Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
RİYÂ
Resim

ALLAH DOSTU
Münir DERMAN (ks)

 RİYÂ

Taun illeti, kolera, şu bu, âfetlerin, felâket ve belâların Rasûlu ta’zib etmemesi için evliyâyı kiram gece gündüz dâimi çalışmaktadır.
Bundan hiç şüphe etmeyin.
Bundan dolayı yükleri çok ağırdır.
Bunlar için, hepimiz için
Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ
Ben kuluma maddî ve mânevî taşıyamayacağı yükü vermem!’’
diyor.
Bu yük bir de umum topluluğun yükü velînin üzerine bindi mi yük çok ağır olur.
Belâlar dâimâ onların üzerine inerler, belâ beşerin azgınlığının netîcesidir.
Uhud Harbinde Rasûl’un ordusu perîşan, mubârek dişleri kanıyor, amucaları şehid olmuş o anda bile Kalb-i Rasûl’un şefkati galebe çalıyor:
Ya RABBî! Bunlar ne yaptığını bilmiyorlar, sen bunları affet!
diyor o düşmanlara.
Bunu ancak peygamber söyler oğlum, ancak bir peygamber söyler!

Meşhur târihçi Bellini vardır, 6 cilt İslâm Târihi vardır kitabı. Merhum Hüseyin Câhit Bey Menfaa’dayken terceme etmiştir onu.

O kitapta der ki:
“İslâm Peygamberinin der; ne mu’cizeleri, ne getirdiği kitab, ne ümmeti, onlara lüzum yok!” der. “Uhud Harbında düşmanlara karşı: “Ya RABB! Bunlar ne yaptığını bilmiyor affet bunları!” bunu ancak peygamber söyleyebilir, peygamberdir!” der.
Bir siper-i sâika bir memleketi nasıl yıldırımdan korursa belâlardan da evliyâ-ı kiram milleti böyle korumaya memurdurlar.
Bir ALLAH kulunun sevgilisinin gece yarısı bir gözyaşı damlatması 250.000 kişiyi şeyden kurtarır.
Ama bir edebsizin de bir biçimsiz hareketi Gayretullaha dokundu mu bu sefer velî de ağzını açamaz.

Zamânı evâilde Rasûlu sallallâhu aleyhi ve sellem anlatmış, vaazederken demiş ki:
Zemânı evâilde bir gece 70. 000 kişi teheccüd namazındaydı demiş,Bir memlekette teheccüd namazındaydı demiş. İki kişide pasif olarak livata yapıyordu demiş, Cenâb-ı ALLAH bütün memleketi altını üstüne çevirdi demiş 70. 000 kişi ile birlikte o 70. 000 kişi teheccüd namazında olanların da hepsini..
Ordan Hazreti Âişe vâlidemiz o da kapıdan dinliyormuş: Yâ Rasûlallah demiş, yâni bu adâlet-i ilâhiyye ne biçim? demek istemiş.
Yook Yâ Âişe!
demiş yâni sukut et!
Mescid-i Mübârekten çıkmışlar dışarı kumluğa, sahâbeler yanında Rasûllullah Efendimiz anlatıyor.
Hazreti Âişe Vâlidemiz de orada o da geldi dinliyor.
Rasûllah'ın ağzından öyle billurlar çıkıyor ki herkes, bıçak soksan, şiş soksan farkına varmayacaklar.
O sırada Hazreti Âişe Vâlidemizin ayaklarına nemiller, büyük karıncalar vardır kırmızı, sarmışlar bacaklarından yukarı ayaklarına doğru, bir tânesi ısırıvermiş bacağını.
Hazreti Âişe, birden şöyle yapmış.
Rasûlullah:
Yâ Âişe noldu? demiş
Yâ Rasûlallah demiş karıncalar sardı da!
Hepisi mi ısırdı Yâ Âişe?
Hayır demiş bi tânesi!
sen kaç tânesini öldürdün?!.
demiş.

Bunlar hikmettir oğlum, bir yerde azar azar azar azar, bir zelzele olur hepimiz gideriz!
Zelzele, onlar başladı mı velî bile ağzını kıpırdatamaz ancak
ALLAHuekber!
diyebilirsin başka yok.
Celâl sıfatı tecellî ettimi bitti.
Onun için evliyâların her birisi böyle bir siper-i sâikadır, onlar için hüzün yoktur.

Mübârek, Müezzin Efendi duâda okuyor biliyorsunuz:
Evliyâullah Onlara ne hüzün ne keder vardır!
diyor.
Bu rahmete mukâbil topluluğun buna karşı göstereceği edebin yekûnü ve ağırlığı düşmesin diye, yâni millet azarsa Rasûlullah muazzeb olur, azdıkça bu edeb kendini kaybetmesin diye velîlerin yükü gün geçtikçe daha yükselmektedir.
Bundan 300 sene evvelki bir velînin yükü, bu gün 100 misli daha fazladır.
Velîlerin de yükü taşıyamayacakları hal geldiği zaman, işte dünyâ o zaman paramparça olacaktır.

Velîlerin yükü taşıyamayacakları
dedi mi Kalb-i Rasûl’un hüzne kapılması îcab eder.
O hüzne kapılmadan en son, bu da hadisi şeriftir;
En son Mekke’de kopacaktır kıyâmet..
Mekke’de koptuktan sonra, 5 dakika sonra da Medîne’de kopacaktır kıyâmet. Bu hüznü Rasûlullah duyup üzülmesin diye hadîs-i peygamberi bu.
İsrâfil aleyhi's-selâm Azrâil aleyhi's-selâm Mikâil aleyhi's-selâm Cebrâil aleyhi's-selâm inecekler Medîne’ye ve Na’ş-ı Mubârek-i Rasûlullah’ı Ravzadan, arz üzerinden kaldıracaklardır!
Ondan sonra kıyâmet kopacaktır.
Rasûlullah mübârek cesedlerine bile o haşmeti göstermeyecektir.
Sen de onun ümmetisin, sen de Ona bağlarsan oğlum, dünyâ paramparça olur, sen cesedine bir pire ısırır gibi bişey duymazsın.
Nasıl ki cildin bir santimetre kareye havanın tazyiki 1 kilo 33 gramdır, bir yerinize şişe vurursunuz hani ağrıdığı zaman, hava ref’ oldumu nasıl şişer, haa rahmette arzdan kalktığı zaman arz paramparça olur.
İslâm'da Kur'ân gayba inananlar içindiiiir, içindekilerle amel edeceksen kayıtsız şartsız kitabı eline al!

Lâ yemessuhû ille'l-mutahherûn
Yoksa, dokunma! Bu insanın rûhî bakımından edebidir.
bunu kabul ettin mi, gayba inandın mı ta’zim olarak cesede temizlik ve abdestli olmak lüzumiyyeti ortaya çıkar.
Cesedi dâima ta’zime sokmak için her an abdestli bulunmak gerekir müslümanlaaar. Her an.
"Her an abdestli ben nasıl?"
Bulun..
“Ne demek o?”
“Yâ RABBi benim rûhum senin Yed-i Kudretindedir, ne zaman bu cesedden ayrılacağını bilmiyorum! Ben ceseden hazırım!” demektir.
Ceseden ikrardır her an her dakîka hazırım demektir.
bunlar sağdaki soldaki teyplere kaydoluyor .
Abdestli olmazsan bu bir nevi riyâ hareketi olur ağam!
“Nasıl riyâdır?”
“Ben her an seninle berâberim" diyor Cenâb-ı ALLAH, cesedinin beni hatırlaması için abdestli bulun! "Yalınız ibâdet edeceğin zaman mı beni hatırlıyorsun da abdest alıyosun!” demektir.
İncelik var orda oğlum! İslâmiyette mertebe kazanmak baha ile değil bahaneynen dir, bahaneynendir.
Küçücük bir nokta alacaksın işte, bu bir nevi riyâdır.
Haksız bir tecâvüzün sessiz ve tevazuu içinde hilmiyyetle karşılığı hayâdandır.
Hayâ, başka bir şeydir.
Bu tecâvüz ya dışarıdan olur insana ya içeridendir.
Dışarıdan olan rûha karşıdır, içeriden olan cesede karşıdır. Ekseriyyet, dışarıdan olandan utanır, içeriden olanın farkında değildir.
Çünkü bu bizzat kendisidir .
İnsanlar herkesin aleyhinde dedikodu eder bir etmediği kimdir, kendisidir oğlum.

Kuldan utanmayan ALLAH’tan utanmaz
Dedelerimizden kalma bir lakırdıdır.
Bu basit fakat anlaşılması güç bir ifâdedir.

Rasûl’e ilk inanan kadın Hazreti Hatîce vâlidemiz.
İslâmda ilk şehid yine kadındır, Sümeyye binti Hubbad, Ammar ibni Yaser Hazret’lerinin vâlideleri, ebû Cehil tarafından kargı ile öldürülmüştür bilirsiniz, ilk şehid.
Fazilet birazda cebir ile teşekkül eder.
Onun için HÂLIK, azabdan haber verir
Şöyle yapacağım böyle yapacağım!.
Yâni ulen ben senin içindeyim bi temizleyiver şurayı yav daçıkayım ortaya!
Çıkmak istiyor sende inat ediyorsun.
İnsanoğlunun aşağı, çirkin istek ve arzularını örten incecik ve nâzik perdenin ismi, aziz müslümanlar hayâdıııııır.
Hayâ insanoğlunun süsüdür ve kadının da en büyük varlığıdır .
Bir gün Rasûlullah’ın huzûruna Ümmü Hâlet isimli bir kadın yüzü örtülü olduğu halde girer.
Harpte şehîd olan oğlu hakkında Rasûlullahtan ma'lûmat almak için.
sahâbelerin bâzıları:
“Yâ Halet derler oğlunu sormağa geldin yüzün de örtülü nedir bu?” demişler:
Kadın: “Oğlumu kaybettimse hayâmı da kaybetmedim ya!” demiş.
Yüzü örtmek hayâ değildir ağalar!
Amma hayânın en büyük süslerinden biridir.
Hayâ değildir amma hayânın en büyük süslerinden biridir.
Bu işi ne kadar yumağa sararsan sar, sonu gelmez .
ALLAH’ın insan rûhuna gömdüğü hayâ, asıl sâhibini buluncaya kadar ilk insan ve peygamberden en büyük insan ve peygambere kadar mukaddes bir bayrak koşusu hâlinde elden ele teslim edilerek devam eden, yıkılması mümkün olmayan bir fıtrat tezâhürüdür.
İnsan olduğu için hayâ vardır.
Hayâ olduğu için insan yaratılmıştır .
İslâm insanın yüzüne şu nurdan satırı yazdı aziz cemaat:
hayâ ile doğdun hayâ ile bana geleceksin!
Hayâ içinde olan ölmeyecektir, zîra hayâ âhirette de devam eder fazîletle berâber o halde sen dirisin
demek. İslâm İnsan, HAKK’ın zahiridir, HAKK da İslâm İnsanın bâtınıdır.
En büyük suçu küçültmek, en küçüğünü büyültmek insana yakışmaz!.
Hakîki temiz bir İslâmı, hepinizi kurşun gibi eritin bi kapta sonrada suyun içine dökün onu çıkacak şekil nedir bilr misiniz?
Gül gül! Gül şekli çıkar oğlum!
Bu gülü koklamak için insan biraz kendi kendine hayâ ile yaklaşması gerekir.
Kendi kendine yaklaşan insan hayâ içinde olan erkek ve kadındır…
İşte mesele budur.

Bir gün Rasûlu sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz, mübârek sahâbeleriyle ile oturuyormuşlar, vaazı nasihat ediyorlarmış, kendileri Mescid-i Nebevî'de Medîne'de.
Kapıdan içeri uzunca boylu bir zat girmiş, böyle safların arasından.
Mihrabın yanında oturuyor Rasûlullah. Rasûlullah’a müteveccihen gitmeye başlamış.
Rasûlullah böyle yerinden dizlerinin üzerinde kalkmış adam gelmiş Rasûlullalh Efendimizin sol tarafına oturmuşlar, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz sol ellerini o gelen zâtın sağ dizinin üzerine koymuş.
“Fotoğraf mı çektin Hocaefendi?” diyeceksin
Sahâbeler yazıyla fotoğrafını çektiler bunun oğlum!
Bunun banyosu ezelde yazılıdır. Yalnız filimnen fotoğraf çekilmez.
40 gün Rasûlullah’la birlikte kalmışlar bu mubârek zât.
Rasûlullahnan kaldığı zaman, birbiriyle konuştuklarını hiç kimse görmemiş ve işitmemiş, 40 gün kaldığı halde bu adamın yemek de yediğini su içtiğini de görmemişler.
41. Gün bu mubârek zât, rûhunu teslim etmiş, şimdi öldü bu, bunu gasletmek lazım!
Ebû Bekir radiyallâhu anhu şöyle bir başlamış şöyle etmeğe:
Yâ Rasûlulllah demiş, emir buyurursanız gasledeyim! demiş
Yâ Ebâ bekir demiş, tahammül edemezsin!
demiş,
Hazreti Ömer başlamış
Yâ Ömer sen de tahammül edemezsin! demiş,
Hazreti Osman, Yâ Osman sen de tahammül edemezsin onu gasletmeğe
Esedullah Keremullâhi veche Ali Yâ Ali lâa! demiş Sen de tahammül edemezsin!
demiş,
Ee en büyük sahâbeler oldu mu, ötekiler hep boyunlarını eğmişler.
Rasûlullah Efendimiz bakmış:
Yâ Selmân! demiş Selmân-ı Fârisî, Selmânı Fârisî Ehl-i Beyt'tendir El-Selmânı min ehl-i beyti’’ demiştir Cenâb-ı peygamber, hadistir .
El-selmânı min ehl-i beyti
demek artık lakırtı söyleyemezsin.
Onun, uzun onun hikâyesi de.
Hazreti Selmân 235 yaşındaydı o zaman, târihen sâbit bu.
Hazreti Selmân kalkmış suyu hazırlamış hücreye girmiş yıkanıyor, tam işte yıkanma kaç dakkada biter 20 dakîkada, tam biteceği sırada yâni biz tahmin ediyoruz ki bitti.
içerden bir
Yâ ALLAH!
diye Hazreti Selmân bir bağırmış kapı açılmış, kapıyı kapatmış.
Hazreti Selmân'ın yüzü zâten nur kendisi bembeyaz olmuş böyle şeffaflaşmış , böyle bir teferrüş içinde, böyle gelmiş titriyor Selmân. Rasûlullah Efendimiz girmiş mevtâyı kaldırmışlar namazı kılınmış Cennetü’l- Bâkiyyeye şeyetmişler, defnetmişler.
Şimdi hiç kimse Selmân’a soramıyor bişey, Selmân zangır zangır titriyor.
Bir iki saat olduktan sonra bütün sahâbeler, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali radiyallâhu teâlâ hepsi toplanmışlar:
Yâ Selmân n'oldu, niye bağırdın? demiş: Gardaşlarım demiş yıkadım, edeb yerini yıkıyordum demiş örtülü üzeri, mevtâ gözlerini açtı eliyle elimi tuttu: Yâ Selmân ben ölmedim demiş çek elini ordan! dedi gözlerine baktım dedi şu âyeti okudum dedi ALLAH yolunda ölenler, ölmemiştirler onlar dâima mazrukturlar’’ âyetini okudu tekrar yumdu gözünü dedi, bunun karşısında ALLAH! diye bağırmağa mecbur oldum…

Aziz cemaat gaybın eşyada ve her şeyde tel tel ihtizâzındaki gizli işâretleri sezenlere selâm olsun bu kürsüden!.

Kâsım Ağa Beyazıt Câmisini yaptığı zaman, Beyazid Velî’ye, Yavuz’un babasına gitmiş demişler ki: “Kasım Ağa yaptı ama mihrab yanlış şevketlim!” demiş.
Atına atladığı gibi Beyazıt Câmisine gidiyor, yapımı bitmek üzere:
“Kasım Ağa" demiş "mihrabın yanlış olduğunu söylüyorlar”
“Hayır şevketlim”
“Tamam gel çık sırtıma!” diyor Bayazidi Velî
“Aman şevketlim!”
“Emrediyorum çık sırtıma!”
Kasım ağa çıkmış sırtına bir de bakmış mihrab yanlış Kâbe’yi gösteriyor ona.
Mihrab düzelmiş. Bunu anlayanların da benim selâmım olsun ona aha bu lakırdıyı anlayanlara!.

Hiçbir hakîkat yoktur ki aziz Müslümanlar gömülü olduğu yerde çürüyüp gitsin
Bu gömülü hakîkatler çağı uzadığı takdirde birgün muhakkak ortaya çıkar.
Geçenleri rahatsız etmemek için toprağa batmış küçücük bir çakıl taşı parçası durup dururken bir gün duvar gibi bir engel olarak önümüze çıkabilir.
İşte kaderin sırrını bu noktada aramak lâzımdır, zâten “olacak ve olmayacak” diye mutlak bir ölçüsü olmayan “Hayat” isimli esrar tablosunun bütün inceliği bu noktadadır.
Kaderde ne varsa o olur.
Târih perdesine aksetmiş olan bütün hâdiseler mazlumlarla zâlimlerin haklı-haksız boğuşmasından ibâret büyüüüüük bir insanlık faciasıdır.
Bu “olacak ve olmayacak” diye hüküm vermenin netîcesidir.
Ümitsizlikten bâzen bir güç doğar aziz Müslümanlar.
Kötülükten meded umulmaz, suçsuzların kanı da kurumaz ağam!
Onun içün Kıymet-i İslâmiyyenizi bilin aziz cemaat!
Leke vurmak isteyenlere sukûtla muâmele edin!.
İslâm'da hayâ vardır, hayâ bir dağa çarpsa, hayâ cehenneme düşse cehennem ateşini söndürür.
Onun için İslâmlara
lâ tahzen hüzün gösterme Ebâ Bekir’e söylemiştir biliyosunuz Sevr Mağarasında o bütün İslâmlaradır:
lâ tahzen innallâhe meanâ
Hüzün gösterme ALLAH bizimle berâberdir!

Öyle nurlu insanlar vardır ki; bir vaazın biri böyle vaaz ediyormuş bir yerde.
Güzel sözler söylüyormuş, bir direğin yanında da bir genç çocuk uyuyormuş.
Öyle hâle gelmiş ki “hır-hurr! hırrr” vâiz susmuş.
Bütün cemaat çocuğa şöyle: “Ulan tam sırası mı? ne uyursun da kızdırdın adamı!” demişler.
Birisi kalkmış çocuğu uyandırmağa buradan, oradan...
15 dakka beklemiş adam, çocuk biraz sonra uyanmış bakmış ki herkes sukût ediyor vâiz de başını önüne eğmiş, utanmış çocuk, İslâm çocuğu başını öne eğmiş vâiz yine başlamış yarım saat sonra bitmiş duâsını yapmış herkes çıkıyor.
Çocuk öyle herkes çıksın da ben çıkayım diye, tam vâiz inmiş ordan geçerken çocuk fırlamış elini tutmuş vâizin: “Efendi Hazretleri demiş ben bir gaflete geldim vaaz dinlerken uyudum benim kusûrumu affet!!”
“Sus evladım, ben senin uyumana kızmadım, rüyanda gördüğün şahsa hürmeten susmak mecbûriyetindeydim!” demiş.
Meğer o anda o çocuk Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizi görüyormuş,…. .


Âmin elhamdulillahi RABBi'l-Âlemîn!

Yâ İlâhi şu hikâyesini anlattığımız çocuğun rüyâsında gördüğü gibi bizim de rüyâmıza Rasûlullah’ı nasib ve müyesser eyle Yâ RABBî!
Mîdemize evimize helâl rızık nasib muyesser eyle Yâ RABBî!
Haramdan Cenâb-ı Peygamberin sevmediğinden ve senin men ettiğinden bizi dâima ırak eyle Yâ RABBî!
İçimizdeki sana karşı duyduğumuz sevginin tonunu fazlalaştır Yâ RABBî!
Rasûlullahın rahmet ve sevgisini içimizden ırak eyleme Yâ RABBî!
Memleketimizi her türlü a’fattan muhafaza buyur Yâ RABBî!
Büyüklerimize selâbetle kuvvet ver Yâ RABBî!
Îcab ettiği zaman ordumuzu dâima Mansûru Muzaffer eyle Yâ RABBî!
Memleketimize her türlü kıtlıktan ve vebâdan koleradan muhafaza buyur Yâ RABBî!
Âhirete intikal ettiğimiz zaman Livâ-i Muhammedî’nin altında toplanmak nasîbi muyesser eyle Yâ RABBî! .
Bizi birbirimizden, Rasûlullah'tan, sahâbeden, ana ve babalarımızdan, bütün ölmüşlerimizden rızâ, râzı eyle Yâ RABBî!
Bizi cehennem azâbından koru Yâ RABBî!
Lillâhi’l- Fâtiha.


KELİMELER:

ta’zib: Azab verme. Eziyet etme. Men eylemek.
Evâil: Başlangıçlar, önler, evveller, eskiler.
Nemil: Neml. Karınca.
Siper-i sâika: Paratoner. Yıldırımdan koruyucu.
Muazzeb: Eziyet çeken, azap içinde bulunan. Sıkıntıda kalan.
Na’ş: Kefene sarılıp tabuta konmuş ölü. Cansız vücud.
Ref’: Kaldırma, yüceltme, yukarı kaldırma.
Ta’zim: Hürmet. Riâyet. İkramda bulunmak. Bir zât hakkında büyük sayıldığına delâlet edecek surette güzel muâmelede ve hürmet ifâde eden tavırda bulunmak.
Yed-i kudret: ALLAH celle celâluhunun Kudret Eli.
İkrar: Açıktan söylemek. Kabul ve tasdik etmek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak. Fık: Bir kimseye diğerinin kendisinde olan hakkını haber vermek
Riya: Özü sözü bir olmamak. İnandığı gibi hareket etmeyiş. İki yüzlülük etmek. Gösteriş için yapılan hareket. (Bak: İhlâs)
Fıtrat: Yaradılış, tıynet, hilkat. (Bak: Evamir-i tekviniye)
Tezâhür: Meydana çıkma, belirme, görünme. Gösteriş. Birbirini korumak, birbirine arka olmak. Arkalaşmak; yâni birbirine yardım etmek. Avretine zıhar etmek, yani zevcesinin arkasını vâlidesinin arkasına teşbih ederek "zuhruki kezuhri ümmî" demek.
Müteveccih: Yönelmiş, dönmüş. Bir yere doğru yola çıkan. Birisine karşı iyi düşünce ve sevgisi olmak. İhsan ve iltifat üzere olmak. Pir-i fâni olmak.
Teferrrüş: (Ferş. den) Yayılma, serilme.
Mevta: Ölüler. Ölmüşler. Cenâzeler.
İhtizaz: Hafif titremek. Deprenmek. Şevk ile meyil ve hareket. Harekete geçme. Sallanma, sıçrayıp oynama.
Esrar: (Sır. C.) Sırlar. Gizli hikmetler ve mânâlar. Bilinmeyen şeyler. Keyif veren zehir. Uyuşturucu madde. Elinde ve el ayasında olan hatlar.
Liva-yi hamd: Hz. Peygamber'in (A.S.M.) bayrağı. Ona inananlar kıyâmetten sonra bu bayrağın altında toplanacaklardı


ÂYETLER:

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Resim---“Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vağfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn(kâfirîne) : ALLAH, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "RABBimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. RABBimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. RABBimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlâ'mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."
(Bakara 2/286)

أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
Resim---“E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne) : Haberiniz olsun; ALLAH'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.”
(Yûnus 10/62)

لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
Resim---“Lâ yemessuhû ille'l-mutahherûn(mutahherûne) : Ona, temizlenip arınmış olanlardan başkası dokunamaz.”
(Vâkıa 56/79)

وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
Resim---“Ve lâ tahsebennellezîne kutilû fî sebîlillâhi emvâtâ(emvâten), bel ahyâun inde rabbihim yurzekûn(yurzekûne): ALLAH yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; RABBleri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”
(Âl-i İmrân 3/169)

إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahrecehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fî'l-ğâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferû's-suflâ, ve kelimetullâhi hiye'l-ulyâ vallâhu azîzun hakîm (hakîmun) :Eğer siz ona (Rasûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona ALLAH yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebû Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü ALLAH bizimle berâberdir, diyordu. Bunun üzerine ALLAH ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. ALLAH'ın sözü ise zâten yücedir. Çünkü ALLAH üstündür, hikmet sâhibidir.”
(Tevbe 9/40)


HADİSLER:

Resim---Tirmizî’nin rivâyetine göre, İslâm beldeleri arasından en son harap olacak, Medîne’dir.(Kenzu’l-Ummal, h. No: 38493).
Buradaki bilgi de, kıyâmetten biraz önceki devrede Müslümanların yaşadığı en son bölge Medîne olacaktır. Bâzı rivâyetlerde bu devre kırk yıldır.
(Kenzu’l-Ummal, h. No: 38478).

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Mekke ile Medîne dışında Deccal'ın ayak basmayacağı hiç bir belde yoktur. Medîne'nin bütün yollarında, orayı koruyan saf saf melekler vardır. Deccal, Sıbha'ya (çorak bir araziye) iner. Medîne üç defa sarsılır. Bütün kâfir ve münâfıklar Deccal'ın yanına doğru Medîne'den çıkarlar."
(Enes b. Malik (r.a.)dan; Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5236)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Selmânu minnâ ehle beytin” “Selmân bizdendir; ehl-i beyttendir”
(Taberânî ve Hâkim‟den Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ-I, 1505. Hadîs)

Resim

Gönderen : Tarih : 13-05-2016
Okunma : 918

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız.
Arşiv Haberler

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır