Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.12. KESRET - VAHDET ZEVKİ

Resim
 
1.12. KESRET-VAHDET ZeVKi

Azîz kardeşim,
Bilinen gerçeklerdir ki vusûlsüzlük, usûlsüzlükten ve bir yere varamayış yolunu bilemeyiştendir.
Tasavvuf, insanı esfeli safilinden illiyyiine çıkarmak çabasıdır.
İnsanoğlu bu kıvamda halk edilmiştir.
MuhaMMedî Tasavvufun Usûlü TEKNİK ANlayıştır.. Birbirlerinin
AKLen Madde-NAKLen Mânâ
Antipotudurlar..

Her AKLın-çocuk bile olsa, bir KÂMİLden
Ave1
diye besmele çekip öğrenmeye başlaması hayâtın ana gerçeğidir..

O zaman nedir
VAHDET nedir KESRET?..
Muhammedî Tasavvufta Vâhid, yalnız ve tek OL-ANBİRdir.
“1” tek eşsiz zıtsız TEK olan SAYIdır..
1 ve 1 daha 2 dersin.
Sonra 1 daha 3 dersin...
Sonra, 1 daha 4 dersin... 1 daha 9 dersin..
Sayı “1” dir ve “Tek” tir ve
VAHDET
tir
Sonrakiler 1 dahasıdır ve
RAKAMlardır.
“1” VAHDET SAYISIdır.
“9” KESRET RAKAMIdır..
Gidebildiğin yerin ötesinde düşündüğün çokluk iseKESRETtir. Muhammedî Tasavvuf ise bir bakıma;Vahdette kesreti, kesrette vahdeti ANLAyış şuûru
dur...

Akıl Âleminde sıfırın ve sonsuzun târifi olmadığı gibi skaler sayı da TEKtir ve “1” dir.
Sonrakiler 1 lerin ard arda toplamlarını gösteren RAKAMlardır.
2 demek 1 + 1 = 2 demektir.
Kâinâttaki
VAHDET birliğini ve TEKliğini anlamaz isek AKILlı ancak, NAKİL
siz pek çok matamatikçi gibi çokluk içinde bir ömür çalkalanır dururuz…
9 en Son ve en Yakın Eksik-TÜMMlenmeye muhtaç ve TÜMM-leyeni
1-VahdetOL-AN KESRET
Rakamıdır.
Milyar tâne “9” u- kesret ANAsını, bir TEK “1” SAYIsı SIFIRlar da BAŞ-a kendi geçer, Vahdâniyetullahı gösterir durur…
Yaratan Vâhidu’l-Kahhar
ALLAH celle celâluhUU!..

Elbette Modern Matematiğin ANTİPOT-u Muhammedî Matematiği ANlamak ve Yaşamak için
DOKUZ DOĞ-urmak!dense bu en doğru sözdür…

100 milyonlu sayıları saymaya kalışsanız, her sayıyı 2 sâniye de söyleyeceğinizi düşünürsek ortalama bir sayıyı 1.65 sâniye söylersinizki bu da hiç ara vermeden 53 yıl sürer inanması zor değil mi?.
Denemek ister misiniz, Kesretin-Çokluğun, Vahdet-Teklik Sırrını Anlayış Olmadan İNSAN-ı Nasıl yorduğunu ve AKLı nelerin nasıl çOKlukta çeldirdiğini..
Bendeniz Uzay metematiğine de göz atmıştım da şaşakalmıştım daha genç iken..

“1”VAHDET SAYIsı Mânâ Yüreğimde, NAKL-imde MURADullah KAZAsı gibi AN-latılan VAHDET Kavramı olarak var Oldu.
KAZA SAYISIdedim.
“9” KESRET RAKAMI ise Madde Yüreğimde AKL-ımda EMRullah KADERi gibi YAŞA-latılan KESRET Kavramı olarak var Oldu.KADER RAKAMIdedim.

1 VAHDET SAYISI;
Toplama Çıkarmada dâimâ mislincedir. Çarpmada ve Bölmede etkisizdir..
9 KESRET RAKAMIysa;
9 sayısını kaçla çarparsanız çarpın rakamlarının toplamı gene 9 eder:
9x181=1629 ise 1+6+2+9=18 ise 1+8=9
9x8743=78687 ise 7+8+6+8+7=36 ise 3+6= 9 eder..


“1” VAHDET SAYISIz yâni Nakilsiz, “9” KESRET RAKAMI yâni Hamm Akıl, Başını ne kadar taşlara çalarsa çalsın dâimâ 9 DOKUZ DOĞuracaktır.
Ve en Acısı TÜMleyeni1eTEVHİD
e hasret kalacaktır!..
TeVHİDimizin temeli Olan
TEKlik-VAHDET İt’idal SEViyesi;ÇOKluk- KESRET-İfratı ileYOKluk-Tefritinin;
ARAKESiti-TaMM Ortası-NÖTRü, MuhaMMedî Fırka-yı Nâciye YOLudur..
Kur'ân-ı Kerîm'imizde Kesret-Vahdet güzellemeleri vardır..


وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ
وَطُورِ سِينِينَ
وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ
أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ


Ve't-tîni ve'z-zeytûn (zeytûni). Ve tûri sînîn (sînîne). Ve hâze'l-beledi'l-emîn (emîni). Lekad halakne'l-insâne fî ahseni takvîm (takvîmin). Summe redednâhu esfele sâfilîn (sâfilîne). İllellezîne âmenû ve amilû's-sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn (memnûnin). Fe mâ yukezzibuke ba’du bi'd-dîn (dîni). E leysallâhu bi ahkemi'l-hâkimîn (hâkimîne): İncire, zeytine, Sina Dağı'na ve şu emin beldeye yemin ederim ki biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Fakat imân edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devâmlı bir ecir vardır. Artık bundan sonra cezâ günü konusunda seni kim yalanlayabilir? ALLAH hüküm verenlerin en üstünü değil midir?"
(Tîn 9/1-8)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu sûreyi okuyup bitirince:
"Belâ. Ve ene zâlike mine'ş-şâhidin: Bilâkis; ben gerçekten buna şâhidim" buyurmuştur.
 
BUyurun BİZ-BİR-likte zevkedelim:

İncire, kesrete (tek torbadaki çokluğa) andolsun.
Zeytine, (tekliğe) vahdete andolsun.
Sînâ Dağına (kalb) andolsun.
Şu emin beldeye yemin olsun ki biz insanı en güzel kıvamda, kemâlât aşamalarının tümünü ikmal edebilecek akışkanlıkta-kıvamda, hâlden hâle geçebilecek tavır ve tarzda halk ettik.
Sonra onu imtihan âlemine indirdik, en aşağıların aşağısına reddeddik.
Ancak, imân edip, imânını sâlih amelle isbat edenler Tevhidi TERCİH edenlerdir.
Onlar için minnetsiz (başa kakılmayacak) bir ECİRR-ÇEKiş-ücret vardır.
Artık bundan sonra din hususunda seni kim yalanlayabilir?
ALLAHu zu'l-Celâl hakîmlerin hakîmi değil midir?


Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Bilâkis, ALLAHu zu'l-Celâl'in hâkimlerin hâkimi olduğuna ben de şâhidim El-hamdu lillah!

Esfeli safilin'den alâ-yı illiyin'e ulaşım-SALL yolu olan tasavvufun, MuhaMMedî Tâlim-Öğretim ve MuhaMMedî Terbiye-Eğitim yolu da:

İlim, İrâde, İdrak ve İştirak
tir.

Gerçeği bilmenin ve
HAKK
'ı celle celâluhu tanımanın usûlü, tavrı, tarzı, sitili, metodu, sünneti ve ilmini;
Kur'ân-ı Kerîm ve sahih hadis (nakl yolu) kaynaklarından alıp, akıl fikir ve şuûr âlemimizde vicdanî değerlendirmeyi yapıp, Hakkı hak bilip uymanın ve bâtılı bâtıl bilip kaçınmanın iradesine ulaşıp, tek tercih hâlinde kani' olup, kesin kararla idrak etmektir.
Ve idraki iştirake çevirip fiilen işlemektir-YAŞAyıp da açıkça-zâhiren ŞÂHİDi OLmaktır.

Uhud kara gününde Hazreti Hamza radiyallâhu anhu'yı Vahşi şehîd edip göğsünü parçalamıştı.
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de uzaktan izlemiş ve gönül videosuna almıştı.
Mekke fethedilince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem
Vahşi'nin de bulunduğu yerde öldürülmesiniemretmişti.
Vahşi, çöllerdeki kavimlere sığınmıştı. Ne var ki sığındığı kavimler müslüman olunca, başka bir kavime kaçıyordu.
Kurtuluş kalmadığını anlayınca Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e :

"Ben de müslüman olabilir miyim?"
diye haber gönderdi.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu duyunca Hamza radiyallâhu anh'ın şehâdet anını tekrar yaşadı.

"Hayır!..."
buyuracaktı ki:
Cebrail aleyhi's-selâm aralarına girip:

"Yâ Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem! Vahşi döndü! Devenin memesinden çıkan süt gibi geri giremez!..."
Yâni cehâlette öldü, kemâlâtta dirildi...
Buyurunca Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
"
Din ALLAHu zu'l-Celâl'indir, müslüman olabilir, ancak ben de beşerim gözüme fazla gözükmesin!..." buyurmuştur.

Rivâyete göre, Ubeydullah (Hazret-i Hamza’nın katili) Vahşî’ye:

-
Bize Hamza’nın katlini anlatır mısın? diye sordu. O da:

-
Evet, diyerek şöyle anlattı:

-
Hamza Bedir harbinde Tuayme İbn-i Adiy İbn-i Hıyâr’ı öldürmüştü. Efendim olan Cübeyr İbn-i Mut’im bana: Eğer amucam Tuayme’ye bedel Hamza’yı öldürürsen sen hürsün! dedi. Vahşî der ki: Ayneyn yılı halk Medîne’ye sefere çıkınca -Ayneyn Uhud dağı cânibinde bir dağdır. Bununla Uhud arasında bir vâdî vardır- ben de halk ile berâber harbe çıktım. Harb nizâmında sıralandığımızda (Kureyş tarafından Siba’ çıktı. Cenk edecek mübâriz istedi. Buna karşı Abdulmuttalib’in oğlu Hamza çıktı.

-
Ey Siba’, ey Ümm-i Enmar kadınınoğlu! ALLAH’a ve Rasûlullah’a muhâlefet etmek mi istersin? dedi.
Vahşî der ki: Sonra Hamza, Siba’ üzerine yürüdü. Herif dünkü gün gibi (yok) oldu.

Vahşî (sözüne devâm ederek) dedi ki: Bu sırada ben Hamza’yı vurmak için bir taş arkasına gizlendim. Ve bana yaklaşınca harbemi (kısa mızrağımı) ona attım ve mızrağımı Hamza’nın kasığına yerleştirdim. Mızrak Hamzâ’nın tâ iki oyluk üstünün arasından çıkmıştı. İşte bu mızrak Hamza’yı olduğu yere çökertti (öldü). Mekkeliler harbden dönerken ben de onlarla berâber geri döndüm. Ve Mekke’de İslâm dîni yayılıncaya kadar orada oturdum. (Mekke’nin fethi üzerine) Tâif’e kaçıp gitmiştim. O sırada Tâifliler (toptan müslümân olduklarını arzetmek üzere) Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’e bir hey’et gönderdiler. Bana da (korkma git) Resûlullah elçiyi ürkütmez dediler. Ben de hey’etle berâber yola çıktım. Tâ Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem’in huzûruna kadar vardım. Resûlullah beni görünce:

-
Sen Vahşî misin? buyurdu. Ben, Evet! dedim. Resûlullah iki def’a:

-
Hamza’yı sen mi katletmiştin? buyurdu. Bu iş, size erişen haber vechile oldu! dedim. Resûlullah:

-
Yüzünü benden saklamağa gücün yeter mi? buyurdu.

Vahşî dedi ki: Ben de hemen huzurdan çıktım. Resûlullah vefât edip de (Ebû Bekir zamânında) Müseylimetü’l-Kezzâb çıkınca (kendi kendime) tam sırasıdır, muhakkak ben Müseylime’ye karşı çıkarım. Umarım ki, ben Müseylime’yi tepelerim de bu hizmetimle Hamza’ya karşı irtikâb ettiğim cinâyeti karşılarım! dedim. Ve Müseylime üzerine sevk olunan ordu ile hareket ettim. Bu muhârebede galib, mağlûb olan oldu. Bir de ne göreyim? Yıkık bir duvarın karaltısında bir kişinin (Müseylime’nin) durduğunu gördüm. Herif: Sanki esmer bir deve (benzi kül gibi), başının saçı dağınık bir halde.
Vahşî der ki: Hemen (Hamza’yı vurduğum) harbemi attım... Onun iki memesi arasına yerleştirdim. (Bir halde ki:) Harben herifin tâ iki küreği arasından çıktı. Bunun üzerine Ensâr’dan bir kişi maktûle doğru koştu ve başına bir kılıç darbesi indirdi.

(Ubeydullah İbn-i Adiy İbn-i Hıyâr radiyallahu anhu’dan;Sahih Buhariî)

İdrak, iştirak
e dönüştü mü geri dönüş yoktur.
Yenilen ve içilen her nesnede de bu yol geçerlidir.
Hatta gülmek gibi soyut bir olayda dahi aklımız, konuyu öğrenir, algılar, neşelenir ve güleriz.
İştirak
te oluruz.
MuhaMMedî Tasavvufun diri olan bu metodu;

hüviyetten (dış) mâhiyete (iç), âfâktan enfüs'e muhitten merkez'e zâhirden bâtına ve halktan HAKK'a olan tevhidin kemâlât yoludur.

Nakilsiz akılların felsefî metodları; aklı sıkıştırıp çok güzel naylon çiçekleri ömür boyu temaşâ ettirirken,
Tasavvufun bir tek bu metodu bile Beydağlarındaki bir sarı çiğdemin bir tohumundan bin tohuma, vahdetten kesrete kemâlini ve kesintisiz ilâhî dirilik zincirini isbatlar ve kanıtlar.
Aklın haz duyma ihtiyacını karşılar ki bu akıl için lâzım ve lâyıktır.
SÖZün ÖZü o ki;

AKIL KESRETi MuhaMMedî KÂMİL ELinde; İlim, Edeb, İrfÂN ve ERkÂN Öğretim-Eğitimiyle
NAKİL VAHDETine SALLeder-ULAŞır in şâe ALLAH!..








[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır