Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
İSLAN ALEMini HALi
HÂL-i İSLÂM!.

cÂNa ->CihÂN CeheNNeMi,
->İBRAHiMî NÂR ->İÇİnde!.
BeLÂ!.” SÖZün FİTNE DEMi,
“SeLÂMen”i ->ZÂR ->İÇİnde!.

Resim

ZEVK 8089

CEVR-i CihÂNda ->CÂN CENGi -->ÇİLLELer ÇAĞInda İSLÂM!
MÜ’Min YATar ->FÂCiR KALKar ->YÂD EL YATAĞInda İSLÂM!
-> “KeLÂMuLLAH ->ReSûLuLLAH ->EMRi”ni ->DUYup >UYmadı!
ÖZüm YANar!. ->gÖZüm AĞLar!. -->FiTNE BATAĞInda İSLÂM!.

Kul İhvÂNi

10.04.17 16:24
brsbrsmm.zamanszÂNn..


Resim

Şu ÂN GEÇmiş-GELeceği,
ŞEY’inde ->ŞeytÂN-MeLeği!.
->İŞİnin BAŞında RABBım!.,
"FİTNe"->KULLUğun GEREği!.!.


Resim

KeLÂM-ı ALLAHu zü'L- CeLÂL ve KeLÂM-ı RASÛLULLAHu zü'L- KeMÂL'e BAKalım İnşâe ALLAHu Teâlâ;

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
"Kullu nefsin zâikatu’l- mevt (mevti), ve neblûkum bi’ş- şerri ve’l- hayri fitneten, ve ileynâ turceûn (turceûne).: Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şer fitneleri ile imtihan ederiz. Ve Bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ 21/35)

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
"Yes’eluhu men fî’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O’ndan isterler (dilerler). O hergün (her ÂN) bir şe’n/Şe’ÂN (ayrı bir tecellî, yeni bir OL!.uş) üzerindedir.” (Rahmân 55/29)


FİTNE:

“Fetene” fiili, kum içine karışmış altın tozunu bir tavaya koyup ateşe tutmak ve altın hemen eriyeceğinden yere dökülünce, soğur ve kumun içinden eriyik kütlesi olarak ayrılır.
İşte İmkanlarımızla olmakta olduğumuz KULLuk İmtihanımızdaki İmÂNımızın açığa çıkması Amellerimizin-İşlerimizin; Hak-Batıl, Hayr-Şer, Sevab-Günah olup olmadığı bu şekilde denenmektedir-sınanmaktadır SünnetuLLAHta..

Bezm-i Elestte verdiğimiz “EZEL-EBED AHD”imiz olan “BeLÂ’” Sözümüzün şu içinde yaşadığımız dünya hayatında türlü türlü belâlarla denenmesi MuraduLLAHtır, EmruLLAHtır.. ve..Her ÂN Yeniden yaratış Şe’ÂNuLLAHta KÛN feyeKÛN OLuŞ SünnetuLLAHıdır elhamdulllâhirabbilâlemîn..

İslÂM Dinini Yaşamak Özellik ve Sorumluluğunu taşıyan her nefs, istese de istemese de bu DENEmeLere tâbi tutulmuş/yor/caktır..


الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Resim---“Ellezî halaka’l- mevte ve’-l hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ (amelen), ve huvel azî zul gafur (gafûru).: O (ALLAHu zü’l-CELÂL), amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.”
(Mülk 67/2)


Fitne: İnsanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey. * Muhârebe. * Azdırma. * Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. * Küfr. Fikir ihtilâfı. * Şikak. Kavga. * Delilik. * Mihnet ve beliye. * Mal ve evlâd. * Potada altın ve gümüşü eritmek. * İmtihan ve tecrübe etmek.
Fitnekâr: f. Ortalığı bozmağa çalışan. Fitneci. Fesâd verici. Fitne çıkarmak isteyen.
Fücur: Günah. Zinâ. Namusları pây-mâl etmek gibi şeytanî iştiha. Dinsiz ve ahlâksızların durumudur.


Kur'ân-ı Kerimimizin drekt hükmüdür ki fitne öldürmekten daha kötü-beterdir ve KULLUK imtihÂNı gereği en yakın âle efradı çoluk çocuğu bile bu OYUNun bir parçasıdır ve EMrullah uymak bize olmasa olmaz yükümlülüktür.
Halka uyup hayatı onlara indekslemekte, kalabalıklarına karışmakta dâima sonUÇta şiddet ve saldırı olur ki, olmamak olmaz!.


وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm(azîmun).: Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır.”
(Enfâl 8/28)


cÂNa CihÂN CeheNNeMi.:

Ümmü Mübeşşir el-Ensâriyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim şöyle buyurmuştu:"
(Hudeybiye biatına katılan) ashâbu'şşecere'den hiç kimse inşaallah cehenneme girmeyecektir."
Bunun üzerine Hafsa (radıyallahu anhâ) validemiz: "Hayır ey Allah'ın Resulü!" dediyse de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu azarladı.
Bunun üzerine Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ) şu âyeti okudu: "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür" (Meryem 71).
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu cevâbı verdi: "Allah şöyle de buyurmaktadır: "Sora biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız"
(Meryem 19/72)
(Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 163, (2496).)


وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
"Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.”
(Meryem 19/71)

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
"Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).: Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.” (Meryem 19/72)


İBRAHîMî NÂR’ın -> “BERdEN SeLÂM-ÂN”-ı.:

قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Resim ---Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm(ibrahîme): Ey ateş! İbrâhim için serinlik ve esenlik ol! dedik.” (Enbiyâ 21/69)



ResimALLAHu zü’L- CeLÂL’in, Kur'ÂN-ı Kerîmdeki FİTNE ile ilgili pek çok BUYruklarından bazıları;

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاء الْكَافِرِينَ
"Vaktulûhum haysu sekıftumûhum ve ahricûhum min haysu ahracûkum ve’l- fitnetu eşeddu mine’l- katli, ve lâ tukâtilûhum inde’l- mescidil harâmi hattâ yukâtilûkum fîh (fîhî), fe in kâtelûkum faktulûhum kezâlike cezâu’l- kâfirîn (kâfirîne).: Onları (size savaş açanları), bulduğunuz (yakaladığınız) yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Fitne (çıkarmak), (adam) öldürmekten daha şiddetlidir (kötüdür). Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla orada savaşmayın. Fakat eğer (orada) sizinle savaşırlarsa (sizi öldürmeye kalkarlarsa), o taktirde (siz de) onlarla savaşın (onları öldürün). Kâfirlerin cezası işte böyledir.” (Bakara 2/191)

وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
"Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdu’l- ıkâb (ıkâbi).: Ve sizden (içinizden), sadece zalim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takva sahibi olun). Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu biliniz.” (Enfâl 8/25)

وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm (azîmun).: Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır.”
(Enfâl 8/28)

وَالَّذينَ كَفَرُواْ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ إِلاَّ تَفْعَلُوهُ تَكُن فِتْنَةٌ فِي الأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ
"Vellezîne keferû ba'duhum evliyâu ba'dın, illâ tef'alûhu tekun fitnetun fî’l- ardı ve fesâdun kebîr (kebîrun).: Kâfir olan kimseler birbirinin dostlarıdır. Onu yapmazsanız (birbirinizle dost olmazsanız) yeryüzünde fitne ve büyük fesat olur.” (Enfâl 8/73)

لَوْ خَرَجُواْ فِيكُم مَّا زَادُوكُمْ إِلاَّ خَبَالاً ولأَوْضَعُواْ خِلاَلَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
"Lev haracû fîkum mâ zâdûkum illâ habâlen ve le evdaû hılâlekum yebgûnekumu’l- fitneh (fitnete), ve fîkum semmâûne lehum, vallâhu alîmun bi’z- zâlimîn (zâlimîne).: Eğer sizin aranızda (savaşa) çıksalardı, size kötülüğü arttırmalarından başka bir şey yapmazlardı. Sizin içinizde fitne çıkmasını isterler ve mutlaka sizin aranızda gayret gösterirler. Sizin aranızda onları dinleyecek olanlar var ve Allah zalimleri bilendir.” (Tevbe 9/47)

لَقَدِ ابْتَغَوُاْ الْفِتْنَةَ مِن قَبْلُ وَقَلَّبُواْ لَكَ الأُمُورَ حَتَّى جَاء الْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ اللّهِ وَهُمْ كَارِهُونَ
"Lekadibtegûl fîtnete min kablu ve kallebû leke’l- umûre hattâ câe’l- hakku ve zahere emrullâhi ve hum kârihûn (kârihûne).: Andolsun ki; daha önce de fitne çıkarmak istediler ve hak gelinceye kadar sana (birtakım) işler çevirdiler. Ve onlar, kârihûn (kerih görenler) olmalarına rağmen (istememelerine rağmen) Allah’ın emri zahir oldu (açığa çıktı, belli oldu).” (Tevbe 9/48)

وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ ائْذَن لِّي وَلاَ تَفْتِنِّي أَلاَ فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواْ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
"Ve minhum men yekûlu'zen lî ve lâ teftinnî, e lâ fî’l- fitneti sekatû, ve inne cehenneme le muhîtatun bi’l- kâfîrîn (kâfîrîne).: Ve onlardan biri: “Bana izin ver ve beni fitneye düşürme.” der. Onlar fitneye düşmüş değiller mi? Ve muhakkak ki; cehennem, kâfirleri mutlaka ihata edicidir (kuşatıcıdır).” (Tevbe 9/49)

فَقَالُواْ عَلَى اللّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
"Fe kâlû alâllâhi tevekkelnâ, rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten li’l- kavmi’z- zâlimîn (zâlimîne).: Bunun üzerine: “Biz Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizi zalim kavme fitne (konusu) kılma.” dediler.” (Yûnus 10/85)

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
"Kullu nefsin zâikatu’l- mevt (mevti), ve neblûkum bi’ş- şerri ve’l- hayri fitneten, ve ileynâ turceûn (turceûne).: Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şer fitneleri ile imtihan ederiz. Ve Bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ 21/35)

لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِّلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
"Li yec’ale mâ yulkı’ş- şeytânu fitneten lillezîne fî kulûbihim maradun ve’l- kâsiyeti kulûbuhum, ve inne’z- zâlimîne le fî şikâkın baîd (baîdin).: Kalblerinde maraz (hastalık) olan ve kalbleri kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) olanlara, şeytanın ilka ettiği (ulaştırdığı) şeyi fitne (imtihan) kılmak içindir. Ve muhakkak ki zalimler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler (Sıratı Mustakîm’den uzaklaşmışlardır, ayrılmışlardır).” (Hacc 22/53)

إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِّلظَّالِمِينَ
"İnnâ cealnâhâ fitneten li’z- zâlimîn (zâlimîne).: Muhakkak ki Biz, onu (zakkum ağacını) zalimler için fitne (imtihan) kıldık.” (Sâffât 37/63)

فَإِذَا مَسَّ الْإِنسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِّنَّا قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
"Fe izâ messe’l- insâne durrun deânâ, summe izâ havvelnâhu ni’meten minnâ kâle innemâ ûtîtuhu alâ ilmin, bel hiye fitnetun ve lâkinne ekserahum lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: İnsana bir zarar dokunduğu zaman Bize dua eder. Sonra ona tarafımızdan bir ni’met gönderdiğimizde: "Bu ancak bana bir ilim üzerine verildi." der. Hayır, o bir imtihandır. Ve lâkin onların çoğu bilmezler.” (Zümer 39/49)

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ
"Zûkû fitnetekum, hâzâllezî kuntum bihî testa’cilûn (testa’cilûne).: Fitnenizi (yalanladığınızı) tadın! Bu, sizin acele istemiş olduğunuz şeydir.” (Zâriyât 51/14)

رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
"Rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten lillezîne keferû, vagfir lenâ rabbenâ, inneke ente’l- azîzu’l- hakîm (hakîmu).: Rabbimiz, bizi kâfirlere fitne kılma! Ve bizi mağfiret et Rabbimiz. Muhakkak ki Sen, Sen; Azîz’sin, Hakîm’sin.” (Mümtehine 60/5)



ResimResûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, Hadis-i Şeriflerindeki FİTNE ile ilgili pek çok BUYruklarından bazıları;

Abdullah b. Ömer (radiyallahu anhu): “Biz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in yanında oturuyorduk. Efendimiz, uzun uzadıya fitneleri (meydana gelecek büyük hadisleri) anlattı Ehlâs fitnesini zikretti.
Birisi: “Ehlâs Fitnesi nedir, Yâ Rasûlullah?” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “O, insanların birbirinden kaçması ve haksız yere malların alınmasıdır. Sonra Serrâ (nimet) fitnesi vardır. Bu fitne, benim ailemden, benden olduğunu zanneden ama aslında benden olmayan bir adamın ayakları altından, yayılacaktır. Benim dostlarım ancak muttaki olanlardır. Sonra insanlar, kaburga üzerindeki oturak gibi (devam etmeyecek olan), bir adamla anlaşacaklar; daha sonra karanlık fitne çıkacak, bu ümmetten dokunmadığı kimse kalmayacak. Bitti, denildiğinde, devam edecek. O fitnede (esnasında) kişi, mü’min olarak sabahlayacak akşama kâfir olarak çıkacak. İnsanlar iki çadırda (gurupta) olacaklar. Bunlar, içinde asla nifakın olmadığı iman çadırı ve imanın olmadığı nifak çadırıdır. Siz o güne ulaştığınızda o gün veya yarın Deccâli bekleyiniz.” buyurdu.” demiştir;
(İ. Ahmet, II. 433; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/332-333.)

Hüzeyfe b. el-Yemân (radiyallahu anhu) şöyle demiştir: “Vallahi, arkadaşlarım unuttular mı, yoksa unutmuş mu göründüler; bilmiyorum; Vallahi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Dünyâ'nın sonu gelinceye kadar çıkacak; olan tâbîlerinin sayısı üçyüze ve daha fazlaya varan fitne liderlerinin hiçbirini bırakmadan; hepsini, bize, adı baba adı ve kabilesinin admı anarak haber verdi."
(Kütüb-i Sitte'de sadece Ebu Davud’ da vardır, Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/336.)

Nasr. b. Asım el-Leysî şöyle demiştir:
“Benû Leys'ten bir heyet içerisinde el Yeşkürî'ye geldik.
El-Yeşkûrî: "(Bu) heyet kim"? dedi.
"(Biz) Benû Leys'(iz)- Sana Hüzeyfe Hadisini sormaya geldik" dedik.
El Yeşkûrî hadisi şöyle aktardı:
Hüzeyfe: "Yâ Rasûlullah, bu hayırdan sonra şer var mı?" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Fitne ve şer..."
Hüzeyfe: "Yâ Rasûlullah, bu serden sonra hayır var mı?" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem üç defa:"Yâ Hüzeyfe, Allah'ın Kitab'ını öğren ve içindekilere uy!. (bu soruyu bırak)"
Hüzeyfe: "Yâ Rasûlullah, bu serden sonra hayır var mı?"
Hz. Peygamber: "Duman üzerinde bir sulh ve içerisinde fitneler olan bir toplum."
Hüzeyfe: "Yâ Rasûlullah duman üzerindeki Sulh nedir?"
Hz. Peygamber: "Milletlerin kalbleri eskiden olduğu hale dönmez (Eski sevgi kalmaz)."
Hüzeyfe: "Ya Rasûlullah, bu hayırdan sonra şer var mı?"
Rasûlullah: "Kör ve sağır fitne... cehennemin kapılarında fitneye çağıran dâvetçiler olacak. Yâ Hüzeyfe, senin bir kök ısırarak (yiyerek) ölmen o fitnecilerden birisine uymandan daha hayırlıdır!." buyurdu.
(İbn Mâce, Fiten 13; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/342-343.)

Sevban (radiyallahu anhu)'den rivayet edildi ki; Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “ALLAH celle celâlihu, benim için yer yüzünü dürüp topladı -Yahut "Rabbim benim için yeryüzünü dürüp topladı." dedi. doğusunu ve batısını gördüm. Şüphesiz benim ümmetimin hükümranlığı, dünya'dan benim için dürülüp toparlanan yere ulaşacak. Ayrıca bana kırmızı (altın) ve beyaz (gümüş) olan iki hazine verdi.
Ben, Rabbim'den ümmetim için, onları genel bir kıtlıkla helak etmemesini, onlara kendilerinden başka bir düşman musallat edip de köklerini kazımamasını istedim.
Rabbim, bana şöyle buyurdu: "Yâ Muhammed, Şüpesiz ben bir şeyi takdir ettiğim zaman, artık o geri çevrilmez. Ben, onları genel bir kıtlıkla helak etmeyeceğim. Onlar aleyhine dünyanın dört bucağından toplansalar bile, köklerini kazısın diye, başlarına kendilerinden başka bir düşmanı musallat etmem. Ta ki, birbirlerini helak etsinler ve birbirlerini esir etsinler."
Ben Ümmetim için ancak sapıtıcı (yoldan çıkartıp bid'atları emreden) liderlerden korkarım. Benim ümmetimin arasına kılıç girdi mi (iç kavgalar çıkınca), artık kıyamet gününe kadar bir daha çıkmaz. Ümmetimden bazı kabileler, müşriklere iltihak etmedikçe ve yine ümmetimden bazı kabileler putlara tapmadıkça kıyamet kopmaz. Şüpesiz, ümmetim içerisinden otuz tane yalancı çıkacak. Onların her biri kendisini peygamber sanacak. Halbuki, ben, Peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra Peygamber yoktur. Benim ümmetimden bir grup da Allah'ın emri gelinceye kadar hak üzerine -İbn İsa, "Üstün olarak" dedi. - devam edecek. -Sonra, iki râvî ittifak ettiler - Onlara muhalefet edenler kendilerine zarar vermeyecektir.” Buyurdu.
(Müslim, Fiten 19; Tirmizî, Filen 32; İbn Mâce 9; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/353-355.)

Ebû Malîk -Yanı el-Eş'arî- (radiyallahu anhu)'dcn rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur.:
“ALLAH celle celâlihu sizi (şu) üç şeyden himaye etmiştir.
1-) Peygamberinizin size beddua edip de, sizin toptan helâk olmanızdan,
2-) Bâtıl üzere olanların hak üzere olanlara galabe çalmasından,
3-) Dalâlet (sapıklık) üzere birleşmenizden.
(Darimî, Mukaddime 8.)

Ebû Hûreyre (radiyallahu anhu)'den rivayet edildi ki; Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Zaman yaklaşıp (kısalacak), ilim (ehli) azalacak, fitneler ortaya çıkacak, (insanların içine) cimrilik atılacak ve here çoğalacak"
Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme: "Herç" nedir Ya Rasûlullah?" denildi. "-Katl, Katl..." buyurdu.
(Buharî, İlim 24. İstiska 27, Fiten 5; Müslim, İlim I 10, Fiten IS; Tirmizî, Fitne, 31.)

Mikdad b. el-Esyed (radiyallahu anhu): “Allah'a yemin ederim ki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'i şöyle derken işittim. "Şüphesiz Mes'ûd kişi, fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mesud kişi, fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mes'ud kişi fitnelerden uzak kalan, bir belâya uğradığında sabredendir. (Fitneye katılana) vah yazık!" demiştir.
(Sadece Ebû Davûd rivayet etmiştir. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/375.)

Ebû Hureyre (radiyallahu anhu)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "İleride sağır, dilsiz ve kör fitneler olacak. Kim fitnelere yaklaşırsa, onlar da o şahsı kendilerine çekerler. Dilin fitnelere dalması kılıç darbesi gibidir."
(Hadisi sadece Ebû Davûd rivayet etmiştir. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/376.)

Ahmed b. Kays şöyle demiştir: "Ben savaşmayı isteyerek çıkmıştım. Ebû Bekre (radiyallahu anhu) ile karşılaştım. Bana: “Geri dön, ben, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'i: "İki müslüman kılıçları ile karşılaştıkları zaman öldüren de ölende cehennemdedir!." buyururken işittim, Birisi: "Yâ Rasûlellah şu katil, pekî öldürülenin durumu ne ki? o da Cehennem de?" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: O da karşısındakini öldürmek istemişti!” buyurdu.
(Buharî, Fiten 10; Müslim, Filen 14; Nesaî, Tahrim 29, Ahmed b. Hanbel IV-401. 410, 418: V-43, 47,51; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/379.)

Ebû Musa (radiyallahu anhu)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Benim şu ümmetim, merhamet edilmiş bir ümmettir. Ona âhirette azâb yoktur. Onun dünyadaki azabı, fitneler, zelzeleler ve bir birlerini öldürmeleridir." buyurdu.
(İbn Mâce, Zühd 34; Ahmed b. Hanbel, 1V-408, 410; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/391-392.)

Fitnlerden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin bir DUÂsıyla ALLAHu zü’l- CeLÂLimize sığınalım inşâe ALLAHu TeÂLÂ!.

Âişe radiyallahu anha ANNEmiz’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem namazlarının sonunda şöyle duâ ederdi: “ALLAH’ım, kabir azâbından, Mesih Deccâl’ın fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden Sana sığınırım. ALLAH’ım, hayatın ve ölümün fitnesinden, günah ve borçtan da Sana sığınırım.”
Bir kimse: “borçtan dolayı çok sığınmanızın sebebi nedir?” diye sorunca;
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsan borçlanınca konuşur ve yalan söyler. Söz verir ve sözünde duramaz!” cevabını verdi.
(Buhârî, Vüdû 37, Ezan 149, Cenâiz 86-88, Cihad 25, Deavât 38, 39, 44-46; Müslim, Mesâcid 128, 130, 132, Zikir 49, Cenâiz 86)

Gönderen : Tarih : 10-04-2017
Okunma : 170

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız.
Arşiv Haberler

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır