|
Üye Tanımlama
|
 Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
|
|
|
|
|
YAZmak ve OKUmak…

YAZmak ve OKUmak…
simurg
Hüsn-ü zannınız için teşekkür edeyim, lakin söylemeliyim ki yazarken, bir üslubum olduğunu ben düşünmüyorum ayrıca edebi ürünler değil yazdıklarım. üstelik su gibi dediğiniz yazılarım yerine, kendim "su"olmayı bütün kalbimle diliyorum. çünkü hala koskocaman bir buz kütlesiyim, benlik buzlarımın daha buzlaşmaması için istirham etmek istiyorum ki, methedici sözlerden ziyade ihtiyacım olduğunu çok iyi bildiğim eksiklik ve kusurlarımı söyleyin bana. çünkü elimden geldiğince ve görebildiğimce eksiklerimi yazmayı ve ortaya dökmeyi tercih etmem gerektiğini biliyorum ve eksikliklerimi görebildiğim sürece tamir edebilmeye şansım ve fırsatım olacaktır inşaallah. bu eksiklik ve kusurlarımı yeterince dile getiremeyişim ise, onları saklamak tercihimden değil de, henüz kendisinden haberi olmayan birisi olduğum için onları göremeyişimden. kusurlarımızı görmeyi ve görüşümüzün önündeki sislerimizin dağılmasını yine bütün kalbimle dua ederim.
Yazmak, insanın söylemek istediklerini söyleyecek muhatabı yoksa çok isabetli bir iş. Çünkü bizler... ...
"kitabını OKU" emri ile karşılaşacağımız AN gelmeden kitabımız ve kendimizi okumak durumundayız ve inşaallah buna muvaffak olanlar oluruz. Amin. Başaramamış gafiller olarak son nefesimizin vebali ile karşılaşırsak eğer, işte o zaman bize, ne güzel yazılar yazmak, ne güzel sözler söylemek,ne de "su" olamamışsak su gibi olmuş taklitçiler olmuş olmak fayda etmeyecektir.
Bütün bunların sonsuz bir ümit ve çok büyük bir hüsrana uğramak korkusu arasında hissettiklerim olduğunu söylemeliyim. Ve lafları uzatıyor olmamın bir tek sebebi ise şu ki, söylemek istediklerimi sığdıracak kelime ve ifadelerim hep yetersiz kalmakta, belki izole ve soyut hayat tarzım sebebiyle yalın ve yalnız olma halimin getirdiği bir durum olarak, kalbimin hissettiklerine yoğunlaşabilme ve bu yoğunlukla yoğrulma halim kuvvetlenmekte, bu ise ifadelere sığmayacak izahı zor olacak hale getiriyor düşündüklerimi, ve bütün istediğim yazdıklarımı kalbim gibi karşıma alabilmek ve kendimin yalansız muhatabı olabilmek başarabildiğimden emin olamadığım bu duygu ile kimi zaman istekle kimi zaman mahcubiyet hisleri altında kendimle konuşmalarımı sizler okumaktasınız.
ve üzerine basa basa yeniden belirteyim ki, inşaallah daima eksik ve kusurlu olan düşünce ve ifadelerimizi biribirimize gösterelim. Bu bize gerçek bir "bağ" ve "muhabbet" kazandıracaktır inancı içerisindeyim.
..
Şimdi bugün ki ahvalimizi dışımıza çevirelim, ve yaşadığımız ve artık yalan olmayan bir olayı sözcüklere çevirelim. kendimize ayna olup kendimizi okumaya çalışalım. İnşaallah.
(Önce kendimizi okuyamazsak başka hiçbir şeyi de okuyamayız sanmaktayım hep)
.. Akşam olmuştu ve dükkandan eve dönmek vakti gelmişti. Ezan okunmuş olduğu için namazı da geciktirmemek acelesi yaşamaktaydım. Bir an evvel evime atacaktım şu et kemik elbisemi, çünkü soğuktan buz kesmiş dışım,içimi de soğutmakta ve katılık ruhuma kadar işlemekteydi. Eve dönmeden evvel "gidip mısır alayım da akşama nefsimize biraz jest yapalım" demiştim. yakındaki kuruyemişçiye gitmek üzere yola koyuldum, arada şehrin ana caddesi olan bir engel vardı, akşam trafiğinde gözlüksüz geçmek benim için her zaman ciddi bir tehlikedir bu caddeyi. caddeye varmış yolun kenarından arabaları kontrol etmeye çalışarak yürüyordum, pardesünün içine şişme yelek denilen şu çok kabarık yeleklerden giyinmiş olduğumdan sağa ve sola dönmekte çok zorlanıyordum. bu şekilde ilerlerken yanımdan bir köpek geçti,
o da benim gibi yolun kaşısına geçmek istemekteydi, zira arada durum başını sağa sola çeviriyor ve arabaların ışıklarından panikler halde yerinde bir iki adım atıp geçmekten vazgeçip tekrar kıyıdan benim az önümden yürümeye devam ediyordu, bir kaç adımda bir bunu tekrarlamaya başladık, hayvana çok üzülmüştüm, şehir hayatına uyum sağlamak zorunda kalmış olması çok acı verici geldi bana.
yakınlaşıp elimle işaret edip "gel, gel" diyerek benimle birlikte karşıya geçmesini sağlamak isteği duyuyordum. ve öyle de yaptım, ama geçecek hiç fırsatta yoktu. Arabalarının içinde kaloriferlerini yakmış halde yol alan sürücüler çok üşümüş ve zor durumda kalmış olacaklar ki çok aceleleri vardı. hiç fırsat vermiyorlardı.
sonra sağdan gelen araba uzak göründü bana ve yola doğru adım atmıştım, tam o sırada köpek sola bakmış olacak ki, gelen arabayı gördüğü halde aldırmaksızın atlayıvermiş yola ve bu sebeple köpeği gören sürücü ise yavaşlamış ve dolayısıyla sol şeritte geçmeye uygun hale gelmişti. karışık olarak anlattığım bu durum aslında bir-iki dakikada yaşanıvermiş bir olay, netice ise, köpek sayesinde soldan gelen araba tehlikesini atlatarak karşıya geçmiş olmamız.
Yani ben değil de, köpekçik beni karşıya geçirmiş oldu. hemde bana işaret edip "gel, kuçu kuçu" bile dememişti. kendisini arabaya siper etmişti.
geçer geçmez de uzaklaşıp, nereye gittiğini bilir gibi kararlı uzaklaşmıştı yanımdan.
bunu bir insan yapmış olsaydı eğer, teşekkür beklentisiyle duraklar, yüzüme bakar, hatta kendisini bir iyilik yapmış olmanın verdiği mutlulukla göstermek isterdi büyük ihtimalle.
veya sağına soluna bakmazsan böyle ezilme tehlikesi atlatırsın nutukları bile atabilirdi.
bazen hayvanlara hayranlıktan başka bir nazarla bakamıyorum. bizler hayvanlardan ve bitkilerden öyle çok şeyler öğreniyoruz ve hayatımızı kaliteli anlayışa sahip olarak yaşama fırsatını bulabilme imkanlarıyla zenginleştiriyoruz ki, hayvanlardan ve diğer canlılar olan bitkilerden uzak yaşıyor olmamızın eksikliği her eksikliğin önüne geçiveriyor benim gözümde.
mekanik ve soğuk ve metal ve ayrışmış ve de kabuslaşmış hayatlarımızın hiç farkında değiliz üstelik.
Hocam demiş ya,
"Kaplumbağa sırtında taşır, atamaz kabuk yükünü"
işte hayatlarımız aynı böyle göründü gözüme bu zevkini okuyunca. kendimi kaplumbağa hissettim. hemde fıtraten ve doğuştan değil de kendi tercihlerimden, kabullendiklerimden, korktuklarımdan, başka çıkar yol yok sandıklarımdan dolayı.
say say bitmez bu sırtımıza yapışık kabuklar. kendimizi bu dayanılmaz yükleri çıkarıp atamamacasına taşımaya mahkum etmiş olmamız sözlere sığmayacak bir ahmaklık zaten.
işte hocam söyleyince farkına varıp anlayabildiğim bir gerçeklik de bu oldu bugün. bakıp durduğum halde tesbit edip göremediğim herşeyi hocamdan duyunca anlıyorum hep.
şaşkınlık ve hayretim hiç bitmeyecek. Allah razı olsun canım hocam.
Çok üşüdüğüm için başka yazı yazamayacağım şimdilik. ebedi üşümeyeceğimiz seviyeli sıcaklıktaki iklimlerin sahibi olan gönlü ile Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri bizi sinesine alsın inşaallah. Amin.
Aşk-ı Resulullah duam daimen ve ebeden BİZ'im için hamdolsun. |
|
|
Gönderen : kulihvani
Tarih : 04-12-2011
Okunma : 169 |
|
|
|
| Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız. |
|
|
|
Gönderen der-ya - Tarih/Saat: 06-12-2011, 10:52:21
ÖZ eleştiri yapabilmeli İNSAN..
bAŞKAsına bakar gibi kendini seyr etmek gerekli, çıkıverip BENden dışarı
hiç tanımadığı birine bakar gibi bakmalı...
Kolay bu, Allah'ın c.c her an kendini GÖRdüğünü BİLmesi, yeterli...
Sonrasında işte, halk içindeyken ne yaptığına bakmalı bu BEN'in..Halk içinde KUR-AN OKUmak Allah için niyeti sabit olsa dahi nefs kendine pay çıkarabilir, bakmalı ki İNSAN kendine YALNIZ iken ne nelerle meşgüll, eli, dili ve en önemlisi kalbi..
BENden ayrı OLmayan, BİR BENle manevi YOLCUluk devam etmekte.. |
|
|
|
Gönderen halimkok - Tarih/Saat: 05-12-2011, 13:18:56
Bir insanın kusurlarını söyleyebilmemiz için onda kusur veya kusurlar görüyor olmalıyız.
Başka türlü görmediğimiz bir şeyi söylemiş oluruz ki… O zaman yalancılardan oluruz.
Kusur görüyorsak ve bunu söylüyorsak o zaman kendi içimizde doğru söylemiş olsak dahi
Hakikatte yalancılardan oluruz.
Kusur görebilmek için doğruyu bilmek lâzım… Doğruyu bilen ise Allah’ ın hiçbir yarattığında
Herhangi bir eksik-noksan ve kusur bulamaz. Buluyorsa bu kusur kendi içinde tanımlıdır ve yaşadığı hâldir.
En doğrusunu Allah cc. Bilir, lâkin Melaike bunu yapmıştı.
Allah cc. “Ben Yerde muhakkak bir halife yapacağım» dediği vakit…”
Melaike:
«Â!.. Orada fesat edecek ve kanlar dökecek bir mahlûk mu yaratacaksın?. Biz hamdinle tesbih ve seni takdis edip dururken» dediler” Bakara Suresi 30.Ayet.
Onlar doğruyu bilmiyorlardı. Nitekim Allah cc.
“Herhalde ben sizin bilemediğinizi bilirim” buyurdu.
Melâike de ;
Subhânsın Yarab! Bizim için senin bize bildirdiğinden başka ilim ne mümkin, o alîm, hakîm sen, şüphesiz sensin» dediler.
Bizler de Melâike gibi bilmediğimiz bir Hu susta bilgi ileri sürerek aynı hataya düşmeyelim inşallah.
Veya kendimizi üstün bir başkasını ise alçak görerek Şeytan gibi olmayalım.
Biz; Sabır ve namaz ile Allah’ a yönelelim ve bizi EN GÜZEL’ in gönlünde BİR-leştirmesi için dua edelim inşallah.
Duamız bu ise Allah’ ın böyle güzel bir son için yarattığı bir kulu için eksik-yanlış ve kusurlu bilgilerimizle kusur bulmayalım. Bu kul kendimiz isek dahi.
Yazınızı gönülden duyarak, yaşayarak okudum.
Muhammedi yüreğinize her alemde Selâmet dilerim Sevgili Simurgumuz…
|
|
|
|
Gönderen der-ya - Tarih/Saat: 05-12-2011, 12:33:21
Henüz OKUyamıyorum, OKUduğumu sandığımda ve buna odaklandığımda, yanıldığımı ANlamaya vesile OL-AN hadiselerle karşılaşıyorum...
Öğretmen öğrencisi yanlış yada eksik OKUdğunda, haydi al baştan düzelterek OKU der-ya...
Gördüklerimde ''BEN'' de O hesap...
Okuyamadığım için, BEN'dekini YAZacak BİR'i olmalı..
O hem YAZacak, hem OKUyacak bana, ben DE dinleyeceğim şevkle ya huuu...
OKUyaBİLENler O'na kendini ADAYAN
sadık kullar, nerde Onlar, nerde ''BEN''
Gönlümdeki onların samimiyetteki güzelliklerine gıpta ile BAKmak..
Hem DE ÇOKK isterim, O'ndan bana BAKmak...
HOŞ-ça Rabbim DE OLun inşaALLAH |
|
|
|
|