhangi bir kişi gibi değilim.
Kalbinin gözünden doğru gördüğün zaman, peygamberlerin özünü göreceksin.
Vücudun gözleri sadece insanları görür ve bu tam bir sûret değildir.
Eğer beni görmek istersen, senin dağına (BENlik Dağı) bak!
Eğer o yerinde kalırsa, beni görebilirsin.
Anla Sevgili kardeşim,
Ki, şimdi, bütün sahip olduğunla, kendin ile kalbin ile ruhun ile ve her şeyin ile, açıklık ile, dinleme ile ve reddetmeme ile sen gerçekten burada olana kadar, beni olduğum gibi göremeyeceksin ya da benim seni bildiğim gibi bilemeyeceksin.




gariban kardeşim ellerinize sağlık affınıza sığınarak ing kısımlarını kaldırdım. Daha dikkatle okumam için Allah c.c razı olsun...

Muhammedi sevgiyle....

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 22 Ağu 2009, 12:52 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8780
Konum: BURSA
kulihvani yazdı:

ZEVK 989

“İsimler İlmi”ni bilen, yasak meyveye meyilli
Cihan mülküne can olan, Cânân’ın aynası Âdem
Tekvin teknemiz anamız, İşi işve tatlı dilli
Güzel Havva günah süsü
Nedir bu mescid meyhâne, bu devrandaki dem bu dem
Kim, Kim? Hiçlik Denizi’nde, HAKK’ın vücûdun örtüsü
Ahsen-i Takvimdir Âşık diyorlar.
Ayılan âşıklar ah ediyorlar..


25.10.1993 13:20


Tekvin :
Var etmek. Meydana getirmek. Yaratmak. * İlm-i Kelâmda: Cenab-ı Hakk'ın sübutî bir sıfatıdır ve ademden vücuda getirmesi, icad etmesidir.
İşve : Güzellerin gönül çeken naz ve edâsı. Gönül çekici tavır.
Ahsen-i Takvim : En güzel kıvama koyma. * Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam, sıfat ve surette yaratması. İnsanın en yüksek ve câmi isti'dâd ve kabiliyetlerde ve en güzel surette yaratıldığı.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 23 Ağu 2009, 02:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 2661
Konum: KAF'dan
kulihvani yazdı:
Resim

ÂDEM:
6 YÖNlü
8 cAN
12 zANNlı OL-AN Kapalı bir KUTUdur..


Resim


ZEVK 3626

BİZler BİR ANı YAŞArız, ne İLERİ ne GERİsi
ÂLEMde ne varsa ÂDEMde.. SIRRını SAKLAr Derisi
DOĞar, Deli DÜŞe DALar!. ÖLdüğü zamAN UY-ANır!
Son NEFESiyle YoK OLur!. AKILlısı – SERsERisi…


23.05.09 10:21
Bnde…


ellerine sağlık abiciğim


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 23 Ağu 2009, 03:53 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2612
Konum: Kamiloba
Dostlar,
Allah Razı Olsun, bu yaptığınız katkılarla daha güzel oldu çok şükür.

Selam ve Sevgiyle!
Gariban

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 24 Ağu 2009, 17:55 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2612
Konum: Kamiloba
Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 24 Ağu 2009, 22:06 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4755
Çok teşekkür ediyorum...

ResimAllâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun):
ResimAllah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru içinde bir kandil bulunan bir oyma hücre misalidir. Kandil, bir sırça içindedir. Bu sırça sanki inciden bir yıldızdır; ne doğuya, ne de batıya nisbet edilen mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Onun yağı hemen hemen ateş dokunmasa bile ışık verir; nur üstüne nur! Allah, dilediğini kendi nuruna yöneltir ve insanlara birçok misaller verir. Allah, herşeyi bilendir.(Nur 35)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 24 Ağu 2009, 23:46 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4755
Tekrar tekrar okuyorum...Çok değerli bir çeviri Gariban Can....İçimden size yıldız hediye etmek geliyor ... Çok teşekkür ediyorum...
ResimResim
Resim
kulihvani yazdı:

Muhammed (sav)’in bir gece Mekke’den Kudüs’e getirildiği ve Aksa câmisindense Cebrail (as) ile göğe yükseldiği nakledilir.
Birlikte yedi gökten de geçtiler ve Allah’ın saf nurun-ışığının göğüne en yüksek göğe eriştiklerinde, Muhammed (sav) kayboldu (kendi orijinal haline geri döndü).
Cebrail (as) onu göremedi çünkü O Allah’ın varlığında fark edilemez idi, fakat Resûlullah’in konuşmasını işitti.
Muhammed (sav); Cebrail’e sordu :
“Allah beni Muhammed’in vücuduna koymadan önce, onun kürsüsü üzerinde bir yıldız gördün mü?”
Cebrail cevap verdi : “Bu bütün gökleri ışığı ile aydınlatan, her taraftaki her ışığın kendisinden çıkarak parladığı kürsi üzerindeki bu yıldızı, bütün melekler gördü.”
Not : Rahmetenlilâlemin sırrı…
“Yaratılıştan 5000 yıl önce (Allah’ın zamanında bir gün 500 yıla eşittir.), biz Allah’ın Kürsî’ si üzerinde bu yıldızı gördük!”
Muhammed dedi ki : “Ben bu yıldızım. Ben Allah’tan Allah’a yım, yersiz ve ayrılıksız. Âdem yeryüzünde halife olarak yaratıldığı zaman, Allah yıldızı Âdem’e gönderdi ve O Allah’a varlıkta ve sûrette geri döndüğünde, yıldız kursi üzerindeki yerine geri döndü.
Sonra Allah bu yıldızı Nuh ve İbrahim’e ve peygamberlerin hepsine gönderdi, ta ki Muhammed’in vücudu bu yıldızın ışığı olan Muhammed’in ezeldeki irfanının nurunu (Hakikat-I Muhammedi’ye, Nur-i Muhammedi’ye olarak da bilinir) açığa çıkarana kadar.

Bu vücud Allah’a döndüğü zaman, yıldızın nuru kürsiye geri dönmeyecektir fakat bütün yaratılanda kalacaktır.
Ve herhangi bir yaratılmış hakikatine geri dönerse, benim neyi gördüğümü görmek ve benim neyi taşıdığımı taşımak için, Muhammed’in Nurunu (Nur-u Muhammediyye’yi) kendinde keşfedecektir.”
İşte Allah’ın Peygamber’e : “Ben seni her insana ve her şeye bir rahmet olarak gönderdim çünkü senin nurun benim nurumdur.” diyerek kastettiği şey budur.

Not : Yıldız diye tercüme edilen kelime Necm olup, Erencede:
Muhammediyyetin can-cisim tecellisi nuru olarak zuhurudur..
Meraklısına..
Not : Rahmetenlilâlemin sırrı…

Böylece, Muhammed (sav)’in özünün ezeldeki hakikatinin, çok zaman sonra bir vücudta açığa çıkmak üzere gelen o hakikatinin erdemiyle anlıyoruz ki, Muhammed (sav) sınırsız olan ruhların babasıdır.
Allah herhangi bir sûretin yaratılışı öncesinde, kendisini açığa vurmayı dilediğinde, yüzünden bir avuç ışık-nur aldı ve “Muhammed Ol!” dedi.
Sonra, “O” orijinal irfanın nurundan Nur-i Muhammedi’yi çıkarıp bu nuru her yöne göndererek onun varlığını yaratılışa verdi.
Bu yüzden Muhammed (sav) : “Âdem su ile balçık arasında iken, ben irfandım (Akildım), peygamberin özüydüm” diyor.
Not:
Hadis-i şerîflerde de kâmil insan bildirilmiştir: ALLAHÜ ZܒL-CELÂL’in Âdem (Aleyhi’s-Selâm)’ı kendi sûretinde yarattığı (Buhârî, isti’zân 1; Müslim, Birr 155).
İlk olarak Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in (nurunun) yaratıldığı ve Âdem (Aleyhi’s-Selâm), bedenle-ruh arasında iken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Nebî olduğu, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) olmasaydı feleklerin (evrelerin) yaratılmamış olacağı (Acluni II-187) v.d...

Habbe: tohum ve özdür.
Habibullah: kimsenin kimliği yok iken, ALLAH Teâlâ’da muhabbet tohumu-Subhânî sevgisi olan, seçilmiş Mustafa (Aleyhi’s-Selâm)’dır.
Habibullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Evvelden, Zâhire zuhûru ise “Rahmeten li’l-âlemin: Âlemlere rahmet olarak”gönderilen Resûlullah Muhammed (Aleyhi’s-Selâm)’dır.
R Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Evvele mâ halakallahu nuri: ALLAH’ın en evvel halkettiği (yarattığı) Benim nurumdur.”
R Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Küntü nebîyyen ve Âdem’e beyne’l-ma’e ve’t- tin: Ben nebî idim, halbuki Âdem su ile toprak arasında idi.” buyurduğu rivâyet edilmiştir.
Taayyün âleminin, mebde-i hakikat-i Muhammedîyyesi iken; Abdullah’dan olma- Âmine’den doğma ve aslında ceddin ceddi olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)…


Sevgili, yıldızın ışığı ki onun hakiki evi en yüksek olanın (alıyyül aziym) kürsisinin üzerinde olan aydınlanmış gökyüzüdür ki, şu anda sende yaşıyor.
Eğer keşfetmek ve kendi hakiki irfanının nurunu serbest kılmak istersen, Peygamberin (sav) ezeli hakikatini (Hakikat-ı Muhammediyye) su ve balçık vücudundan ayırd etmek gerekir…


ResimAYET-EL KÛRSİ! Resim
Bismillahirrahmanirrahim
Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum, la te'huzühu sinetüv vela nevm, lehu ma fis semavati ve ma fil ard, men zellezi yeşfeu indehu illa bi iznih, ya'lemü ma beyne eydihim ve ma halfehüm, ve al yühiytune bi şey'im min ilmihi illa bi ma şa', vesia kürsiyyühüs semavati vel ard, ve la yeudühu hifzuhüma, ve hüvel aliyyül aziym.
Resim
Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür. (Bakara 255)

Resim



ResimVe ma erselnake illa rahmetel lil âleminResim
Resim(Resûlüm!)Resim Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik. Resim
Resim(Enbiya 107)
Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 25 Ağu 2009, 01:17 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Tem 2007, 02:00
Mesajlar: 2612
Konum: Kamiloba
Estagfirullah, sade hizmet etmekteyiz, Allah cumlemizden razi olsun.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 29 Ağu 2009, 00:32 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4755
Alıntı:
Allah meleklere dedi ki :
“Ben yeryüzünde bir halife yaratmak istiyorum”, melekler dedi ki : “Neden? Eğer nurunu yeryüzünün yoğunluğuna getirirsen, onlar her biri diğerini öldürecek ve senin kudsal yolunu terk edecekler.” Allah dedi ki : “Âlim ve Hâkim olan benim”.
Ve O ilk halifeyi, ilk saltanat halifesi Âdemi yarattı.
O ona kendi sûretini, O’nun nurunu, O’nun niteliklerinin aromasını koydu ve ona başlangıçtan sona her şeyi öğretti.
Her şeyi onun kalbine yazdı-gizlenmiş ve açığa çıkarılmış olarak.
O ona varlığı ve hakikati verdi.
Varlık ile bir vücud ve kişisel varlık ve hakikat ile Allah’ın derin sırr ismi ve onun sıfatlarını kastediyorum.
O onu toprak, hava, ateş ve suyun bir karışımından yaptı ve Âdem’in nefesinden ilk doğan kuşlar meydana geldi ve Âdem’in toprağından dağlar ve ağaçlar ve hayvanlar meydana geldi ve,
Âdem’in suyundan denizdeki bütün varlıklar meydana geldi.
Burada varlığa geldi (çıktı) diyerek kastedilenin ne olduğunu derin bir göz ile anla. Âdem, Allah’ın sûretinde, bütün yaratılmış evreni kendisinde içerdi ve ilk doğanın tümelliğinden (tamamlılığından) ilâhî düzen ile bütün yaratılış husule geldi.

Alıntı:

Dört unsurun tevhidinde dördün birisi su dur. Toprak-Ateş-Su-Hava

Resim

Bir zerre olan tohum; "Hayatın Hayyı" için bir avuç toprak, bir kıvılcım ısı enerjisi (ateş), bir yudum su ve bir nefeslik CO2 li hava ister...


Alıntı:
Âdemin yaratılışı tamam olduğunda, Allah meleklere ona secde etmesini emretti.
İblis haricinde bütün melekler emre itaat etti ki O (iblis) redd ediyor göründü.
Allah ona sordu :“Neden sen secde etmiyorsun?”
İblis dedi, “Ateş topraktan daha büyükken Âdem’e neden secde edeceğim ki”.
İblis Allah’ın emrini reddeder bir şekilde belirdi, fakat hakikatte o ilâhî planı fark etti.
İblis tam bir varlıktır.
O ateştir

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 16 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye