Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
MECNÛN ve DEVE

Başladı deveyi sürmeye Leylâ’ya doğru.
Deve gidiyor ama ara sıra Mecnûn dalıyor ne ola Leylâ ne âlemde.
Elinden yular gevşiyor.
Çok dikkat edelim. Yuları gevşiyor.
Gevşedi mi devenin de yavrusu hareket ettikleri yerde.
Deve dönüyor çöle doğru onun şeyinden dalgınlığından istifâde deve: “"Hum hum hum hum!"” yavrusu orda çünkü.

Mecnûn’un kafası yerine geldi mi hemen deveyi çeviriyor.
Gidiyorlar gine bir saat.
Mecnûn gine dalıyor Leylâ’sına.
Deve aynı gine geri dönüyor.
Bir saat git gel oldukları yerde duruyorlar gine.
Biri ileriye biri geriye.
İkisi de âşık bunların.
Biri de ilâhi âşık biri de yavrusuna âşık. Yavrusuna gidecek.
Âşık ama birbirinden ayrı âşıklar bunlar.
Bir türlü arkadaş olamıyorlar.
Yol yakın fakat bir türlü gidemiyorlar yav.
Şu ortada dursan şuraya yanaşırken o gitti oraya.
Oraya yanaşırken buraya gitti.
Mecnûn bakmış ki olacak gibi değil deveden kendini atmış aşağıya.
Atmış ama ayağı kırılmış Mecnûn’un bağırmış biraz ondan sonra ayağını şöyle gömleğini yırtmış bir şeyler etmiş ayağını sarmış,
Yâni Mecnûn Leylâ’nın aşkıyla yoksulluğa düşüyor burda değil mi?
Deveyi bırakmış perîşan halde.
Pişen aşkıyle de deve deve olmuş.
O da dönüyor gerisin geri.
Burdaki, Mecnûn’un gönlü Leylâ’ya varmak.
Yâni burdaki gönül aşk, ilâhi aşk Rasûlullah’a varmak.
Tende dikene dikene diken giyene deve derler oğlum.
Çok yakın yaaav o oraya gidiyor o oraya gidiyor bu burdan Van kadar uzak yer değil ki.
O tarafa bu tarafa, bu tarafa o tarafa.
O halde azîzim sen Ten Devesine tekme vur at kendini aşağıya.
Ten Devesinden at, korkma!.
Ten devesinden düştün mü bir yerin kırılmaz.
Nasıl kırılmaz böyle ulan rûyada düşüyorsun uçuyorsun bacağın kesiliyor.
Bir de uyandığın zaman bakıyorsun ki elin yerinde elin yerinde.
Evvelki çekiş gidiş deve yardımıyla idi deve götürüyordu.
Şimdiki çekiş başka türlü olur.
Çünkü mıknatısın hudûduna girildi çekiverir.
Yâni Ahmed’in Lutfuyle meydana gelir bunların hepisi haaa.
Hangi Ahmed’in?
sende bulunan Nûr-u Rasûlullah’ın ismi Ahmed'edir haaa.
Kendindeki Rasûlullah’ın Nûruyla olur bu.
Cesedin senin cesedin kalıbı bir mektubdur mektub.
Ona dikkat et. Bu mektub zarf.
Zarfın içindeki mektup pâdişaha lâyık mıdır değil mi oku.
Bir anla da sonra gönder oraya.
Bir yere git. Mektubu gizli açıver şöyle.
Oku bakalım içindeki sözler nasıl.
Lâyık değilse o mektubu yırt at!.
Başka bir mektup yaz.
"“Nasıl yırtacağım o mektubu?"”
Ulan “kıyâmete kadar kapı açık!” dedim ben.
Garpten güneş doğuncaya kadar açık.
"“Haaa iyi be!.”"
Sonra.. sonra.. yooo.
Birde senin gaybından doğacak güneş var. İki türlü.
Bak aynayı vur ordaki güneş burda.
Fakat ten mektubunu açmak kolay değil böyle haaaa….
Kolay olsa herkes gönül sırrını apaçık görür.
Bu mektubu açmak çok güç.
Herkesin işi değil. Çocuk işi de değil.
"Nasıl?”"
Aha yav deminden beri anlatıyorum.
Herkes uyurken herkes namaza geliyor.
Aha mektupları açmışlar okumuşlar.
Kimisi Sülüs yazıyor.
Kimisi Rıkka yazıyor.
Kimisi Talik yazıyor.
İşte eski yazılar var.
Kimisi mürekkepnen kimisi zafiranla işte hâlâ mektup yazmakla meşgul.
Güzel yemekleri etli yağlı yiyecekleri iştahıyla yeriz hepimiz.
Onları fazlasını işte şurada bir yer var gitte orada gör ne oluyor.
Nerede güzelliği, nerede lezzeti kaldı onun.
Helâda olanların kısımların.
O şimdiki helâya o bıraktığınız zahrafat der ki o dâne idi dâne dâne.
Ben de onun duzağıydım.
Gizleniverdim ona can gibi güzel göründüm diyor.
O görmez oğlum.
Onun için Cenâb-ı ALLAH bundan mü’minlerini kurtarmak için orucu farz yapmış.
Güneş bile akşama doğru solar oğlum. Rengini kaybeder.
Kim sonu daha çok görürse sonunu, o daha kutludur.
Her şeyin sonunu görmeye çalış hüner burada.
Yaşlı gençler görsün bir gün bak.
Hep beyaz saçlı olduk.
Beyaz saçlı olduktan sonra gelip bir melek yüzümüzün şeyini felan boyayacak değil.
Öyle gideceğiz.
Öte tarafta böyle yok böyle şeyler.
Cenâb-ı Sallallâhu Aleyhi ve sellem bir gün halasıynan oturuyormuş da, yaşlı halası, demiş ki:
"“Hala demiş cennete yaşlılar girmeyecek!"” demiş.
Halası başlamış ağlamaya.
Latîfe ediyor.
"Yok" demiş "Hala!” demiş.
“Yâ Rasûlullah demiş ben yaşlandım demiş ben cennete niye girmeyeceğim?” demiş.
“"Yok demiş hala demiş girmeyeceksin cennete yaşlıları sokmayacaklar!"”
"“E ne yapacağız?"”
“"Cennete girerken makinadan geçeceksiniz hepiniz otuz yaşında” olacaksınız!" demiş.
Ondan sonra da gülmeye başlamış.
Yaşlanmak demek yav arabacılar, yaşlandı mı at, artık bu arabayı çekmiyor diye atı atar bir yere.
Arabayı bir tarafa.
İşte yaşlandı mı cesed de vücud da diyor ki artık ağam ALLAH'a ısmarladık ben artık, sen yaşlandın ben seni bırakacağım gideceğim.
Bu bir ayrılma.
İyiliknen ayrılma var.
Birbirine sarılarak ayrılma var.
Tekme atarak ayrılma var.
Onun için hakîkî mü’min öleceği zaman:" “Eşhedu en lâ ilâhe illallah ve Eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu!"” der.
Etrâfına: “"Üzülmeyin ALLAHa ısmarladık!” der geçer gider.
Ötekisi çağır doktoru, dönsün paralanıyor: “Aman doktor bey öleceğim!"
İyi. Ulan gebereceksin sen ölmeyeceksin.
Bir de böyle birbirine tekme atarak vardır.
Bir de burada yetmiyormuş gibi tayyareye.
Haydi Amerika’ya tayyareye ingiltere’ye sanki orda Azrail yok.
Zenginmiş o.
Oğlum için zengin olsun.
Hakîki Müslüman hasta olmaz haa.
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve sellem Efendimizin hırkasına kaç bin sene oldu.
Güve edeben yanaşmaz güve güve güve.
Temizliğinden ötürü yanaşmaz.
Sen temiz ol hiç kimse yanaşmaz.
Sen hakîki Müslüman ol.
Azrail Aleyhi’s-selam karşına gelirken bir edebnen gelir.
Ben bunda Nûr-u Rasûlullah var.
Onu Nûr-u Rasûlullah’ı alıp doğrudan doğruya Cenâb-ı ALLAH’a arz edeceğim diye önüne secdeyle gelir.
Meleklerin hepsi insana secde etmiştir.
Onun için aziz cemaat ne kadar uğraşırsak uğraşalım bu.
Bir ALLAH’a borcumuz var.
“"Canımız. bir Azrâile borcumuz var!.”"
Son nefeste gelecek: "“Alacağım onu!”" diyecek.
“"Sâhibine götüreceğim!”
Ondan sonra bir daha borcumuz var.
Etrâfınızdaki çocuklarınız, malınız var ise onları bıraktınız.
Efendim benim malım var.
Çağıracağım Hoca Efendiyi: “"Ben ölüyorum!”" işte şunu şuna şunu şuna.
Yok Efendim şunu Kızılay’a yok efendim ölüm ânında bağış olmaz.
Ölüm ânında bağış olmaz.
O şudur o ben cartayı çekiyorum artık.
Bunların da kimseye kalmasını canım istemiyor.
Verin şuraya demektir.
Bir de evlatlarınıza borcunuz var.
Bir daha borç var toprağa toprağa.
Benden geldin aha ben seni alacağım. Şu canını çıkar. Sen yine bana karışacaksın çünkü benden biraz eksiklik oldu bir avuç benden aldılar bir avuç vereceksin.
Bir yerden ödünç aldı mı veririz değil mi?.
Cesedini vereceksin.
Bir tâne daha borçlu çıkacak ortaya.
“"Kim?"”
Ama buradakilere bizlere değil. Şeytannan arkadaş olanlara.
Şeytan diyecek ki: "“Bu benim arkadaşım haaa. Evet. İşte şunu yaptırdım yaptı. Bunu yaptırdım yaptı. Şimdi benim bir borcum alacağım var onda!”" Geldi, “"Ne?"”
“"Şu îmanını da ver bana!”" diyecek.
Yaaa borçlar çok.
Ama sen secdeden başını kaldırma senin hürmetine bütün mahalle kurtulur vallâhi de billâhi de mahalle kurtulur.
Deniz Feneri gibi biriysen.
Onun için şeytan Âdemin toprağını gördü.
İçini göremedi o toprağın.
Yeni testiye pis bir şey koysan azizim sidik koysan onu emer.
Ten aa yeni testi. O kokuyu gidermek lâzım.
Yıkamaynan olmaz onu kırmak lâzım kırmak.
Âlemde her şey bir şeyi çekmektedir.
Küfrün kâfiri, doğruluk yola götüreni kehribar mıknatısta var ortada biliyorsunuz.
Sen demir olsan saman çöpü de elbette bir tuzağa düşersin demir bile olsan.
Demirsen mıknatıs kapar seni, yok saman çöpüsün kehribar yakalar. Tutulursun.
İyi kişilerle dost olmayan elbette kötülerin yanında kalır oğlum.
Sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz bâzı günler oruç tutuğu zaman Akşam namazı olurmuş bozmazmış oruçlarını.
Tekrar niyet edermiş.
Üçüncü günü tekrar niyet edermiş.
Dördüncü günü tekrar niyet edermiş.
Müslümü Ankaravî hadis kitabı vardır. Onun 352. sayfası var.
Eğer içinizde hadis kitabı seven var ise orayı okur.
Bâzı hocalara bunu nakledecekler olur da efendim öyle hadis yoktur diye Müslümün Ankaravî nin 352. sayfasındadır.
Ama o kitabın ne olduğunun haberi yoktur.
“"Nedir o?"”
3 gün 4 gün aynı akşam oluyor orucunu bozmadan niyet ediyor Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve sellem Efendimiz.
Sahâbeler bunu taklid etmeye başlamışlar.
Sahâbeleri Rasûlullah men’ etmiş yok demiş: “"Akşam oldu mu orucunuzu bozacaksınız. Siz orucunuzu bir günden öbür güne uzâtmayın!”" buyuruyor Cenâb-ı Peygamber.
"“Ben sizin birinize benzemem. RABBım beni geceleri doyurur!”" buyuruyor Aleyhi's-selatu ve's-selam.
Sende oruçlu olduğun zaman sana senden yakın olan 24 saat seni duyup doyurduğu için duruyorsun akşama kadar.
Biz görmeyerek doyuyoruz Rasûlullah görerek.
Hiçbir peygamber iki tâne zıt peygamber göremezsiniz dünyâda.
Hiç biri diğerinin mu’cizesini elinden almadı…..
Tûfanı şey yaptı, Mûsâ bilmem ne etti.
Rasûlullah aldı mı onların mu’cizesini taklid etti mi elinden.
Hayır almadı.
ALLAH’ın milyarlarca mu’cizesi vardır değil mi?
Büyü geçti gitti.
Mûsâ’nın mu’cizesi de Firavunun büyüsü de gitti.
Mûsâ’nın mu’cizesi de her ikisi de damdan aşağıya düştü. Yok.
Ama düştüler damdan aşağıya ama firavunun büyüsünün sesinden lânet çıktı o testiden.
Mûsâ’nın mu’cizesinin sesinden yücelik çıktı.
Dışarısını altın suyuna bâzen batırırlardı.
Altın suyuna batırırlar ağam bu altındır diye yuttururlar müşteriye.
Sekiz on kişi alır bunu habersiz her zaman ama müşteri kör kalmaz oğlum.
Her zaman insanı kandırırlar ama çekirge bir atlar iki üçüncü dördüncü de kapana düşer yalandan vazgeçmek lâzım.
Âlemde kokudan anlayan mahâret sâhipleri vardır.
Öyle çok lakırtı etmemek lâzım.
Bâzısı gelir sana miskten bahseder.
Herifin ağzı soğan kokar farkında değildir kendi kokusunun.
Sırrını açığa vurma. Ha bu soğan kokusunun. ben şeker yedim diyor herif amma nefesinden sarımsak kokusu gelir kimse farkında değil.
Böyleleri var haaa.
Şöyledir böyledir seni cehenneme sokar. Onu cennetten çıkarır. Ötekine pâye verir var, dolu her tarafta, her tarafta mürşid var.
Her tarafta şeyh var doldu ortalık.
“"Şeker yedim!”" diyor herif yanına yanaştığın zaman nefesinden soğan sarımsak kokusu geliyor, kimse farkında değil.

Doktorlar nasıl insanın yüzünden hastalığını tecrübeliyse anlarsa Tanrı Doktorları da var sen söylemeden içini dışını anlarlar.
Burada da ol nerede olursan ol.
Bunu şüphe etme bu böyledir ağam.
İstersen hayır de desen bile bu vallâhi de böyledir billâhi de böyledir.
Yemen’den Rahmânî nefes geliyor bana demiştir Cenâb-ı Peygamber.
Gülü getir burnunun altına şöyle koy.
Kokusu beynine yayılır.
Uyuyan adam rüyâda azab şeyi görür.
Rüyâda kendisine işkence yapıyorlar.
Uyurken dışarı böyle terler çıkmağa başlar.
Bedende ter dâneleri hâlinde.
Yusuf’un gömleğini Mısır’da bir yerde biliyorsunuz.
Amma kokusunu Ken’an elinden babası almağa başlar.
Ulan Yûsuf’un gömleği de sen.
Hepsi de sen, senden sana yakın.
Daha ağzındaki pis kokuyu aldığın farkında değilsin.
Bunları temizle oğul!.
O perdeyi yırt!.
Köpek kadar da mı olamıyoruz yavv?.
Beş kilometre uzaktan kesbihin kokusunu alır.
Hırsızın bastığı yeri koklat gidip onu buluyor.
Köpek insanın emrindedir.
Bu işe girersen oğlum.
Boncuğunu inci yaparlar.
Kendinde deniz olursun.
O zaman fırtına azalır.
Öylelikle Cebrâil’in dayanıp durduğu deniz kenarına kadar gidersin. Sidretu’l- Muntehâ’ya.
Cebrâil’in durağıdır bu makam diyor.
Cebrâil duruyor. Ordan öteye Rasûlullah geçer.
İnsan geçer.
Rasûlullah’ın nûru var sende o halde sen de onun makâmı var.
Arş orası işte.

“"Bu nerden belli ağam?” diyeceksin.
Levh-i mahfuzda yazılır.
“"Levh ne? levha mahfuz ne?”
Hıfz edilmiş.
“"Neden hıfz edilmiş biri mi çalacak bunu?.”"
Her yerde işitmişsinizdir.
Levh-i Mahfuz, Levh-i Mahfuz.
Mahfuz hıfz edilmiş demek, hafız hıfz eden demek.
Levh-i Mahfuz hıfz edilmiş kapatılmış, muhafaza altına alınmış.
Neden Muhafaza altına alınmış. Bunu biri mi çalacak.
Hayır efendim Hatâdan mahfuzdur orada hatâ yoktur.
Levh-i mahfuz, Levh-i Mahfuz anladık etrâfı jandarmalarla, yok efendim yok.
Hatâdan mahfuz orada hatâ yoktur demek.
Bir insan şom olursa onun yüzünden bulutta bile yağmur yağmaz.
Şom insanların yüzünden Nuh Tûfanı oldu yâhu Nuh Tûfanı oldu.
Öyle baykuş insanlar vardır ki bulutu şeyi vîraneye dönderir.
Halbuki hakîki müslümanın gönlünden bilgi ırmağı coştu mu ne kokar ne eskir ne de sararır.
Kitaptan öğrenilen bilgi oğlum ezberleme levhasından gelir.
O mahfuz değildir işte yalandır.
“"Şu kitap şöyle yazdı, şu Şeyh Efendi böyle dedi.”
“Cumhur dedi”"

“"Rasûlullah ne söyledi?.”
“Kur’ân-ı Kerim ne söyledi?"”
“"Kur’ân-ı Kerîm, Rasûlullah’ın sözüdür!"” dedi mi, kâfirsin.
Rasûlullah ALLAH’ın radyosu ALLAH söylemiş, onun ağzından bize gelmiş. Bitti bu kadar.
Sen gönül çeşmesini açtı mı neler akar ordan.
Ama efendim bende olmuyor.
Nerede fâre var ise o oğlum fâre çıkarsa bir şeye el uzatırsa ya orda kedi yoktur yâhut varısa bile kedinin sûreti vardır.
Kedi olan yerde fâre çıkmaz. Çıktı mı?

“"Efendim bizim evde kedi var ama çıkıyor.”"

Kedi tembeldir yâhut kedi kedi sûretidir.
Senin içinde hakiki Nûr-u Rasûlullah’ın perdesi açıksa hiçbir şey girmez.
Sarımsak yesen ağzın mis kokar onun için Rasûlullah: “"Sarımsak yiyen bizim içimize gelmesin!”" buyurmuş.
Ali’ye de demiş ki: "“Ali çok sarımsak ye!"”
Haa bizde de yerlerse, e “"Aliye öyle söylemiş!"”
Ulan Ali’nin ağzı sarımsağı mise çeviriyor.
Niye çok yenir.
Sarımsakta da artık sır mı olur.
Ağzını temizle, her şeyi temizle.
İnsanda nur gizlidir nur nur nur.
Nur vardır dünyâda!
Efendim, hoca efendi nur varmış diyor.
Eee ne soruyorsun bana.
Şâhitliğini arıyorsan bir şey var demektir değil mi?
Ben ehe vardır tamam. O halde bir şey sezdin ki soruyorsun.
Demek ki nur gizlidir var diyen de şâhiddir.
Doğru yol vardır a oğlum ama pusu gizlidir gizlenmiştir pusu.
Durmadan dinlenmeden delicesine bunu aramak lâzımdır deli gibi demektir.
Azîzim size son bir şey söyleyim mi size sersemliği giderecek bir şey bulunmazsa zâten sersemlik olmaz.
O halde sersemlik diye bir şey var ise sersemliği giderecek de bir çâre var demektir.
Bu sözler örtülü sözler, örtülü sözler. Sonunu sorma.
Çünkü söylenecek o kadar güzel sözler, güzel sesler yüzlerce sükut var.
Fakat ağzına elini koy, bu da hadistir.
Sükut denizdir söyleme gir mâbette.
Deniz seni aramada sen ırmağı arıyorsun.
Onun için hakîki ruh gözü olanın önünde susmak gerekir.
Ne demek bu?
Kur’ân okurken susunuz, sükut ediniz emri bundandır.
Ruh gözü olanın önünde susmak lazımdır.
Edeb lâzımdır demek.
O halde Rasûlullah’ın ağzından gelen Kur’ân-ı Kerim okunurken rûha hitaptır.
Senin rûhuna dinlemek farzdır.
Rasûlullah’ın Hilmi, hilmiyyeti yüz binlercedir. Bir dânecik hilmi yüzlerce dağa bedeldir.
O kadar hilimi vardır ki uyanık adamları bile aptala çevirir.
Yüzlerce gözü olan zekâ gözü olanlar bile onun sözlerinin karşısında şaşırır kalır. Sapığa döndürür insanı.
Nasıl ki şey mağarasına girdiler biliyorsunuz Sevr Mağarasına.
Eba Bekir’nen. Rasûlullah Efendimiz Eba Bekir’in dizinde yorgun, başını koydu uyumağa başladı.
Eba Bekir de ayağının orda bir delik var oraya tuttu bir yılan çıkıpta Rasûlullah’ı şey etmesin.
Sıcak iklimde küçük yılanlar çoktur.


KELİMELER:

Mahâret: Ustalık, beceriklilik, üstadlık. Meleke ve mümârese. * Kur’ânda meharet: Hıfzın kuvvetiyle harflerin mahreçlerine riâyettir.
Sidretu'l Muntehâ: Mahlukat ilminin ve amelinin kendisinde nihayet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işaret. Yedinci kat gökte olduğu rivayet edilen ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ulaştığı en son makam.
Levh-i Mahfuz: Her şeyin hayatının ind-i İlâhîde yazılması. İlm-i İlâhînin bir ünvanı.
Hıfz: Saklama. Koruma. Siyanet. Muhafaza. * Ezber etmek. Hatırda tutmak. Kur’ân'ı ezberde tutmak.
Müzdad: Çoğaltılmış. Ziyâdeleştirilmiş.
Hilmiyyet: Yumuşaklık, yavaşlık, yumuşak huyluluk.
Mahfuz: (Hıfz. dan) Hıfzolunmuş, saklanılmış. * Ezberlenmiş. Hafızaya alınmış. * Korunup gözetilmiş. * Gizlenmiş, saklanmış.



ÂYETLER:

وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“"Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn(turhamûne): :Kur’ân okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz.”" (A'râf 7/204)


HADİSLER:

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem: "“İnnî li-ecide ye’tini rîh-e'r-rahman min kablil yemeni: RAHMÂNın kokusu (Nefes-i RAHMÂN) bana yemen yönünden gelmektedir.”" Buyurdu.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem: “"Sarmısak, soğan, pırasa ve turp yiyen, mescidimize yaklaşmasın. Çünkü insanların rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.”" Buyurdu.
(Taberanî)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem: "“Soğan, sarmısak ve pırasa yiyen mescidimize yaklaşmasın. Çünkü melekler, Âdemoğlunun rahatsız olduğu şeyden rahatsız olur.”" Buyurdu.
(Müslim: 1/395)

Ömer İbnu’l Hattab (radiyallâhu anh) cuma günü insanlara hutbe verir ve hutbesinde şöyle der: “"Sonra ey insanlar! Sizler, ancak kötü kokulu olduklarını gördüğüm iki bitkiden yiyorsunuz: Soğan ve sarmısak... Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in mescidde bir adamda bunların kokusunu duyduğunu ve mescidden çıkarılmasını emrettiğini gördüm. O kişi, Bâki Mezarlığına kadar uzaklaştırıldı. Kim bu ikisinden yerse onları pişirerek öldürsün, ondan sonra yesin.”"
(Müslim: 8/332, Albânî Sıfatu Salati’n-Nebi: 131)

Gönderen : kulihvani Tarih : 10-11-2011
Okunma : 404

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız.
Arşiv Haberler

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır